AİLE İÇİ ŞİDDET

Aile içi şiddet çeşitli kültür, sınıf, eğitim, gelir düzeyi, etnik köken ve yaş sınırlarının ötesinde, tüm ülkelerde saptanan bir olgudur. Bir ilişkide genellikle biri tarafından diğerini kontrol altında tutmak için kullanılır. Türkiye’de mevcut verilerin güvenilirlik sorunları nedeniyle, tam olarak kadınların ne kadarının aile içi şiddete maruz kaldığını belirlemek zor­dur. Aile içi şiddet pek çok durumda şiddete maruz kalma riskinin fazla oldu­ğu toplumlarda sosyal açıdan normal kabul edilmektedir. Güvenlik, utanma, korku ve farkındalık eksikliği gibi nedenlerden dolayı aile içi şiddet çoğunluk­la bildirilmemektedir.

Türkiye’de aile içi şiddet 1998’den bu yana “Aileyi Koruma Kanununa” göre düzenlenip cezalandırılmaktadır. Buna rağmen, aile içi şiddetin Türk kadınlarının hayatını ne ölçüde etkilediği ile ilgili yapılan çalışmalar, kasvetli bir görüntü sergilemektedir. Kadınların aile üyeleri tarafından üçte biri ile yarısı arasında değişen oranlarda, fiziksel olarak mağdur edildiği tahmin edil­mektedir. Kadınlar, fiziksel ve duygusal istismarı eşlerinin bir hakkı ola­rak görmekte ve bazı davranışlarının daha az şiddet görmeyi sağlayabileceğini kabul etmektedir. Ekonomik ve kültürel yönden eşlerine bağımlı oldukları için şiddete karşı seslerini çıkarmayabilmektedirler.

Aile içi şiddet politika ile ilgilenen toplum kuruluşları, mahkemeler, polis, sağlık sektörü ve sosyal hizmet sağlayıcıları da dâhil olmak üzere çeşitli ku­rumların uyum içinde çalışmasını gerektiren çok yönlü ve karmaşık bir olgu­dur. Aile içi şiddet, kişinin fiziksel yaralanması, ekonomik ya da diğer kaynak­ların kısıtlanması, aşağılanma ve kişinin yıpranması ile gözlenebilen ve hayat­tan zevk alamama, ağrı, bitkinlik, sosyal içe çekilme, depresyon, korku ve özgüven eksikliği, dikkat ve üretkenlikte azalma ile sonuçlanabilen psikolojik, fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal istismarı içeren geniş bir spektrumda incelenmektedir. Türkiye de aile içi şiddet hakkında detaylı bilgi ve veri sağlayan çalışmaların sayısı kısıtlıdır. Bu konuda mevcut bilgi ve güvenilir kayıtlarının yetersiz olması, şiddet ile mücadele çalışmalarında ilerlemeyi be­lirgin olarak engellemektedir. Yeterli olmamakla birlikte, Türkiye’de son za­manlarda aile içi şiddet ve çocuk istismarı konusunda, ilgi ve farkındalık gide­rek artmaktadır. Türkiye, kadın hareketlerinin büyük ölçüde başarılı savunma çabaları yürütmesi nedeniyle, geçtiğimiz on yıl içerisinde kadının insan hakları alanında önemli reformlara tanık olmuştur. Türkiye’de aile içi şiddet kurban­ları, mevcut sosyal servisler, insan kapasitesi, mali kaynaklar, her türlü malze­me ve deneyim eksikliğinden muzdariptir.

Literatürde aile içi şiddet konusunda çok sayıda veri olmasına rağmen, bu konudaki birbirleriyle tutarsız veriler ve farklı tanım, yöntem ve araştırmalar nedeniyle, bu yazıda şiddetin çeşitli şekillerinin (fiziksel, sözel, duygusal, eko­nomik, cinsel) birbirinden tam olarak ayrılması mümkün olamamıştır. “Sosyal öğrenme” ve “gözleme dayalı öğrenme” (observational learning) teorisi açısın­dan, toplum ruh sağlığı ve çocuk gelişimi incelendiğinde, aile içi şiddet içeren bir ortamda yetişmenin, bireyin ruh sağlığına pek çok olumsuz etkilerinin olduğu ve böylece toplumun şiddete bakış açısının etkilendiği görülmüştür. Bu gözden geçirme yazısında, psikiyatri kliniklerinde sıkça karşılaşılan bir olgu olan aile içi şiddet ve kurbanlarına dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

Aile İçi Şiddetin Kurbanları

Kadına karşı aile içi şiddet, eskiden yaygın cehalet ve feodalizm atmosferinin bir sonucu iken, günümüzde sosyoekonomik durumu değişen Türkiye’de hızlı kentleşmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkmakta olan kontrol dışı bir olgudur. Kurbanlar, çeşitli silahlar aracılığı ile ağrı, yaralanma ve duygu­sal sıkıntı oluşturmak için itilip, yumruklanıp, tekmelenip, boğazlanmıştır. Mağdurlar, herhangi bir yaş, cinsiyet, ırk, kültür, din, eğitim, meslek veya medeni durumda olabilir. Hem erkekler hem de kadınlar istismara uğraması­na rağmen, kurbanların çoğunun kadın ve çocuklardan oluştuğu vurgulanmaktadır.

Aile İçi Şiddetin Failleri

Türkiye’de aile içi şiddet olgularının önemli bir bölümünde, faillerin çoğun­lukla eş veya birlikte yaşanılan kişi ve/veya diğer aile üyelerinden biri olduğu bildirilmektedir. Genellikle, kapalı kapılar ardında istismar uygulanmaktadır.

Şiddeti devam ettiren faktörler bir aileyi ara ara ya da sürekli bir biçimde etkileyebilir. Bu faktörlerin başında sosyoekonomik eşitsizlik veya istikrarsız­lık, çocukların fiziksel olarak cezalandırılmasını ve şiddeti teşvik ettiren sosyal ve kültürel etkenler, ebeveyn çocuk ilişkisinde çocuğun değersizleştirilmesi gelir. Ayrıca bir toplumda aşırı alkol kullanımı ya da alkole ulaşılmasının kolaylaştırılması, madde (uyuşturucu) ticareti, sosyal yalıtım (geri çekil­me), yeterli düzeyde ya da ulaşılabilir sosyal destek ve hizmetlerin eksikliği (sosyal ve toplumsal faktörlerin daha geniş olması), istenmeyen gebelik, ebe­veyn ve çocuk arasındaki bağın zayıflığı, geniş aile, işsizlik, eş ile çatışma ve şiddet yaşama, yeterli aile desteğinin olmaması, depresyon veya diğer fiziksel ya da ruhsal sağlık problemleri, alkol ve/veya ilaç kötüye kullanımı, çocuk yetiştirme becerilerinde yetersizlik, suça katılım, dürtü kontrolünde bozukluk, katı düşünme, empati azlığı, gerçekçi olmayan beklentilerin varlığı, genç yaş, özürlülük (engellilik), yetişkin aile üyeleri tarafından problemli olarak algıla­nan kişilik ve mizaç özellikleri(çocuğun davranış kalıplarını ve özellikleri gibi) diğer faktörlerdir.

Risk Faktörleri

Bazı yazarlar, çocuk ve kadınlara karşı kötü muamele için, çeşitli risk faktörle­ri tanımlamıştır. Aile içi şiddet için ana risk faktörleri, yoksulluk ve erke­ğin alkol tüketmesidir. Özellikle ekonomik zorluklar, kıskanma ve kadına tecavüz gibi ihlallerin ortaya çıktığı çatışma içeren ilişkilerde, barışçıl ilişkilere göre aile içi şiddetin daha fazla olması muhtemeldir. Ayrıca risk faktörleri, şiddet ya da istismar içeren bir ortamda yetişme ve genetik özellikleri de içermektedir. Literatürde sıklıkla kullanılan terimler Tablo 1. de tanımlanmıştır.

Kurban(Victimization)
Devletin uygulanan kanunlarını ihmal eden bir fiil ya da ihmaller nedeniyle, kendi temel hakları önemli ölçüde zarar gören, herhangi bir kişi ya da topluluğun, fiziksel, zihinsel, duygusal ya da ekonomik olarak zarar görmesidir.

Şiddet uygulayıcı/fail (Perpetrator) 
Kişiyi şiddet ya da istismara uğratan ya da kişinin şiddet ya da kasıtlı kötüye kullanımına neden olandır (örn; fiziksel istismar ya da fiziksel şiddet tehditleri ile korkutma gibi davranışlar).

Fiziksel istismar(Physical abuse)
Kadın/çocuğa karşı zorla fiziksel güç kullanımı, yüksek bir olasılıkla kadınla-rın/çocukların sağlığı, hayatta kalması, gelişimi ve onurunun zarar görmesi ile sonuçlanır. Vurma, dövme, tekmeleme, sarsma, ısırma, suda boğma, sıcak su ile haşlama, yakma, zehirleme ve havasız bırakarak boğma fiziksel istismar örneklerindendir.

Çocukların şiddete tanıklığı (Children witnessing to violence)
Çocukların, şiddet etkileşimlerini görme ya da duyma aracığı ile ama aynı zamanda şiddet hakkında hikayeler dinleme ve kötüye kullanıma dair kanıtları da görerek ebeveynlerinin fiziksel saldırganlıklarının farkında olmasıdır (örneğin, annenin vücudundaki morluklar).

Kadına Karşı Aile İçi Şiddet

İstismarın olduğu bir ilişkide, şiddet döngüsü yüzlerce kez ortaya çıkabi­lir. Dünyanın her ülkesinde kadına yönelik şiddet, büyük olasılıkla bildi­rilmeyen değil ama sıklıkla kapalı kapılar arkasında gerçekleşen bir sorundur. Türkiye’de yapılan bir çalışmada, hayatlarının herhangi bir dö­neminde, eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalanların oranı %39 olarak saptanmıştır. Diğer bir deyişle, on kadından dördü kocaları ya da eşleri tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılmıştır. Bir çalışmada, çocuklarını istismar eden annelerin %41’i, istismar etmeyenlerin ise %18’inde çocukluk çağı istismar öyküsü saptanmıştır. Başka bir tahmine göre, mağdur edilen ebeveynlerin %25-35’i, kendi çocuklarını istismar edeceklerdir. Ayrıca verimsiz ve kaliteli ilişki kurmayan ebeveynlik, genç erkekler arasında suç ile ilişkili bulunmuştur.

Türkiye’de kadınların ekonomik olarak erkeklere bağımlı olmalarına yol açan iş imkânlarının eksikliği, aile içi şiddetin önlenebilmesi ve reddedilme­sinde olumsuz katkısı olan boşluklardan birisidir. istismar edilmiş bir ebeveyn, kendi çocuklarına daha iyi bakabilmek için daha hassas olabilir. Bir çalışmada, çocukların davranış problemlerinden, istatistik­sel olarak büyük bir oranda maternal (anneye ait) stresin sorumlu oldu­ğu bulunmuştur. Çocukların şiddete tanık olduğu diğer bir çalışmada, annelerin ruh sağlığının, çocukların ev içindeki şiddete verdiği yanıtları etki­lemediği saptanmıştır.

Aile İçi Şiddete Bakış Açısı

Aile içi şiddet, konuyla ilgili uzmanlar arasında bile gizli ve dirençli bir aile sorunu olarak kabul edilmektedir. Kadın haklarının ağır derecede ihlal edilmesi konusu ile başarılı bir şekilde mücadele etmek için, aile içi şiddetin toplum tarafından reddedilmesi ve profesyoneller arasında bu duruma karşı tutumların kesin bir dille sergilenmesi gereklidir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve kadının aile içindeki geleneksel rolü hakkındaki kav­ramlar, kadınların eğitim ve istihdam olanaklarından daha az yararlanabilme­sini ve sonuç olarak onların ekonomik, toplumsal ve siyasi katılımlarının daha düşük olmasını yol açmaktadır. Şiddet ve kültürel faktörlerin etkisi ile kadınların şiddete verdikleri tepkiler ve ebeveynlik rollerini nasıl etkilediğinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için, daha önce kötü muamelede bulunan ebeveynler ve çocuklarıyla olan ilişkileri hakkında yapılan çalışmaların ayrıntılı irdelenmesi gerekmektedir.

Çocuğa Karşı Aile İçi Şiddet

Ebeveynleri arasındaki fiziksel şiddete tanık olan çocukların kendileri fiziksel olarak şiddet görmese bile, saldırganlıkta artma, uyku, yeme ve kilo ile ilgili sorunlar da dâhil olmak üzere çok sayıda sağlık ve davranış sorunları olabi­lir. Bu çocuklar, okulda sorunlar yaşamakta, yakın ve olumlu arkadaş­lıklar geliştirme konusunda zorlanmaktadırlar. Kadınları istismar eden erkeklerin, %40-70’i çocuklarını da istismar etmektedir. İstismara uğrayan bu çocuklar kaçıp kurtulmayı deneyebilir, hatta özkıyım girişiminde bile bulunabilirler. Araştırmacılar, herhangi bir yaşta olan 3.3 milyon çocuğun şiddete maruz kaldığını tahmin etmektedir.

Şiddet Döngüsü

Türkiye’de çocuk ihmali ve istismarı süregiden sık bir gerçekliktir. Aile içi şiddetin yaşandığı evlerde büyüyen çocukların çoğunun şiddet hakkında bilgi­si vardır. Ebeveynler, uygulanan şiddet konusunda çocuklarının bilgisi olma­dığını düşünebilir ama çoğu zaman vardır. Bu çocukların yaklaşık %90’ı annelerine yönelik şiddetin farkındadırlar. Çaresiz, korkmuş ve üzgün­dürler. Ayrıca, zaman zaman şiddetin onların suçu olduğunu düşünebilir­ler. Bir çalışmada, şiddetin uygulandığı evlerde büyüyen çocukların %74’ünün büyüdüklerinde eşlerine yönelik şiddet uyguladıkları saptanmış­tır. Böyle ailelerde yetişen çocuklarda, hayatlarının sonraki dönemlerinde, şiddet uygulanması ya da yaşanması ile ilişkili olduğu bildirilen bir dizi davra­nışsal ve duygusal sorunlar görülebilir. Aile içi şiddetin neden bazı çocukları daha yoğun bir şekilde etkilediği, bazılarına ise nispeten neden daha az zarar verdiği konusu hâlen net değildir.

Sosyal öğrenme teorisi, ebeveynlerin model oluşturma yoluyla şiddet dav­ranışını öğrettiğini ve şiddete başvurmaksızın çatışma çözme becerilerini öğ­retmek konusunda yetersiz olduklarını vurgulamaktadır. Bu teorinin savunucuları, toplumsal cinsiyet temelli farklılıklara göre, erkeklerin şiddetin failleri ve kızların kurbanları olmaya devam edeceğini ifade etmekte­dirler. Erkekler ve kızların, yaşantılarındaki deneyimlerden, öğrendikleri ara­sında farklılıklar vardır. Cinsiyetin önemi birçok çalışmada vurgulan­mış olmasına rağmen, bu etkiler ne tam olarak tutarlı ne de kesindir. Genellikle çalışmalarda, erkeklerin düşmanlık ve saldırganlık gibi dışsallaştırılmış (externalized), kızların ise depresyon ve somatik şikayetler gibi içselleştirilmiş (internalized) davranış problemlerini daha fazla sergiledikleri gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda erkekler, bazılarında ise kızlar için daha ciddi problemler olduğu saptanmıştır. Kızların özellikle yaşlan­dıkça, bu genel eğilimden farklılık gösterdikleri ayrıca daha saldırgan davranış­lar sergiledikleri bildirilmektedir.

Yapılan çalışmalarda gözleme dayalı öğrenmenin kanıtları giderek artmaktadır. Bu görüş, aile içi şiddet ile büyüyen çocukların daha büyük olasılıkla kendilerinin istismar edilen ya da erkeklerin şiddet uygulayan ve kızların da şiddet kurbanı olan yetişkinler olacağı, şiddetin şiddeti başlatması kavramına dayanmaktadır. Değişik yaşlardaki çocuklarda, tanık olu­nan şiddet tipine bağlı olarak farklı tepkiler görülmektedir. Okul önce­si çocuklarda, benlik kavramı puanlarının beklenenden daha düşük, yaşça daha büyük okul çağı çocuklarında ise saldırganlık yönünden cinsiyet farklı­lıklarının olduğu, erkeklerin kızlardan daha saldırgan davrandığı bildirilmek­tedir.^] Babaları tarafından annelerinin fiziksel ve duygusal olarak istismar edildiğine tanık olan 7-12 yaş arasındaki 64 çocuğun değerlendirildiği bir çalışmada, olguların yalnızca %13’ünün travma sonrası stres bozukluğu tanı ölçütlerini karşılamıştır. Bu çalışmada ayrıca rahatsız edici (intrusive) ve is­tenmeyen travmatik olayların hatırlanması (flashback) (%52), travmayı hatır­latan olaylardan kaçınma (avoidance) (%19) ve travmaya ait uyarılma belirti­lerini de (%42) içeren çok sayıda belirtinin de bulunduğu belirlenmiştir.[90] Özetle, aile içi şiddete tanıklık etmiş, farklı yaş ve gelişim evrelerindeki çocuk­ların şiddete karşı tepkilerinde farklılıklar gözlenmektedir.

Aile İçi İlişkiler

Aile içi şiddete tanık olan çocukların şiddetten nasıl etkilendiğini belirleyen önemli bir faktör anneleri ile olan ilişkileridir. Çocukların, ya biyolojik ya da üvey babaları tarafından istismar edilenlere göre, kendi anneleri tarafından istismar edildiklerinde, özgüvenlerinin daha düşük olduğu bildirilmiştir. Anneleri şiddet gören evlerde yaşayan çocukların, başkalarının nasıl hissettiği­ni anlama konusunda daha az çaba gösterdikleri ve olayları başkalarının bakış açılarından değerlendirdikleri saptanmıştır. Aile içi şiddetin yaşandığı evlerde, şiddet uygulayan kadınların çocuklarını şiddete maruz kalanlara göre (hırpalanan, battered) daha fazla istismar ettikleri gözlenmiştir. Sonuç olarak, ebeveynleri tarafından istismar edilenler, diğer gruplara kıyasla çocuk­luk çağından itibaren sıklıkla daha fazla saldırgan davranışlar göstermekte­dirler.

Ergenlik çağındaki annelerin çocukları, davranışsal ve sosyal alanların her ikisinde de uyumsuzluk gösteren nadir bir gruptur. Genellikle genç yaşta anne olanlarda, yoksulluk ve sosyal desteklerin eksikliği, çocukların gelişim dönemlerindeki olumsuz etkileşimlerinin yanı sıra ailenin içinde bulunduğu çevrenin, stres açısından yüksek düzeyde duyarlılık yaratması gibi farklı sosyal koşullar vardır. Araştırmacıların çoğu, evdeki yetişkin erkek-çocuk ilişki­sini önemli bir faktör olarak ele almaktadır. Son zamanlarda yapılan bir çalışmada, çocuklara biyolojik babaları şiddet uyguladığında, annelerin, baba dışındaki figürlere göre çocuklarına daha fazla şiddet uyguladığı bildiril­mektedir. Erkek çocukların fiziksel şiddete uğrama miktarlarının, anne ya da çocuk raporları açısından, önemli farklılık göstermediği saptanmıştır. Biyolo­jik babaların çoğu çocuklarına duygusal olarak yaklaşmakta iken, üvey baba­lar, daha fazla sözel şiddet uygulamakta ve onları daha sık korkutmaya çalış- maktadırlar.

Aile İçi Şiddetin Sessiz Kurbanları

Ebeveynleri arasındaki şiddete tanık ve/veya maruz kalmış çocuklar, şiddetin en son kurbanları olarak görünmektedirler. Bu çocuklar, yetişkinler arasındaki (aile içi) şiddetin “sessiz”, “unutulmuş” ya da “istenmeyen” kurbanlarıdırlar. Yaşamları boyunca şiddete tanık olan çocuklarda, olmayanlara göre daha fazla oranda kaygı, özgüven eksikliği, tedirginlik, korku, depresyon, içe kapanma, isteksizlik, ümitsizlik, öfke ve mizaç problemleri, uyku bozuk­lukları, zayıf dürtü kontrolü, kötü akademik performans, konsantrasyon güç­lüğü ve daha fazla sigara, alkol ya da madde kötüye kullanımlarının olduğu bildirilmiştir.

Bir çalışmada, aile içi şiddet sonucunda işlenen cinayetlerin %27’sinde ço­cukların kurban olduğu gösterilmiştir. Şiddete maruz kalmanın, gençler arasında antisosyal davranışlar ile ilişkili olduğu bulunmuştur.  Ayrıca, şiddet uygulayan ergenlerin daha yüksek oranlarda aile içi şiddet ve istismara maruz kaldıkları bildirilmektedir.

Türkiye’de ebeveynleri tarafından doğrudan fiziksel olarak istismar edilen çocukların sayısı açısından, herhangi bir ulusal istatistik mevcut değildir. Amerika’da yapılan araştırmalara göre, çocuk istismarı kurbanı olan çocukla­rın genel nüfus içerisinde %5 ile %14 arasında oldukları belirtilmekte­dir. Yapılan bir çalışmada, istismara tanık olmanın yanı sıra istismara uğramış olmanın, çocuklar için çifte darbe (double whammy) olduğu göste­rilmiştir. Bu çalışmada, şiddete hem tanık olan hem de maruz kalan çocuklar­da, yalnızca çocuğa karşı şiddete tanık olanlara göre daha fazla problemlerin gözlendiği; yalnızca şiddete tanık olanların ise en azından karşılaştırma grubu­na göre, orta derecede problemlerinin olduğu saptanmıştır. Diğer çalışma­larda da benzer bulgular bildirilmiştir.

Kimler Şiddet Kullanır?

Çocukluk döneminde aile içi şiddete tanık ya da maruz kalma, şiddetin çatış­ma çözme biçimi olarak içselleştirilmesine neden olabilir. Öyle ki, şiddetin çocukları etkileyen diğer bir yönü, kendilerinin de şiddeti kullanıyor olması­dır. Şiddetin erkek çocuklarında daha kalıcı bir etki oluşturduğunu ve bunla­rın, yetişkinlik dönemi ilişkilerinde kadınlara karşı daha fazla şiddet uygula­dıklarını gösterilmiştir.

Bir çalışmada, şiddete maruz kalanların ya da hem maruz hem de tanık olan yetişkinlerin yalnızca şiddete tanık olanlara göre şiddete bakış açılarının, daha olumsuz olduğu bildirilmiştir. Annelerine karşı şiddet uygulandığına tanık olan kız çocuklarının aile içi şiddeti, şiddet içermeyen evlerde büyüyen kız çocuklarına göre, normal olarak değerlendirmeleri daha muhtemel­dir.  Şiddetin görüldüğü evlerde, şiddete maruz kalmadan büyüyen çok sayıda çocuk olduğu bilinmesine rağmen, şiddete tanık olan bu çocukların yetişkinlikte, yüksek olasılıkla ev içi ve dışında şiddet davranışları sergiledikleri bildirilmektedir. Yapılan bir çalışmada, eşler arasındaki istismara tanık olmuş erkek çocukların, tanık olmayanlara göre yetişkinlik döneminde önemli ölçüde daha fazla şiddet uyguladıkları ancak kadınlar açısından önemli farklı­lıkların olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak yetişkinlik döneminde şiddet uygulama açısından en önemli risk faktörü, çocukluk çağında fiziksel şiddete maruz kalınmasıdır.

Şiddetin Sonuçları

Aile içi şiddet, kadın ve çocukları fiziksel ve ruhsal açıdan olumsuz etkiler. Sıklıkla fiziksel, duygusal, ekonomik ve sözel şekilleri olan aile içi şiddetten, yalnızca kadınlar değil aynı zamanda çocuklar, aileler ve bir bütün olarak toplum etkilenmektedir. Sorun toplum ruh sağlığı ve çocuk gelişimi açısından değerlendirildiğinde, böyle bir ortamda yetişmenin, kişiliğin normal yapısında bozulma, psikopatolojiye yatkınlık ve özkıyım girişimi riskinde artma gibi ruh sağlığı üzerine olumsuz etkileri oldu­ğu açıktır.

Duygusal sonuçların, özgüvende giderek azalma, kaygı ve depresyon ile madde kötüye kullanımı, diğer kendini yaralama davranışları ve özkıyım giri­şimleri aralığında değiştiği bilinmektedir. Şiddetin daha fazla ve daha az görüldüğü evlerde yaşayan erişkinlerin karşılaştırıldığı bir çalışmada, şiddet içeren davranışların şiddetin daha fazla görüldüğü evlerde yaşayan kızlarda üç ve erkeklerde ise iki kat arttığı bildirilmiştir. Diğer bir çalışmada, araştırmacılar çocuk istismarı ve toplumda şiddete maruz kalma ile davranış problemleri, depresyon ve düşük özgüven arasında ilişki olduğunu doğrulamıştır.

Bilişsel (kognitif) yetiler, sıklıkla aile içi şiddet yaşantısı deneyimlerinden olumsuz etkilenmektedir. Bilişsel açıdan şiddetin etkileri, dikkat prob­lemleri, öğrenme zorlukları ve okul performansının azalması­dır. Yakın zamanda şiddete maruz bırakılmış ve şu anda sığınma evlerinde kalan çocuklar arasında yapılan bir çalışmada, özellikle daha küçük yaşta şiddet gören çocukların olduğu karşılaştırma grubuna göre, okul performansı da dâhil olmak üzere bir dizi parametrenin daha kötü oldu­ğu bildirilmiştir.

Aile içi şiddetin davranışsal sonuçları fiziksel saldırının olduğu kötü akran ilişkileri ve şiddet içeren antisosyal davranışlardır. Araştırmacıların çocukluk çağı istismarının uzun dönem sonuçlarına bağlı olarak, gençlerin giderek daha fazla şiddete başvurmaları ve yetişkin suçluların cezalandırılması konusuna, giderek artan derecelerde ilgi gösterdikleri bilinmektedir. Türkiye’de şiddet gören kadınların çocukları arasında yapılan ulusal bir çalışmada, anneleri şiddet gören çocukların diğer çocuklara göre daha fazla davranış problemlerinin (anne ya da diğer çocuklara karşı daha saldırgan olmak) olduğu gösterilmiştir. Yaklaşık 25 yıl önce istismar edil­miş çocukların, resmi suç kayıtlarının incelenmesi ile yapılan bir çalışmada, benzer yaş, cinsiyet, ırk ve sosyal sınıflardaki bireyler, eşleştirilmiş bir kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada, erken çocukluk döneminde istismar edilenlerin, gençlik çağında %59 ve yetişkinlik döneminde %27 oranında tutuklanma (ceza alma, hapse girme) riskinin artmış olduğu, şiddet içeren bir suçun işlenme riskinin % 29 olduğu belirtilmiştir. Bu bulgular, çocuk istismarı ve suça yönelme ile yetişkin suç ve şiddet davranışlarının artması arasındaki ilişkiyi kuvvetli bir şekilde desteklemektedir. Genellikle kız çocukları ve kadınların, resmi olarak kayıtlı şiddet suçu davranışlarının daha düşük olduğu bilinmesine rağmen, çocuk istismarının kadınların suç davranışları üzerinde önemli bir etkisi olduğu da gösterilmiştir. Fiziksel sonuçlar, önemsiz yaralanmalar ile beyin hasarı hatta ölüm arasın­da değişmektedir. Bu tip saldırılar esnasında çocuklar ya kazayla ya da araya girmeleri neticesinde fiziksel olarak yaralanabilirler. Eski eşlerini öldüren aile içi şiddet mağdurlarının çocukları, sıklıkla cinayete ya da sonrası­na tanık olabilir ya da kendileri de bu esnada öldürülmüş olabilir. Gerçekten de şiddet uygulayanların uygulamayanlara göre, genellikle kendi çocuklarını yedi kat daha fazla dövdükleri bildirilmektedir. Diğer bir çalışmada, anne­leri babaları tarafından istismar edilen erkeklerin, %81 oranında şiddete me­yilli oldukları gösterilmiştir. Ayrıca, ev içerisindeki sorunlar (çocukluk çağı istismarını da içeren) ile sağlık durumunun kötüleşmesi arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Diğer bir deyişle, çocukluk çağında istismar edilmiş olan yetişkinlerin allerji, artrit, astım, bronşit, hipertansiyon ve ülser gibi fizik­sel rahatsızlıklardan daha fazla muzdarip oldukları bilinmektedir. Çocuk istismarı ve ihmali bazı olgularda önemli bazı beyin bölgelerinde yetersiz ve uygunsuz gelişime neden olarak, büyüme ve gelişmenin bozulmasına yol açabilir. Ek olarak, çocukluk dönemin­de yaşanan ciddi fiziksel travma, beyin gelişiminin bozulmasına yol açarak, yaşamın daha sonraki dönemlerinde stres kaynakları ile baş etmede zorluklara neden olabilir.

Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma

Aile içi şiddet mağduru kadın ve/veya çocuklar, maruziyetin şiddeti ve sıklığı­na bağlı olarak olaylara farklı yanıtlar verirler. Kadın ve/veya çocuk­ların aile içi şiddet ile nasıl başa çıktıkları noktasında çok az şey söylenmiştir. Bu yanıtları yaş, başa çıkma yöntemleri, duygusal destek kaynakları ve farklı şekillerdeki mağduriyetin etkilediği bilinmektedir. Bazı yazarlar çocukluk çağında şiddete maruz kalma ile daha sonra erişkin suç ve şiddet davranışları arasında güçlü bir ilişki olduğunu ileri sürmüşlerdir. Yukarıda verdiğimiz verilere dayanarak, aile içi şiddete hem maruz kalma hem de tanık olma ile daha ciddi ruhsal sorunlar yaşama arasında, tek başına şiddete maruz kalanlara göre daha fazla ilişki olduğu söy­lenebilir. Diğer yandan, bu sonuçlar mağdur edilen her çocuğun gelecek nesillerde, bu davranışı tekrar edeceği anlamına gelmez.

Zaman, bu koşullarda gerçekten de iyi bir sağaltıcıdır. Yakın zamanda şid­dete maruz kalmış çocuklar daha belirgin duygusal ve davranışsal sorunlar gösterme eğiliminde iken şiddet ortamından ayrılmış olan ve artık bu ortamda yaşamayanlarda bu sorunlar çok daha az rahatsız edici olabilir. Çeşitli çalışmalarda, çocukların bir zamanlar uğradıkları şiddetin etkisinden kurtul­malarında, daha güvenli ve dengeli bir ortamda bulunmalarının, iyileştirici bir etkisi olabileceğine dikkat çekilmiştir. Kendilerine daha güvenilir alanlar bulan, destekleyici akraba ve öğretmenlere sahip, şiddet içeren evlerde daha az zaman geçiren ve başka aileler ile bağı olan çocukların, şiddetin olum­suz sonuçlarından daha az muzdarip oldukları bildirilmektedir.

Sonuç

Ruh sağlığı uzmanları, aile içi şiddetin hem kurbanları hem de mağdurları ile temas halindedir. Bazı olgularda aile içi şiddet hâla devam etmektedir. Şiddet kurbanı kadınların çoğunluğu, ruhsal bir travmadan muzdariptir. Hasta­ların kendiliğinden aile içi şiddetten bahsetmeleri pek mümkün olmadığın­dan, ruh sağlığı çalışanları tarafından konunun rutin olarak sorgulanması çok önemlidir. Tüm olgularda, bu konuda bir risk değerlendirmesine ihtiyaç var­dır. Aile içi şiddetin mağdurları için yıkıcı, tanıkları için travmatik sonuçları vardır. Nihayetinde, aile içi şiddet temel insan haklarının ihlalidir, siyasi irade ve sivil ve yasal eylemler aracılığıyla toplumun tüm kesimlerinde ortadan kal­dırılması gerekmektedir. Türkiye’nin ihtiyacı göz önüne alındığında, aile içi şiddet yasasının uygulanmasını geliştirmek ve kadın ve çocuğa yönelik şidde­tin ortadan kaldırılmasına çalışmaya devam etmek için uygun önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu sorunları çözmek için gelecek uygulamaların geliş­tirmesinde, daha fazla değerlendirme ve planlamaya ihtiyacımız vardır.

KAYNAK

İBİLOĞLU, A., O. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2012; 4(2):204-222 doi:10.5455/cap.20120413,

Yazar bu makale ile ilgili herhangi bir çıkar çatışması bildirmemiştir.

The author reported no conflict of interest related to this article.

Çevrimiçi adresi / Available online at: www.cappsy.org/archives/vol4/no2/

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort