BOŞANMANIN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Boşanma, sadece eşler arasında yaşanan bir süreç değildir. Boşanan çoğu çiftin çocukları vardır. Bu nedenle boşanma çocuk açısından da ol­dukça önemli bir süreçtir. Boşanmanın, potansiyel olarak çocuğu ciddi bir şekilde etkileyebilecek bir dizi değişikliği beraberinde getirdiği belirtilmek­tedir. Burada “potansiyel olarak” ifadesinin kullanılma nedeni, boşanmanın çocuklar üzerinde kaçınılmaz olarak zarar verecek bir süreç olarak görülmeme­sidir.

Boşanma konusunda yapılan çalışmaların tarihçesi incelendiğinde, ilk ça­lışmaların daha yoğun olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde yapıldığı görülmektedir. ABD’de, 60’lı yıllarda boşanmaların artmaya başladığı, o yıl­larda boşanma sonrasındaki süreçle ilgili çalışmaların arttığı görülmektedir. 1970’li ve 80’li yıllarda ise, daha çok boşanmanın neden olduğu sonuçlar ile ilgili çalışmaların yapıldığı belirtilmektedir. Ancak 90’lı yıllarla birlikte ise, yapılan çalışmaların içeriğinde bazı değişiklikler olmuştur. Boşanma oranla­rındaki ciddi artışlarla birlikte, boylamsal çalışmaların da yapılmaya başladığı; ayrıca, çalışmaların içeriklerinin değişerek, boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerinin incelendiği daha fazla çalışma yapıldığı dikkat çekmektedir.

Aileye olan bakış açısının yirminci yüzyılda değişmeye başladığı görülmek­tedir. Bu farklı bakış açısı, ebeveynliğin de evlilikten bağımsız olarak düşü­nülmeye başlanmasına neden olmuştur. Evliliğe ve çocuk sahibi olmaya dair bakış açısının eskisine göre farklılaşmasının teknolojideki gelişmelerle de ilişki­lisi olduğundan söz edilmektedir.

Geleneksel ailelerden farklı olarak, modern ailelerde ebeveynler, maddi ve duygusal tüm kaynaklarını, enerjilerini ve dikkatlerini çocuk yetiştirme üze­rinde yoğunlaştırmaktadır. Kadın açısından çocuk sahibi olmak, geleneksel olarak evlilik sonrasındaki kaçınılmaz bir rol olmaktan çıkarak kişisel bir karar ve sorumluluk süreci haline gelmektedir. Evlilik dışı hamilelikler gibi toplum­sal değişikliklerin; hatta baba adayından bağımsız olarak sperm bankaları aracılığıyla çocuk sahibi olma gibi teknolojik yeniliklerin de, evlilik ve ebeveynliğe bakış açısındaki değişikliklere yol açtığı öne sürülmektedir. Artık bir kadının sadece evli olduğu için çocuk sahibi olmadığı; çocuk sahibi olmanın evliliğin bir rutini değil, kadının bağımsız bir kararı haline geldiği belirtilmek­tedir. Böylece ebeveynliğin evlilikle olan geleneksel ilişkisini kaybettiği de öne sürülmektedir. Bu değişiklikler sonrasında da, geleneksel ailelerdekinden farklı olarak çocuğun duygusal değerinin daha fazla arttığı belirtmektedir.

Yirminci yüzyıl boyunca aile yaşamındaki tüm değişiklikler içinde en dra­matik olanının boşanma oranındaki hızlı artış olduğu söylenmektedir. ABD’de 19. yüzyılın ortalarına kadar boşanma oranı %5 civarındayken son yıllarda ilk evliliklerin yaklaşık yarısının bittiği belirtilmektedir.

1970’li yıllarda başlayan boşanma oranındaki hızlı artışa dikkat çeken Bryner, Margeret Mead’in 1972’de “Dünyada insanların çok büyük bir top­lumsal baskı olmaksızın evli kaldıkları hiçbir toplum yoktur” ifadesine dikkat çekmektedir. Aile sistem teorilerinin ve çocuk gelişimine bakış açılarının ise, evli/bütün aile üzerine temellendiğini belirtmektedir. 1960’lı yıllarda Amerika’da çocukların yaklaşık %90’ı biyolojik anne babalarıyla birlikte büyürken; son yıllarda bu oranın yaklaşık olarak %40’lara kadar düşmüştür.

Benzer şekilde, Türkiye’de de son yıllarda boşanma oranında büyük artış­lar olduğu görülmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre 1990’lı yıllardan başlayarak boşanma oranının giderek artmıştır. 2011 yılında boşanan çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre %1,3 artarak 120.117’ye yüksel­miştir. Kaba boşanma hızı 2011 yılında binde 1,62 olarak gerçekleşmiştir. Ülkemizdeki boşanma oranlarının henüz ABD ve birçok Avrupa ülkesine kıyasla çok düşük olduğu görülmektedir. Buna rağmen son yıllarda, özellikle de büyük şehirlerde görülen artan boşanma oranlarının dikkat çekici olduğu; bu nedenle, boşanma ve boşanmanın bireyler ve toplum üzerindeki etkilerinin incelenmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.

Son yıllarda giderek artan boşanma oranları, birçok araştırmacının hem boşanma hem de boşanma sonrasında, aile ve çocuk üzerinde boşanmanın etkileri konusunda çalışılmasına yol açmıştır. Bu bağlamda bu yazıda, boşan­manın çocuk üzerindeki etkileri hakkında son yıllarda yapılan çalışmalar ve ortaya öne sürülen görüşler gözden geçirilmiştir.

Boşanmanın Çocuğun Uyumu Üzerindeki Etkileri

Boşanma üzerine ABD’de yapılan çalışmalarda, boşanmaların yarısından fazla­sında 18 yaşından küçük bir çocuk olduğu görülmüştür. ABD’de 1998 istatis­tiklerine göre her yıl 1 milyon çocuğun ebeveynlerinin boşanmasına tanık olduğunu bildirilmektedir.

Bireyin psikolojik gelişimi üzerinde çok önemli bir dönem olan çocukluk ve bu dönemdeki ebeveyn-çocuk ilişkileri, birçok kuram çerçevesinde gerek klinisyen gerekse araştırmacılar tarafından incelenmektedir. Her çocuk için özellikle yaşamının ilk yıllarında anne-babasıyla olan ilişkisi çok önemlidir. Anne-babanın boşanması ise, hiç kuşkusuz hem çocuklar hem de ebeveyn­ler için oldukça zor ve stresli bir süreçtir. Çocuk açısından düşünülecek olursa, o güne kadar en fazla bağlı olduğu iki kişiye yani anne ve babasına, bundan sonra eşit olarak ulaşamayacak ve dünyası bir anlamda bölünecektir.

Boşanma eşlerin ilişkisinde ortaya çıkan değişikliklerin yanı sıra, boşanan çiftin ebeveyn olarak rolleri açısından da oldukça önemlidir. Ebeveynler açısından boşanmayı inceleyecek olursak, boşanma ile birlikte yeni bir yaşam kurma, hem eski eşle hem de çocuklarıyla yeni ilişki biçimleri geliştirme; ayrı­ca, boşanan anne açısından ortaya çıkan maddi zorluklar, sosyal ilişkilerde değişiklikler gibi aşılması gereken sorunlar gündeme gelmektedir.

Literatürde yer alan boşanma hakkındaki birçok araştırmada, hem ebe­veynlerin hem de çocukların boşanma sonrasında yaşadıkları zorluklar ve ortaya çıkan sorunlar üzerinde durulmaktadır. Boşanma sonrasında, çocuğun her iki ebeveyniyle de ilişkisi eskisine göre farklılaşacaktır. Boşanma sonrasında çocuk artık sadece tek bir ebeveyniyle, ki genellikle bu ebeveyn anne olmaktadır, aynı evde yaşayacaktır. Bu nedenle, boşanma sonrasında evden ayrılan baba ile çocuğun ilişkisinde önemli değişiklikler ortaya çıkmak­tadır. Boşanma sonrasında, çocuğun gerek birlikte yaşadığı gerekse evden ayrılan ebeveyniyle görüşme sıklığı, anne ve babanın çocukla ilgili sorumlu­lukları ve çocukla ilgili işlerin yerine getirilmesi gibi birçok alanda büyük değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle hem anne hem de babanın bo­şanma sonrasında çocuklarıyla ilişkilerini sürdürürken yeni duruma uyum sağlamaları ve çocuklarıyla ilişkilerini yeniden yapılandırmaları gerekmektedir. Ancak bu dönemde anne ve baba da kendi açılarından zor bir dönem yaşa­makta ve kendi sorunlarıyla başa çıkmaya çalışmaktadır.

Boşanan anne-babaların en büyük zorluklarından birisi, kendileri zor bir dönemden geçerken ve yeni bir duruma uyum yapmaya çalışırken çocuklarına daha fazla ilgi göstermek ve tutarlı olmak zorunda kalmalarıdır. Hem anne hem de babanın çocuklarının okuldaki ya da okul dışındaki etkinlikleri­ne sık ve düzenli katılması çok önemlidir. Ayrıca, çocuğun bir ebeveyninin evinden diğerine gittiğinde kendisi için özel bir mekan, oyun arkadaşları gibi uygun koşulları bulması gerekmektedir. Bazı araştırmacılar tarafından, bo­şanma sonrasında anne-babanın birbirlerine ne kadar mesafede yaşadıklarının, çocuk üzerindeki etkilerinin bile çalışıldığı görülmektedir.

Anne-Baba Çatışmasının Çocuk Üzerindeki Etkileri:

Boşanmış çiftlerin büyük bir bölümünün, evliliklerinde ciddi ve sürekli çatış­ma yaşadıkları; bazı çiftlerin ise, hemen hemen her şey üzerine tartışabildikleri belirtilmektedir. Bu tartışmaların bazılarının ciddi olduğu; bazılarının ise, çok küçük şeyler için olabildiği söylenmektedir. Ekonomik sorunlar, eşle­rin kişilik özellikleri, iletişimsizlik, eşlerden birinin eşi tarafından sevilmediği­ni hissetmesi, maddi konular, çocuklar, aile yaşantısı ve ailedeki roller üzerin­de en yoğun tartışılan konular arasında yer almaktadır. Eğer çiftlerin çatışmayı çözme yetenekleri yoksa çatışmaların en sonunda boşanmaya yol açabildiği belirtilmektedir.

Boşanan çiftlerin yaklaşık üçte ikisinin çocukları olduğudan boşanmanın bir sürecine, ebeveyn boşanması adı verilmektedir. Anne ve babanın bo­şanmaya karar vermelerinin öncesinde ve boşanma sürecinde çocuğu etkileyen en önemli konulardan birisi de anne ve babası arasında yaşanan çatışmalardır. Eşler özellikle boşanma kararı almadan hemen önceki süreçte oldukça fazla çatışma yaşamaktadırlar. Bu çatışmalı ev ortamı da, kuşkusuz çocuk üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkarmaktadır. Çocukların velayeti, ziyaret kuralla­rı, her iki ebeveynin çocuk üzerinde üstlenmesi gereken sorumluluklar gibi kararların verildiği bu süreç, oldukça stresli olabilmektedir. Hatta bu süreçte ebeveynlerin çocuklarını birbirlerine karşı silah olarak kullanması ya da çocuk­larını kendi aralarındaki çatışmadan uzak tutamamaları nedeniyle bu sürecin boşanmanın en trajik kısmı olabileceği belirtilmektedir.

Hem boşanma öncesinde eşler arasındaki evlilik çatışmaları hem de bo­şanma sürecindeki çatışmalar çocuğu olumsuz etkilemektedir. Bu konudaki literatür incelendiğinde, evlilik çatışması ve boşanma sürecindeki çatışmaların çocuk üzerindeki etkileri ve çocuğun boşanma sürecine uyumunu inceleyen çok fazla araştırma olduğu görülmektedir.

Boşanma Sonrasında Çocuk Açısından Ortaya Çıkan Değişiklikler

Boşanma sonrasında çocuk açısından ortaya çıkan ilk değişiklik, bundan sonra hem anne hem de babası ile aynı evi paylaşamayacağıdır. Boşanma sonrasında sadece tek bir ebeveyni ile aynı evde yaşayacak hatta birçok durumda yaşadığı ev, okulu, yaşadığı ortam değişecektir. Literatürde boşanmaların % 80’inden fazlasında çocuğun anneyle yaşadığı ve velayeti almayan ebeveyn denilirken kastedilenin baba olduğu belirtiliyor. Velayeti alan ebeveynlerin yani genellikle annelerin ise, psikolojik, maddi, sosyal vb. birçok alanda zor­luklar yaşaması nedeniyle çocuklarına kısıtlı zaman ve enerji harcayabildikleri belirtilmektedir.

Geleneksel olarak anne ve babanın aynı evde yaşadığı (iki ebeveynli) aile yapısında yetişen çocuğun, boşanma sonrasında tek ebeveyni ile yetişen çocu­ğa göre daha iyi bir ortamda yetişeceği öngörülmektedir. Bu bakış açısına göre, hem anne hem de babanın çocuk için duygusal destek, pratik yardım, bilgi, rehberlik ve denetleme gibi alanlarda önemli birer kaynak oldukları vurgulanmaktadır. Evde her iki ebeveyni ile birlikte yaşamasının çocuğun paylaşma, anlaşma ve uzlaşma gibi sosyal yetenekleri öğrenmesine yardımcı olabilmektedir. Bu bağlamda, boşanma sonrasında bir ebeveynin çocukla birlikte yaşamamasının çocuğun sosyalleşmesinde sorunlara yol açabilecektir.

Elbette ki bir çocuğun hayatında ne anne ne de babasının yeri doldurulamaz. Hem anne hem de babanın ebeveynlik rolleri birbirinin tamamlayıcısıdır. Bu nedenle, anne ve babanın boşanmasının ardından birbirlerinin evdeki yerlerini dolduramaya çalışmalarının ve çocuğu diğer ebeveyni ile görüştür­memelerinin çocuk üzerinde olumsuz etkileri olacağı belirtilmektedir.

Boşanma sonrasında çocukların yeni duruma uyum sağlaması, genellikle boşanma süreci ve boşanma sonrasında ortaya çıkan sonuçlar açısından geniş bir perspektifte incelenmektedir. Metaanalizler ve yapılan araştırmaları gözden geçirme çalışmalarında, 1960’lı ve 1970’li yıllarda daha çok boşanmanın so­nuçları üzerindeki yaklaşımların benimsendiği ve boşanmanın çocuk üzerin­deki stres veren etkileri üzerinde odaklanıldığı saptanmıştır. Daha sonraki çalışmalarda ise, boşanma sonrasında çocuğun boşanma sürecine uyumu ile ilgili çalışmalar göze çarpmaktadır.

Boşanma sonrasında çocuğun aynı evde birlikte yaşadığı ebeveyninden duygusal destek, bilgi ve öğüt almaya ihtiyacı olmaktadır. Ancak boşanma sonrasında çocuklarıyla aynı evi paylaşan bazı ebeveynler, çocuklarına yardım edemeyecek kadar kendi sorunlarıyla ilgilenebilir. Boşanma sonrasında, desteğe çok ihtiyacı olduğu bir süreçte aynı evi paylaştığı ebeveyninden ihtiya­cı olan desteği göremeyen çocuklar için, arkadaşları ya da büyükanne büyük­baba gibi akrabaları önemli destek kaynakları olabilirler. Ancak çocuklara destek verebilecek arkadaşlar ya da akrabaların, anne ve babanın yerini tuta­mayacakları çok açıktır. Bu nedenle çocukların boşanma sonrasındaki süreçte, en fazla anne ve babalarından destek beklediği belirtilmektedir.

Boşanma sonrasında çocukların genellikle velayeti alan ebeveynleriyle (ge­nellikle anneler) aynı evde yaşadıkları görülmektedir. Bu nedenle boşanmayı takip eden süreçte, birçok çocuğun velayeti almayan ebeveynleriyle (genellikle babaları) ilişkilerinde niceliksel ve niteliksel azalma yaşamaktadırlar. Boşanma sonrasında babanın evdeki fiziksel yokluğu çocuklar üzerinde olum­suz etkiler ortaya çıkarabilmektedir. Bu konuda yapılan bir çalışmada, boşan­manın ardından babası ile aynı evde yaşamayan kız ve erkek çocuklar arasında iyilik düzeyleri açısından farklılaşma bulunamamış; yani hem kız hem de erkek çocukların olumsuz olarak etkilendiği belirtilmiştir. Bu nedenle boşan­ma sonrasında hem kız hem de erkek çocuklar için babalarıyla aynı evde ya­şamamalarının olumsuz etkileri ve babalarıyla boşanma sonrasında süre giden yeni ilişkilerinin önemi üzerinde durulmuştur.

Bir başka araştırmada, boşanma sonrasında anne ve baba ile çocuk arasın­daki ilişkinin çocuğun uyumu üzerindeki etkileri meta-analiz ile incelemiş­tir. Bu meta-analizde incelenen çalışmalarda, boşanma sonrasında baba- çocuk ilişkisinin kalitesi ile çocuğun düşmanlık duyguları arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Ancak literatürde bu konuda çelişkili sonuçlar içeren başka araştırmalar olduğu da belirtilmiştir.

Çocukların boşanmaya uyum sağlamasında en önemli etmenlerden birisi, annenin boşanma stresiyle başa çıkabilmesi ve çocuğunun bakımını aksatma­masına bağlıdır. Ancak, boşanma sonrasında çocuğun bakımı için eski eşinden çok az destek alabilen ya da hiç destek alamayan ebeveynlerin (genellikle an­neler) hayatlarını dengede tutmakta zorlandığı ve bu nedenle çocukların uyum problemleri yaşayabilmektedirler. Evliliğin bitiş sürecinde, çoğu ebeveynin hissettikleri kırgınlık, öfke, umutsuzluk gibi duygular nedeniyle, kendi dertlerine gömülerek çocuklarının duygu ve ihtiyaçlarıyla fazla ilgile­nemedikleri vurgulanmaktadır. Çocukların boşanma süreci hakkında açıkla­malara ve desteğe çok fazla ihtiyaçları vardır. Birçok anne-baba, bu süreçte yaşananlar ve boşanma konusunda çocuklarına ne şekilde ve ne kadar bilgi vermeleri gerektiğine karar verememektedir. Ancak çocuğun boşanmaya uyumunda, ebeveynleri tarafından verilen bilgi ve desteğin etkisinden söz edil­mektedir.

Bazı anne ve babalar, kendi aralarında aldıkları boşanma kararlarını çocuk­larına söylemenin gereksiz olduğunu düşünmektedir. Bazı anne ve babalar ise, evden ayrılan ebeveynin gidişinin ardından, çocuklarla birlikte yaşayan ebeveynin açıklama yapmasının daha uygun olacağını düşünürler. Ancak bu tür yaklaşımlar çocuklar tarafından anlaşılamamakta; hatta bu durumda ço­cuklar, ebeveynleri tarafından reddedildikleri duygusu yaşayabilmektedirler. Çocukların boşanmaya uyumlarını arttırmak için, çocukların yaş dönemlerine göre anlayabilecekleri şekilde bilgilendirilmeleri ve ayrılık sürecine hazırlanma­ları gerektiği üzerinde önemle durulmaktadır.  Son yıllarda üzerinde durulan başka bir kavram ise, dayanıklılık (resilience) kavramıdır. Boşanma konuda da, hem çocuğun hem de anne ve babanın dayanıklılığının incelendiği görülmektedir.

Boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri incelenirken üzerinde durulması ge­reken bir diğer etken boşanmanın çocuk üzerindeki kısa ve uzun süreli etkile­ridir. Çünkü boşanmanın ardından geçen zamanın çocuk üzerinde farklı etki­lere yol açtığı bilinmektedir.

Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Kısa Süreli Etkileri

Boşanma ile ilgili araştırmalarda boşanma sonrasındaki ilk iki yılın kritik ol­duğu vurgulanmaktadır. Boşanmanın çocuk üzerindeki kısa süreli etkile­rinin incelendiği bir çalışmada, boşanmanın hemen ardından çocuk için ge­nellikle olumsuz bir süreç yaşandığı; ancak boşanma sonrasındaki 6 ile 12 ay arasında birçok çocukta bu olumsuz etkilerin azaldığı ve çocukların boşanma­ya uyum sağlayabildikleri belirtilmektedir. Boşanmanın çocuk üzerindeki kısa süreli etkileri içinde en fazla görülen olumsuzlukların, depresif duygudurum ve içe çekilme olduğu bildirilmiştir. Bir başka araştırmada, anne ve baba­sının boşanmasının üstünden 2 yıl geçmiş olan çocukların, boşanmayla başa çıkma süreçleri incelemiştir. Bu araştırmanın sonucunda, boşanmanın ardın­dan çocuklarda en yoğun görülen sorunların, sinirlilik, sorunlarla başa çıkamama ve dürtüsellik olduğu bulunmuştur.

Üzerinde durulan bir başka konu ise, çocuğun boşanmaya uyumunda ve­layetin önemidir. Boşanma süreci ve boşanmanın hemen ardından anne ve babanın velayet konusunda anlaşma sağlaması ya da bu konudaki anlaşmazlık­larının, çocuğun boşanma sürecine uyumunu etkilediği belirtilmektedir. Özellikle velayet konusundaki anlaşmazlıklar, çocukların boşanma sürecine uyumunu olumsuz etkilemektedir. Bazı ülkelerin kanunlarının izin verdiği, anne ve babanın velayeti paylaşması durumunda ise, ebeveynler arasında ça­tışmanın az olduğu ya da hiç olamadığı görülmektedir. Bu durumun da, ço­cuğun boşanma sürecine uyumunu arttırıcı bir etkisi olduğu öne sürülmektedir.

Ebeveynlerinin boşanmasının hemen ardından, yaşları 7 ile 15 arasındaki değişen 104 çocuk üzerinde boşanmanın kısa süreli etkileri araştırıldığı bir çalışmada saptanan en belirgin bulgu boşanmanın sadece yetişkinlerin yaşadığı bir süreç olmadığı; çocukların da ailede bu süreç içinde olduğudur. Ancak bu araştırmada çocuklardan niteliksel bilgi toplanmış; bunun yanı sıra, her­hangi bir ölçüm yapılmamıştır. Boşanmanın hemen ardından çocukların karşı karşıya kaldıkları ilk sorunlar, ailenin dağılması, içinde bulunulan çevre ve koşullardaki değişikliklerdir. Sonuçta bu dönemin, adeta bir kriz dönemi olduğu belirtilmiştir.

Bir başka çalışmada ise, boşanmanın hemen ardından çocuğun ilk yaşadığı duygunun şok ve mutsuzluk olduğu; ayrıca yalnızlık, ebeveynlere öfke ve şaşkınlık duygularının da çok sık görüldüğü bulunmuştur. Boşanmanın ardından çoğu çocuk için büyümenin zor olduğu söylenmektedir. Çünkü çocuk, boşanmanın hemen ardından maddi, sosyal çevre, okul, arkadaşlar gibi birçok alanda radikal değişiklikler yaşamaktadır. Bu nedenle birçok araştırma­da boşanmanın kısa süreli etkilerinin çocuk üzerinde olumsuz sonuçlar ortaya çıkardıkları belirtilmektedir.

Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Uzun Süreli Etkileri

Boşanmanın çocuk üzerindeki uzun süreli etkilerinden bahsedilirken kastedi­len genellikle, boşanmanın üzerinden iki yıldan daha fazla sürenin geçmesidir. Literatürde boşanmanın çocuk üzerindeki uzun süreli etkileri açısın­dan çok çelişkili bulgular ve görüş ayrılıkları vardır. Bazı araştırmacılar uzun sürede boşanmış ailelerin çocuklarının boşanmanın olumsuz sonuçlarının üstesinden gelerek psikolojik uyum açısından evli ailelerin çocukları ile arala­rında bir fark olmadığını belirtmektedirler. Diğerlerinde ise, boşan­manın ardından çocukların çok daha uzun süre boşanmanın olumsuz etkileri­ni yaşadıkları belirtilmiştir.

Huerre ve arkadşalarının 16 yıllık ve oldukça kapsamlı bir izlem çalışma­sında boşanmanın çocuk üzerindeki uzun süreli etkilerini oldukça açık bir şekilde ortaya koyulmuştur. Bu çalışmada, çocukluklarında anne ve baba­ları boşanmış yaş ortalamaları 32 olan hâlihazırdaki yetişkinler ile çocukluk dönemlerinde anne-babaları evli olan ve aynı evde yaşayan yetişkinler karşılaştırılmıştır. Sonuçta, çocukluk dönemlerinde ebeveynleri boşanmış kadınların, ebeveynleri evli olanlara göre yetişkinlik dönemlerinde daha fazla psikolojik sorun yaşadıkları bulunmuştur. Boşanmış ailelerden gelen kadınlara uygula­nan tüm ölçümlerde, Beck Depresyon Envanteri (Beck Depression Inventory), Genel Sağlık Ölçeği (General Health Questionnaire) ve Psikosomatik Semptom (Psychosomatic Symptoms Score) puanlarının, evli ailelerden gelen kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca ebeveynleri boşanmış kadınların kişilerarası ilişkilerin­de de sorunlar saptanmıştır. Bu araştırmada, erkekler için aynı düzeyde an­lamlı sonuçlar elde edilememiştir. Buna rağmen, çocukluğunda ebeveynleri boşanmış hem kadın hem de erkeklerin, yetişkinlik yaşantılarında daha düşük eğitim düzeyinde oldukları, işsizlik oranlarının daha yüksek olduğu, daha fazla yaşam sorunları ve fiziksel sağlık sorunları yaşadıkları belirtilmektedir.

Diğer çalışmalarda, çocukluk dönemlerinde anne ve babası boşanmış bi­reylerin, kendi yetişkinlik yaşantılarında, hatta kendi evliliklerinde bile uyum güçlükleri yaşayabildiklerine dair bulguları olduğu görülmektedir. [6,5 5] Bu konuda yapılan bir meta-analizde, çocukluğunda ebeveynleri boşanan ve boşanmayan yetişkinlerin karşılaştırıldığı 33 çalışma incelenmiştir. Çocukluğun­da ebeveynleri boşanan yetişkinlerin, boşanmayanlara göre psikolojik uyumla­rının daha az, sosyoekonomik durumlarının daha düşük olduğu; ayrıca kendi evliliklerinde de daha fazla sorun yaşadıkları belirtilmiştir. Diğer bir ça­lışmada ise, 14 yıllık boylamsal bir inceleme yapılmış ve sonucunda, boşanmış ailelerden gelen çocukların evli ailelerden gelen çocuklara göre daha fazla dışsal davranış sorunları yaşadıkları bulunmuştur.

Boşanma sonrasında maddi sorunlar yaşayan anneler çocuklarına, evli ailelerdeki çocuklara göre daha olumsuz eğitim koşulları sunabilmektedir. Eğitim koşullarının olumsuzluğu da, boşanmanın uzun süreli etkisi olarak çocuklara yansımaktadır. Ayrıca, boşanma sonrasında çocukların genellikle anneleriyle birlikte yaşamaları nedeniyle, boşanma sonrasında anne ile çocuk ilişkisi oldukça kritiktir. Boşanma sonrasında, annenin sıcak, ilgili ve kabul edici olmasının ise, çocuğu boşanmanın olumsuz etkilerine karşı koruyabile­ceği belirtilmektedir.

Son 2 yıl içinde ebeveynleri boşanmış ve 8-15 yaş arasında olan ve boşan­ma sonrasında anneleri ile yaşayan 678 çocuk ve annelerinin değerlendirildiği bir çalışmada, çocuklar ve annelere, annelik davranışlarını değerlendiren, “Ebeveyn Davranışlarını Çocuğun Değerlendirmesi Envanteri (Children’s Report of Parental Behavior Inventory)’ nin adapte edilmiş olan 2 alt ölçeği olan kabul ve disiplin tutarlılığı alt ölçekleri uygulanmıştır. Hem anne hem de çocuklardan değerlendirme alınmasının nedeni, ikili değerlendirme almanın istatistiksel olarak daha anlamlı düzeyde sonuçlar vermesi olarak açıklanmaktadır. Bu ölçeğin, kabul alt ölçeği 10 madde içermektedir (Örne­ğin: “Annem benim hakkımda konuşmaktan hoşlanır”, “Üzgün olduğumda daha iyi olmamı sağlar” gibi). Disiplin tutarlılığı alt ölçeği ise, 8 madde içer­mektedir (Örneğin: “Koyduğu bir kuralı kolay unutur”, “Benim takip etmek zorunda olduğum kurallar çok sık değişir” gibi). Bunun yanı sıra, boşanma sonrası stresli yaşam olaylarını ölçen bir ölçek ile dışsal ve içsel davranış prob­lemlerini ölçmek için de, farklı ölçekler kullanılmıştır. Bu araştırmanın sonuç­ları incelendiğinde, kabul ve disiplin tutarlılığı için, anneler ile çocukların değerlendirmeleri arasında paralellik olduğu bulunmuştur. Ayrıca hem anne hem de çocuğun kabul ve disiplin tutarlılığı değerlendirmeleri ile çocukların yaşadıkları içsel ve dışsal problemler arasında istatistiksel olarak anlamlı dü­zeyde ilişki bulunmuştur.

Yapılan bir meta-analizde ise, boşanmanın çocuğun uyumunu araştıran 92 çalışma incelenmiş; sonuçta, boşanmanın çocuklar açısından, akademik başarı, davranım bozukluğu, psikolojik uyum, benlik saygısı ve sosyal ilişkiler alanla­rında olumsuz sonuçları olduğu bulunmuştur.

Boşanmanın çocuklar üstündeki uzun süreli etkilerinin araştırılması için, ebeveynleri boşanan kişilerin kendi evliliklerinde de boşanma risklerinin arttı­ğı hipotezi incelemiştir. Sonuçta, ebeveynleri evli olan kişilerin boşanma oranının %13 olduğu; eşlerden birinin ebeveyni boşanmış ise, oranın %19’a, eğer çiftlerin ikisinin de ebeveyni boşanmışsa, oranın %37’ye yükseldiği; ayrı­ca, bu 3 grup arasında anlamlı farklılaşma olduğu bulunmuştur. Benzer şekilde boşanmanın çocuk üzerindeki uzun süreli etkilerinin araştırıldığı diğer bir çalışmada, boşanmış ailelerin çocuklarının, yetişkinlik dönemlerinde ken­di evliliklerini sürdürme oranlarının daha az olduğu görülmüştür.

Boşanmaya Çocuğun Uyumunu İnceleyen Farklı Bakış Açıları

Boşanmaya çocuğun uyumunu araştıran birçok farklı bakış açısı vardır. Bu konudaki 180 çalışma bir meta-analizle incelemiştir. Bu konudaki araş­tırmaların en kapsamlı olarak şu beş bakış açısı altında toplandığı belirtilmiş­tir. Bunlar velayeti almayan (noncustodial) ebeveynin çocuktan uzak olma­sı/yokluğu (absence of the noncustodial parent), velayeti alan (custodial) ebe­veynin uyumu, ebeveynler arasındaki çatışma, maddi zorluklar ve yaşamdaki stresli değişikliklerdir.

Literatürde, boşanmanın çocuğun yaşamında yarattığı etkileri ve çocuğun uyumunu inceleyen birçok araştırmada farklı bakış açıları üzerinde durulmak­tadır. Bu bakış açıları aşağıda üç başlık altında gruplanmıştır.

1. Velayeti Alan Ebeveynin Uyumu Hakkındaki Bakış Açısı

Bu bakış açısı, velayeti alan ebeveynin (genellikle anne) psikolojik uyumuna odaklanmaktadır. Velayeti almış olan, yani çocukla aynı evde yaşayan ebevey­nin, çocuğunu desteklemesinin ve uygun bir şekilde kontrol etmesinin, çocu­ğun gelişimi ve iyiliği için önemli olduğu belirtilmektedir. Bununla birlik­te, boşanmanın neden olduğu stresin de, ebeveynin çocuk yetiştirme kalitesini etkilediği ve çocuk için olumsuz sonuçları olduğu üzerinde durulmaktadır.

Boşanmanın yaşamdaki en stresli süreçlerden biri olduğu ve birçok yetişkinin boşanmaya uyum sağlamakta zorlandığı belirtilmektedir. Bu konu­da yapılan on yıllık bir gözden geçirme çalışmasında, boşanmış yetişkinlerin sağlık, ekonomik ve sosyal alanlarda birçok uyum güçlüğü yaşadığı ve ebevey­nin uyum sorunlarının çocuğun uyumunu da olumsuz yönde etkilediği yö­nünde bulgulardan söz edilmektedir.

Boşanma sonrası çocuklarıyla birlikte yaşayan yalnız annelerin, evlilere gö­re daha az sosyal destekleri olduğu ve bu annelerin daha fazla kronik gerginlik yaşadıkları bulunmuştur. Evli annelerle karşılaştırılan boşanmalarının üzerinden bir yıl geçmiş annelerin daha anksiyöz, depresif ve sinirli oldukları saptanmıştır. Aynı zamanda, boşanmış annelerin çocuklarıyla daha az ilgilen­dikleri, çocuklarını daha fazla cezalandırdıkları ve uyguladıkları disiplin yön­temlerinin daha sert olduğu belirtilmektedir. Bu konuda yapılan diğer bir meta-analizde ise, boşanmış ailede tek ebeveyni ile yaşayan çocukların evli ailelerdeki çocuklara göre, ebeveynleriyle daha fazla ilişki sorunu yaşadıkları görülmüştür. Boşanma ile ilgili boylamsal çalışmalarda ise, boşanmadan 2 yıl sonra velayeti alan ebeveyn ile çocuğun ilişkisinin daha iyiye gittiği bulunmuştur.

Her iki ebeveynin davranışlarının ve uyumunun çocuk üzerinde etkili ol­duğu bilinmesine rağmen; bu bakış açısı velayeti alan ebeveyn üzerinde odak­lanmaktadır. Bunun nedeni, çocuk yetiştirmede asıl görevin çocukla birlikte yaşayan ebeveyne düşmesidir. Boşanma sonrasında velayeti alan ebeveynin psikolojik uyumu, çocuğun iyilik halini olumlu etkilemektedir. Benzer şekil­de, çocuk ile velayeti alan ebeveynin ilişki kalitesi de, çocuğun psikolojik uyumu üzerinde etkilidir. Ayrıca çocuğun davranış sorunları, velayeti alan ebeveynin çocuk yetiştirme tutumundan ve ebeveynin psikolojik uyumundan etkilenmektedir. Psikolojik açıdan uyum bozukluğu olan ebeveynlerin bo­şanma riskinin fazla olduğu öne sürülmektedir. Ancak, birçok boşanan birey boşanma nedeni olarak, eşlerinin kişilik problemlerini, alkol ya da ilaç kulla­nımını ve fiziksel şiddet gibi sorunları göstermektedir. Ayrıca, psikolojik so­runların ve davranım bozukluklarının ebeveynden çocuğa ya genetik ya da sosyalizasyon yoluyla geçtiği belirtilmektedir.

2. Velayeti Almayan Ebeveynin Uyumu Hakkındaki Bakış Açısı

Boşanma sonrasında çocuk genellikle, velayeti alan ebeveyni ile yaşamaya başlamakta ve velayeti almayan ebeveyn farklı bir eve taşınmaktadır. Bu ne­denle, velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun ilişki düzeyinin çocuğun iyilik halini etkilediği ileri sürülmüştür. Bu konuda yapılan bir meta- analiz çalışmasında, incelenen araştırmaların 16’sında çocuk ile velayeti alma­yan ebeveynin sık görüşmesinin çocuğun iyilik halini arttırdığı bulunmuş. Ancak incelenen diğer 16 çalışmada ise tam tersine, velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun sık görüşmesinin çocuğun sorunlarını arttırdığı bulunmuştur. Bu çelişkili bulgular için, yapılan çalışmaların kalitesinin sonuçları etkilemiş olabileceği yorumu yapılmıştır. Boşanma sonrasında velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun görüşmemesinin, ebeveynler arasındaki çatışmaya bağlı olduğu söylenmektedir. Eğer eski eşler arasında boşanma sonrasında da, düş­manlık sürüyorsa bu çocuğa da yansımaktadır. Bu durumu en iyi açıklayan görüş ise, eğer eski eşler arasında çatışma azsa bu durumda, velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun görüşmesinin çocuğa olumlu etkisi olduğudur. Bu görüşe göre, bunun tam tersine eski eşler arasında çatışmanın fazla olduğu ailelerde, velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun görüşmesinin çocuk için olumsuz so­nuçları olmaktadır. Ayrıca görüşmenin etkiliğinin, velayeti almayan ebeveynin psikolojik uyumuna ve çocuk yetiştirme tutumuna bağlı olduğu da belirtilmektedir.

Bu konuda yapılan diğer araştırmalarda ise, velayeti almayan ebeveyn (ge­nellikle baba) ile çocuğun ilişkisinin, çocuğun boşanmaya uyumu üzerinde önemli olduğu belirtilmiştir. Bu çalışmalarda, boşanma sonrasında baba ile çocuk ilişkisi genellikle olumsuz etkilendiği bulunmuştur. Boşanma sonra­sında çocukların çok büyük çoğunluğu anneleri ile birlikte yaşadıkları için, baba ile çocuk arasına hem fiziksel hem de duygusal mesafe girdiği vurgulanmaktadır.

3. Ebeveynler Arasındaki Çatışmaya Dair Bakış Açısı

Mutsuz bir ev ortamının, eşler arasındaki evlilik uyumsuzluğunun göstergesi olduğu; ayrıca, evlilik çatışmasının çocuğun psikolojik uyumunu olumsuz etkilediği belirtilmektedir. Bu tip evlilik çatışması olan ailelerde, boşanma sonrasında da genellikle ebeveynler arasındaki çatışmanın sürdüğü; bu duru­mun da, çocuğu birçok açıdan etkilediği vurgulanmaktadır.

Wolfinger, ilkokula giden kız çocuklarının benlik saygılarının ebeveynleri arasındaki evlilik çatışmasından olumsuz etkilendiğini, benzer şekilde, ergen­lik dönemindeki erkek çocuklarda da, benzer sonuçlar saptandığını bildirmiş­tir. Bazı ebeveynler aralarındaki çatışmalarda, çocukların da taraf olmasını isteyebilmektedir. Ancak bu durumun sonucunda, ebeveynler çocuklarına, anlaşmazlık durumunda kavga etmenin bir yol olduğunu dolaylı yoldan öğ­retmektedir. Bunun yanı sıra çocuklar (özellikle de küçük yaştakiler), ebeveyn­leri arasındaki çatışmadan kendilerini sorumlu tutabilmektedirler.

Tüm bu bulgular ışığında, ebeveynler arasındaki çatışmanın, boşanma ön­cesi ve sonrasında çocuğun psikolojik uyumunu olumsuz etkilediği söylenebi­lir. Ancak bu bakış açısı çerçevesinde yapılan araştırmalarda, boşanma sonra­sında tek ebeveyniyle yaşayan çocukların, evli ve aralarında çok fazla çatışma olan ebeveynleriyle yaşayan çocuklara göre psikolojik uyumlarının, daha iyi olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan, boşanma sonrasında eski eşlerin çocuğa destek, velayet ve çocuğu ziyaret konularındaki kronik gerginliklerinin çocuğun iyilik halini olumsuz etkilediği de belirtilmektedir.

Bu bağlamda yapılan ve 21 araştırmanın incelendiği bir meta-analizde, evli ve çok çatışmalı, evli az çatışmalı ve boşanmış aileler olmak üzere 3 grup karşılaştırılmıştır. Sonuçta, destekleme, denetleme ve disiplin gibi ebeveynlik so­rumluluklarının, çocukların uyum, gelişim ve iyilik hallerini çok fazla etkile­yen faktörler olduğu bulunmuştur. Desteklemenin, çocuğun günlük problemlerini çözmesine yardımcı olma; ayrıca, çocuğun başarılarını övme ve sevgi gösterme gibi bileşenleri vardır. Denetleme çocuğun aktivitelerine süpervizyon, çocuğun okul ve arkadaş ilişkilerini takip etme, aile ve toplum kurallarına uymasını sağlama gibi konuları içermektedir. Disiplin ise, çocuğun davranışlarının ve yaşamının düzenlenmesinde; ayrıca, çocuğun yanlış davra­nışlarının düzeltilmesinde kullanılan yöntemlerdir. Ebeveynlerin çocuklarına uyguladıkları disiplin yöntemleri farklılıklar göstermektedir. Çocukları yanlış davrandığında bazı ebeveynler zorlayıcı ve şiddet içeren disiplin yöntemleri (örn. dayak) uygularken; bazıları şiddet içermeyen yöntemler (yanlış davranış­ları konuşmak gibi) kullanabilmektedir. Araştırmalarda en uygun ebeveyn davranışlarının, çocukların desteklenmesi, dinlenmesi ve şiddet içermeyen disiplin yöntemlerinin kullanılmasını içeren bir kombinasyon olduğu belir­tilmektedir.]

Boşanma Sonrasında Ebeveyn Çocuk İlişkileri

Çocuğun boşanmaya uyumunun ebeveyn davranışlarından nasıl etkilendiğini araştırmak için yapılan bir araştırmada, Amerikan Ulusal Aile ve Ev Halkı (National Survey of Families and Households) verileri incelenmiştir. Araştırma bulguları, yüksek ebeveyn desteği ve denetlemesi ile şiddet içerme­yen disiplin yöntemleri kullanan ebeveynlerin çocuklarında daha yüksek okul başarısı, daha az davranış problemleri, madde kullanmama, daha iyi psikolojik sağlık ve olumlu benlik algısı olduğunu göstermiştir.

Ülkemizde yapılan bir çalışmada, boşanma sonrasında anne ve çocukların psikolojik uyum düzeylerinin incelenmesi amacıyla, evli ve boşanmış ailelerden gelen anneler ve çocukları karşılaştırılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, boşanmış annelerin evli annelere göre, çocukları tarafından daha fazla kontrol edici olarak algıladıkları bulunmuştur. Babalar, boşanmayla birlikte çocuklarının yaşamlarından uzaklaşmakta ve bu durumda anneler, çocuğun günlük yaşamındaki tek “sorumlu” ebeveyn durumuna düşerek kendilerini çoğu zaman çocuğun “hem annesi hem de babası” olma durumunda hissetmektedir. Eşlerinden boşanmış olan annelerin, evli annelere göre, çocukları tarafından daha kontrol edici olarak algılanmalarının nedeni, evlilikte kısmen baba tarafından üstlenilen “denetleyici otorite” rolünü de, boşanma sonrasında annelerin üstlenmelerinden kaynaklanmış olabilir. Ayrıca boşanmayla birlikte babaların çocukları üzerindeki denetleyici rollerinin azaldığı; buna karşın annelerin denetleyici rollerinin arttığı bulunmuştur. Evli veya boşanmış anne ve babalar arasında, çocukları tarafından en az denetleyici olarak algılananlar boşanmış babalar iken, en fazla denetleyici olarak algılananlar ise, boşanmış annelerdir. Bu araştırmada, boşanmış ailelerdeki çocukların, babalarını evli ailelerdeki çocuklara göre, daha az kabul edici olarak algıladıkları saptanmıştır. Boşanmış çiftlerin çocukları, babalarını daha az sıcak ve daha ihmalkar olarak algılamakta; ayrıca, babaları tarafından daha az sevildiklerini ve istendiklerini düşünmektedir. Çocukların algılarına göre, boşanma annelerde bir değişikliğe yol açmazken, babaların daha az kabul edici olmasına yol açmaktadır. Bu çalışmanın bulguları, çocuklar üzerindeki azalan baba kontrolünün telafisi amacıyla, boşanmış annelerin çocukları üzerindeki kontrolünün artmış olabileceği şeklinde yorumlanmıştır. Literatürdeki bu konuyla ilgili yapılan diğer çalışmalar incelendiğinde, boşanma sonrasında anne-çocuk ilişkisinde önemli bir farklılaşma görülmezken; baba-çocuk ilişkisinin ise, genellikle değiştiği görülmektedir.

Çocukların algılarındaki bu önemli farklılığın nedeni, boşanma sonrasında babaların evden uzaklaşması olabilir. Bunun sonucunda da, boşanma sonrasında babanın evden ayrılmasıyla birlikte, eş alt sistemi ve baba-çocuk ilişkisinde farklılaşma olmakta; buna karşın, anne-çocuk ilişkisi değişmemektedir. Boşanma sonrasında, anne-çocuk ilişkisi, en azından fiziksel yakınlığın korunmuş olmasıyla bile, evli ailelerdeki anne- çocuk ilişkisine daha fazla benzemekte; bunun sonucunda da, boşanma sonrası bile, anne-çocuk ilişkisi açısında bir süreklilik sağlamaktadır. Ayrıca, annesiyle birlikte yaşayan çocuk için, ihtiyacı olan ebeveyn desteği daha çok anne tarafından verilmektedir. Oysa diğer yanda, boşanma baba-çocuk ilişkisinde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Herşeyden önce, çocuk kaçınılmaz olarak mekanı ve zamanı artık babasıyla eskiden olduğu gibi paylaşamamaktadır. Boşanma sonrasında baba, eskisine göre çok daha zor ulaşılabilir bir duruma gelmektedir. Konuyla ilgili çalışmalar, boşanmayı takiben birçok çocuğun babası ile ilişkisinde niceliksel ve niteliksel azalma yaşadığını ortaya koymuştur.

Boşanma sonrasında baba ile ilişkinin çocuğun psikolojik durumu üzerindeki etkilerini inceleyen bir metaanaliz çalışmasında, Amato ve Gilbreth konuyla ilgili 63 araştırmayı incelemiş ve sonuçta, boşanma sonrasında babaların çocuklarıyla ilgili birçok sorumluluklarından uzaklaştıkları saptamışlardır. Bu bulgulara göre, babanın sadece eşinden değil, adeta çocuğundan da boşandığı öne sürülmüştür. Bu nedenle, çocuklar babaları tarafından daha az önemsendikleri, daha az istendikleri ve daha az sevildikleri gibi değerlendirmeler yapmış olabilir. Ayrıca, boşanmış ailelerdeki çocukların, evli ailelerdeki çocuklara göre, daha bağımlı ve yaşamın getirdiği taleplerle başetmekte daha yetersiz olabilecekleri de belirtilmektedir. Boşanmış alilelerdeki çocukların daha bağımlı olmalarının çeşitli nedenleri olabilir. Bu nedenlerden en önemlisinin, boşanma sonrasında, çocukla evden giden ebeveyni arasındaki ilişkinin, çoğu zaman hem niceliksel hem de niteliksel olarak yıpranması olduğu belirtilmektedir.

Anne-babadan birini bile kaybetmek çocukta doğal olarak endişe ve kaygıya yol açacak ve bu durumdaki çocuk, bu kaybı muhtemelen evde kendisiyle birlikte olan ebeveyne daha fazla sarılarak, onunla eskisine göre daha bağımlı bir ilişki kurarak gidermeye çalışacaktır. Boşanmanın ardından ebeveynlerden birinin evden ayrılması, boşanmanın yaşamına ne gibi olumsuzluklar getirebileceğini bilemeyen çocukta endişe ve kaygıya yol açabilir. Babaların ailenin ihtiyaçlarını sağlayan, zorluklar ve sorunlarla başeden, aileyi tehditlere karşı koruyan ve kollayan rolü göz önüne alınacak olursa, babanın evden gidişi çocuğun zihninde babanın kaybı, babanın kaybı ise varoluş açısından son derece kritik olan güvenli aile ortamının kaybı olarak yorumlanabilir. Birçok evlilikte ailenin maddi gelirinin büyük bir kısmı baba tarafından sağlanmaktadır. Boşanma sonrasında babanın sağladığı maddi desteğin azalması, hatta çoğu zaman tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte, annenin gelirinde büyük bir azalma görülmektedir. Bu durumda çocuğun bakımını da üstlenmiş olan anne, duygusal sorunların yanısıra, ciddi maddi sorunlarla da karşılaşmaktadır. Boşanma sonrasında maddi ve manevi birçok sorunla karşılaşan anne, tüm bu sorunlarla başetmekte zorlanacak ve annenin yaşadığı zorlukları yakından izleyen, hatta bu zorluklarla kendisi de başetmek zorunda kalan çocuk da, kendisini yetersiz hissedebilecektir.

Boşanmış ailelerdeki çocukların, kendilerini evli ailelerdeki çocuklara göre, daha yetersiz hissettmelerine yol açan içsel nedenler de vardır. Konuya Oedipal karmaşa açısından bakılacak olursa, babanın evden gitmesi, çocuk için rakibin evden gitmesidir. Ne var ki, çocuk güçlü babasının yerini alabilmekten çok uzak ve babayla karşılaştırıldığında yetersiz biridir. Babanın evden gitmesiyle birlikte, çocuk bu yetersizliğiyle çok daha fazla yüz yüze kalır. Bu durumda boşanmış ailelerdeki çocukların kendilerini evli ailelerdeki çocuklara göre daha “yetersiz” hissetmeleri doğaldır.

Boşanma Sonrasında Çocuğun Uyumuna Yönelik Müdahaleler

Son yıllarda, boşanmanın çocukların üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik çeşitli müdahaleler yapıldığı görülmektedir. Boşanma sonrasında çocukların yaşadıkları birçok sorun olduğu pek çok araştırma ve izlem çalışmasıyla saptanmıştır. Bu olumsuz etkilerin çok uzun yıllar hatta yetişkinlik yaşamında bile devam ettiğinin bulunması nedeniyle çocuk ve anne-babalara çeşitli müdahale yöntemleri uygulanmaya başlanmıştır. Özellikle gelir düzeyi düşük ve psikolojik hizmetlerden yararlanması zor olan ailelere yapılan müdahalelerden bahsedilmektedir. Bazı çalışmalarda ise, boşanma davalarının görüldüğü mahkemelerle çalışıldığı görülmektedir. Mahkemelerde dava sırasında ailelere hukuki ve psikolojik müdahalelerin yapıldığı belirtilmektedir. Örneğin, boşanmadan iki yıl sonra ebeveynler arasındaki çatışmanın azaltılması ve işbirliğinin arttırılması için ebeveynlere bir müdehale programı uygulanmıştır. Bu program sonrasında ebeveynlerin boşanma sonrasındaki ilişkilerini iyileştirerek çocuklarının boşanma sonrasındaki uyum düzeylerini arttırmak planlanmıştır.

Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerinin anlaşılması için kardeş, ikiz, biyolojik ebeveynleriyle yaşayan ve evlat edinilmiş çocuk gruplarıyla yapılan çalışmalar dikkat çekicidir. Ayrıca boşanma süreci boyunca anne-çocuk ilişki­sinin bağlanma teorisi ve kuşaklararası bakış açısıyla incelendiği çalışmalar da yeni çalışma alanları oluşturmaktadır.

Ülkemizde de benzer şekilde son yıllarda aile içinde kadına yönelik şiddet, evlilik çatışması ve boşanma konusunda yapılan çalışmaların ve bilimsel yazı­ların sayısının ve buna paralel olarak bu konudaki farkındalığın arttığı görülmektedir.

Sonuç

Boşanmanın çocuk üzerindeki etkilerinin incelendiği birçok çalışmada, bo­şanmış ailelerdeki çocukların evli ailelerdeki çocuklara göre daha fazla davranış sorunları sergiledikleri; ayrıca, okul başarılarının da, daha düşük olduğu bu­lunmuştur. Boşanma sonrasında çocuklar daha depresif olmakta ve daha fazla sorunlu davranışlar sergilemektedirler.

Boşanmanın çocuk üzerindeki kısa ve uzun süreli etkileri de üzeride durulan konular arasındadır. Literatürde, boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri açısından çok çelişkili bulgular olmakla birlikte; genellikle kısa süreli etkilerin olumsuz olduğundan bahsedilmektedir. Ayrıca, birçok çalışmada, boşanmanın çocuk üzerindeki uzun süreli etkilerinin oldukça uzun süre olumsuz olarak devam ettiği bulunmuştur. Hatta, çocukluk dönemlerinde ebeveynlerinin boşanmasına şahit olan çocukların, yetişkinlik dönemlerinde de, boşanmanın olumsuz etkilerini yaşadıkları belirtilmektedir. Bazı araştırmalarda, çocukluk dönemlerinde anne-babası boşanmış bireylerin kendi evliliklerindeki boşanma oranının, ebeveynleri boşanmamış bireylere göre daha yüksek olduğu bulunmuş; bu sonuçların da, boşanmanın bireyler üzerindeki uzun süreli olumsuz etkilerini kanıtladığı öne sürülmüştür. Ancak, literatürde bu konuda çelişkili bulgular vardır. Çocukların boşanmaya uyum sağlamasında en önemli etmenlerden birisi de, boşanma sonrasında hem annenin hem de babanın çocuklarıyla kurdukları ilişkinin kalitesidir.

Sonuç olarak çocukların yaşamında ebeveyn ilişkilerinin son derece önemli olduğu açıktır. Ebeveynlerinin boşanması ise, çocuk için oldukça zor bir süreçtir. Boşanmanın getireceği, belirsizlikler, güvensizlik, endişe ve kaygılarla başetmeye çalışan çocuk için, anne ve babasının sergileyecekleri tutarlık çok önemli olacaktır.

KAYNAK:

ÖNGİDER, N., Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2013; 5(2):140-161.

Yazarlar bu makale ile ilgili herhangi bir çıkar çatışması bildirmemişlerdir.

Çevrimiçi adresi / Available online at: www.cappsy.org/archives/vol5/no2/

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort