Charles DARWİN (1809-1882)

Evrim Teorisi:

Charles Darwin’in 1859 yılında yayımlanan Doğal Seçi Yoluyla Türlerin Kökeni Üzerine (On the Origin of Species by Means Of Natural Selection) isimli kitabı Batı uygarlık tarihinin en önemli kitaplarından bi­risidir. Bu çalışmada sunulan evrim teorisi Çağdaş Amerikan psikolojisi üze­rinde derin etkiler bırakmıştır. Dönemin Psikoloji anlayışı, konu ve şekil iti­bariyle başka hiçbir düşünce ve kişiden, evrim teorisi ve Darwin’den etkilen­diği kadar etkilenmiştir.

Evrim teorisinin temel düşüncesini oluş­turan yaşayan şeylerin zamanla değişime uğra­dığı fikri Darwin’den gelmemiştir. Bu genel fikrin düşünsel altyapısı M.Ö. beşinci yüzyıla dek uzatılabilir olmasına rağmen teorinin sistematik olarak ilk incelenişi onsekizinci yüzyı­lın sonlarına doğrudur. Erasmus Darwin (Charles Darwin ve Francis Galton’un büyük­babası, iki karısı ve mürebbiyesinden 14 çocu­ğu olan 155 kg. ağırlığında bir İngiliz fizyolog) tüm sıcakkanlı hayvanların Yaratıcı tarafından ruh verilen bir tek ince telden meydana geldi­ği inancını açıklıyordu.

1809 yılında Lamarck, organizmanın bulunduğu çevreye uyum sağlama çabalarından kaynaklanan, hayvanın bedensel şeklinin değişimi ve önceki ne­sillerden kalıtımsal olarak gelen değişiklikler üzerinde önemle duran evrimin davranışsal bir teorisini formüle etti. Örneğin zürafa o uzun boynunu nesiller boyunca yüksek ve daha yüksek ağaç dallarında yiyecek bulmaya çabalayarak geliştirmiştir.

1800’lerin ortalarında Britanyalı jeolog Sir Charles Lyell yerkürenin bu­günkü haline gelene dek pek çok gelişim safhasından geçtiğini öne sürerek ev­rim kavramını ilk kez jeoloji teorisinde kullandı.

Peki bilim adamları niçin yüzyıllarca önce İncil’de yaradılışa ilişkin olarak söylenen “her bir türün kendine özgü olduğu” açıklamasının kabulünden yüz­yıllar sonra yeni bir açıklama arayışına girdiler? Sebeplerden biri yeryüzünde yaşamış diğer türler hakkında daha fazla bilgi edinilmiş olmasıydı. Araştırma­cılar birkaç kıta üzerinde yaşamış yeni hayvan türlerinin varlığını bildiriyor­lardı. Bazı düşünürlerin şu soruyu sorması kaçınılmaz olmuştu: Nuh peygamber her bir hayvan türünden bir çifti nasıl sığdırabilmişti gemisine? Bu kıssa­ya inanmaya imkan vermeyecek kadar fazla hayvan türü vardı çünkü.

Bundan başka araştırmacılar ve bilim adamları şu an var olan türlere uy­mayan hayvan kemikleri ve fosiller keşfetmişlerdi. Görünüşe göre bunlar bir zamanlar yeryüzünde yaşamış ancak daha sonra yok olan varlıklara aitti. Bu yüzden artık yaşayan türlerin yaradılışlarından bu yana sabit ve değişmez olduklarına değil, değişime uğradıklarına inanılıyordu. Eski türlerin soyları tü­kenmiş ve yeni türler ortaya çıkmıştı. Bazı bilim adamları tüm doğanın değişimin bir sonucu olduğu ve hala evrim süreci içerisinde yer aldığı yönünde kurgular oluşturmuşlardı.

Süre gelen değişikliklerin etkisi sadece düşünsel ve bilimsel alanda değil, günlük yaşamda da gözlenebiliyordu. Toplum Endüstri Devriminin etkisiyle şekil değiştiriyordu. İnsanlar kırsal alanlardan ve küçük kasabalardan büyük kentsel üretim merkezlerine doğru göç ederken kuşaklar boyunca değişmeden kalan ve kabul gören kültürel normlar, sosyal ilişkiler ve değerler eleştirilme­ye başlanmıştı.

Hepsinin ötesinde, bilimin giderek büyüyen bir etkisi söz konusu idi. İn­sanlar artık kendileri ve dünya hakkındaki bilgileri İncil’in ve eski otoritelerin doğru kabul ettiği açıklamalar üzerine dayandırmaktan hoşnut değildi. İn­sanlar inançlarına olan sadakatlerini bilimin sınırları içerisinde ifade etmeye hazırdı.

Değişim günün Zeitgeist‘i idi. Şimdi değişim, hayatlarını mevsimler yerine makinaların ritmine göre ayarlayan köylü ve çiftçileri olduğu kadar, zamanlarını her yeni bulunan kemik dizileriyle bulmaca çözerek geçiren bilim adam­larını da etkilemişti. Entelektüel ve sosyal ortam evrim düşüncesinin saygıdeğer hale gelmesine yardım etmişti. Oldukça bol miktarda kuram ve teori ol­masına rağmen çok az destekleyici kanıt vardı. Türlerin Kökeni Üzerine isimli çalışma, öylesine iyi düzenlenmiş veriler sunuyordu ki, bundan böyle evrim teorisi görmezden gelinemezdi. Devir böyle bir teoriyi gerektiriyordu ve Char­les Darwin bu görevi yerine getirmişti.

Darwin’in Hayatı

Charles DARWİN

Darwin gençlik yıllarında tüm dünyanın daha sonradan tanıyacağı, çalış­kan ve zeki bir bilim adamı olmanın çok az işaretini veriyordu. Hatla gerçek­te o centilmen bir sporcu veya işsiz güçsüz bir olmanın dışında başka bir be­lirti göstermemişti. Darwin çocukluk ve ilk gençlik yıllarında öylesine az umut vaat etmişti ki, varlıklı bir doktor olan babası genç Charles’ın ailenin yüz kara­sı olacağından endişelenmişti. Darwin o günlere ait anılarından birisinde yan­lış bir davranışı yüzünden cezalandırılmak amacıyla kapatıldığı bir odanın ca­mını kırarak oradan çıktığını anlatmıştı.

Okulu hiç sevmemesine ve muhtemelen bunun sonucu olarak okulda iyi bir öğrenci olmamasına rağmen genç Charles’ın, doğa tarihine, bozuk parala­ra ve minerallere büyük bir ilgisi vardı. Bir deniz hayvanları kabuğu koleksi­yonu vardı. Babası tarafından Edinburg’a tıp tahsili için gönderilen Charles bu tahsili tekdüze bulmuştu. Charles’ın bu alandaki zayıflığını fark eden babası onun doktor olmak yerine bir papaz olması gerektiğine karar verdi.

Cambridge’ de üç yıl geçirdi ve daha sonra bu deneyimini bir akademik başlangıç için “tamamen boşa geçirilmiş” olarak anlattı. Bununla birlikte ora­daki sosyal yaşantısı harikaydı ve Darwin daha sonra Cambridge geçirdiği o dönemden hayatının en mutlu dönemi olarak söz etmiştir. O dönemde pan­car topladı, av partilerine katıldı ve vaktinin büyük kısmını sefih ve “zayıf akıl­lı” olarak söz ettiği bir grup genç adamla içerek, dans ederek ve kumar oyna­yarak geçirdi.

Botanist John Stevens Henslow isimli öğretmeni, Darwin’in, İngiliz hükü­meti tarafından dünyanın etrafında bilimsel bir yolculuk için hazırlanan H.M.S. Beagle isimli gemiye doğa bilimcisi olarak atamasının yapılmasının uy­gun olduğunu söyledi. 1831’den 1836’ya dek süren bu ünlü yolculuk Güney Amerika sularında başladı, Tahiti ve Yeni Zelanda’ya doğru ilerledi ve Ascension Adası ve Azores yoluyla geri dönülen İngiltere’de son buldu. Bu geziyle çeşitli bitki ve hayvanların yaşantılarını gözlemlemek için eşsiz bir imkan bulan Darwin, bu konuyla ilgili çok miktarda veri topladı. Bu yolculuk Darwin’in karakterini değiştirdi. O artık eğlence düşkünü amatör bir araştırmacı değildi, İngiltere’ye kendini işine adamış ve ciddi bir bilim adamı olarak dön­müştü. Tek bir amacı ve tutkusu vardı: evrim teorisini geniş halk yığınları ara­sında yaymak (F. Darwin, 1892).

1839 yılında evlendi ve üç yıl sonra Londra’dan 16 mil uzakta bulunan Down’a yerleşti, böylelikle şehir hayatının rahatsız edici yanlarından uzakla­şarak çalışmaları üzerinde derinleşebilecekti. Bundan sonra ise uzun yaşamı­nın büyük bir bölümünde muzdarip olduğu kusma, mide gazı ve egzama gi­bi fiziksel rahatsızlıklar başına dert olmaya başladı. Hastalıkları onun sıkı di­siplinli günlük rutinlerindeki değişmelerle ortaya çıkacak kadar açık bir şekil­de sinirseldi. Dış dünyadan ne zaman davetsiz biri gelip de onun çalışmalarına engel olsa bir başka hastalık nöbetine uğrardı. Hastalıklar onu günlük, sı­radan işlerden koruyan, yoğun bir yalnızlık içinde olmasını ve teorisini oluş­turmak için ihtiyaç duyduğu konsantrasyonu sağlayan yararlı bir oyun haline gelmişti. Bir yazar Darwin’in bu durumu “yaratıcılık illeti” olarak tanımlanı­yordu (Pickering, 1974).

Etrafıyla bağlantısını kopardı, partilerden kaçtı ve randevularını geri çevirdi; hal­ta araba yolundan gelen ziyaretçilerini uzaktan görebilmek için çalışma odasının camına bir ayna yerleştirdi. Günler, haftalar sonra başağrıları onu çok bunalttı ve güvendiği bir yakının evi olması dışında, kırsalda inzivaya çekildiği yerden başka bir yerde uyumayı reddetti. Kaygılı, endişeli bir insandı (Desmond& Moore, 1991, ss. xviii-xix).

Darwin’in endişelenmek için oldukça iyi sebepleri vardı. Evrim düşünce­si kilisenin tutucu otoriteleri ve hatta bazı akademik çevreler tarafından kınan­mıştı. Ruhban sınıfı onu ahlaken yozlaşmış ve yıkıcı bir fert olarak değerlen­dirmiş, eğer insanlar hayvanlardan farklı görülmüyorlarsa, onlardan da farklı davranmayacakları yolunda yorumlarda bulunmuşlardı. Ortaya çıkan vahşet kesinlikle uygarlığın bir çöküşü olurdu. Darwin kimi zamanlar kendisinden “şeytanın papazı” olarak söz etmiş, bir arkadaşına evrim teorisi üzerinde çalış­manın günah çıkarmaya benzediğini söylemişti (Desmond & Moore. 1991) Darwin düşüncelerini yayımladığında kendi dininin inançlarına karşı gelen bir insan olarak lanetleneceğini biliyordu.

Beagle ile olan yolculuğundan döndüğünde Darwin türlerin evrimi teorisinin doğruluğuna ikna olmuştu. O halde niçin çalışmasına tüm dünyaya sunmadan önce 22 yıl bekledi? Bu sorunun cevabı Darwin’in, bir bilim adamının tabiatından kaynaklanması gereken, aşırı derecede dikkatli tutumunun altında yatıyor gibi gözüküyor. Teorisinin bir devrim etkisi yapacağını biliyordu ve teorisini yeterli destekleyici verilerle güçlendirdiğine emin olmak istiyordu. Bu yüzden özenli, dikkatli tedbirlerle devam ediyordu. 1842 yılına dek teori­sinin oluşumunu anlatan 35 sayfalık bir özet yazısı yazmaya kendini hazır his­setmedi. İki yıl sonra ise bu özet yazısını 200 sayfalık bir makaleye yaydı, an­cak hala tatmin olmamıştı. Fikirlerini sadece botanist Lyell ve Joseph Hooker ile paylaşarak halktan saklamaya devam etti. Darwin 15 yıl daha tüm dikkati­ni verileri kontrol ederek,detaylarını belirterek, gözden geçirip düzelterek okumaya verdi, çalışmaları bitip de yayımlandığında teorisinin dil uzatılamaz olduğundan emin olmak istiyordu (Richards, 1983).

Hiç kimse Darwin’in 1858 Haziranında genç bir gazeteci olan Alfred Russel Wallace’dan her şeyi berbat eden bir mektup almasaydı araştırma bulgula­rı üzerine daha ne kadar çalışabileceğini bilemez. Wallace bir hastalığın neka­het dönemini geçirmek için kaldığı Doğu Hindistan’da şaşırtıcı derecede Darwin’in teorisine benzeyen bir evrim teorisi taslağı geliştirmişti. Çalışmaları üç gün sürmüştü. Darwin’e yazdığı mektubunda Wallace yaşlı adamın teori hak­kındaki görüşlerini soruyor ve bunu yayımlatabilmek için Darwin’den yardım istiyordu. Yirmi yıldan fazla bir süre devam eden özenli ve yorucu çalışmala­rın ardından Darwin’in bu durumda neler hissettiğini hayal edebiliriz. Bunun­la birlikte şunun da altını çizmeliyiz ki Wallace’ın teorisi Darwin’in teorisi gi­bi veri zenginliğine dayanmıyordu.

Darwin’in bir başka özelliği de hırslı bir kişiliğe sahip olmasıydı ki, aslında bu özellik bilim adamları arasında oldukça yaygındır. Bir ara Beagle’daki keşif­lerinden önce günlüğüne “bilim adamları arasında güzel bir yer edinmek için, içinde bir hırs ve başarma isteği olduğunu” yazmıştı. Daha sonra da “keşke ucuz şöhretlere daha az değer verebilseydim         aslında üstünlük düşüncesiy­le yazma fikrinden nefret ederim, ama birisi benim öğretimi benden önce ya­yımlama durumundaysa elbette sinirlenirim” demişti (Merton, ss. 647-648).

Darwin arkadaşı Lyell’a da bahsettiği gibi, eğer Wallace’ın yazısını yayım­lamasına yardım etseydi tüm zorlu çalışmaları boşa gidecek ve evrim teorisini ilk olarak oluşturma şerefinden mahrum kalacaktı (Benjamin, 1993), Darwin kendisine açık olan seçenekler arasında heyecan içerisindeyken zihinsel özürlü oğlu onu derin ümitsizlikler içerisinde bırakarak kızıldan öldü. Darwin, Wallace’ın mektubunun anlamı üzerinde derin derin düşündü ve imrenilecek kadar dürüst bir davranışla “Uzun yıllara dayanan önceliğimi ve üstünlüğümü kaybetme durumunda olmam bana çok zalimce geliyor ancak bunun hiçbir şekilde meselenin doğruluğunu değiştireceği kanısında değilim. Benim kendi teorimi şimdi yayımlamam çok onursuz bir davranış olacaktır” (Merton, 1957, s. 648).

Arkadaşları Lyell ve Hooker, Darwin’e ona Wallace’nin raporunun ve ya­kında çıkacak olan kendi kitabının bölümlerinin Linnean Derneği’nin 1 Tem­muz 1858 tarihli toplantısında okunmasını önerdi.

Türlerin Kökeni Üzerine isimli çalışmanın ilk baskısının 1250 kopyasından her biri yayımlandığı gün tükendi. Çalışma hızlı bir şekilde heyecan ve tartış­malara sebep oldu ve Darwin pek çok hakaret ve eleştiriye maruz kalmasına rağmen ‘ucuz bir şöhret’ kazandı.

Türlerin Kökeni Üzerine ve Darwin’in Diğer Çalışmaları

Darwin’in evrim teorisi o kadar iyi bilinmektedir ki burada sadece gerek­li temel noktalar gözden geçirilecektir. Bir türün içerisinde bireysel üyeler ara­sındaki apaçık değişimden başlayan Darwin doğal değişimin kalıtsal olduğu sonucuna vardı. Doğada çevrelerine en mükemmel şekilde uyum sağlayan or­ganizmaların hayatta kalması ve bu uyumu gösteremeyen organizmaların elenmesiyle sonuçlanan doğal bir seçi süreci vardır. Darwin doğada sürekli devam eden bir hayatta kalma mücadelesinin olduğunu ve hayatta kalmayı başarabilenlerin maruz kaldıkları çevresel zorluklara başarılı adaptasyonlar yapan veya bunlara uyum sağlayanlar olduğunu yazmıştır. Uyum sağlamayı başaramayan türler hayatta kalamayacaktır.

Darwin 1789 yılında Thomas Malthus tarafından yazılan Nüfusun İlkeleri Üzerine Bir Deneme‘yi (Essay on the Principle of Population) okuduktan sonra hayatta kalma mücadelesi fikrini şe­killendirdi. (Wallace da bu kitaptan etkilenmişti.) Malthus dünya yiyecek stoğunun aritmetik artışına karşın insan nüfusunun geometrik olarak artma eği­liminde olduğu kanıtlamaya çalışmıştı. Malthus’un “melankoli rengi” olarak tanımladığı kaçınılmaz sonuç, insanoğlunun açlıktan ölme sınırına yakın yaşadığı idi. Sadece çok güçlü ve kurnaz olanlar yaşayacaktı.

Darwin bu prensibi yaşayan tüm organizmaları kapsayacak şekilde geniş­letti ve doğal seçi kavramını oluşturdu. Hayatta kalma mücadelesi verenler ve olgunluğa ulaşanlar hayatta kalmalarını sağlayan beceri ve üstünlüklerini yavrularına geçirmeye çalıştılar. Dahası, değişim bir başka genel kalıtım kanunu olduğundan, yavrularda kendi aralarında değişim gösterecek ve bazıları kendilerine üstünlük sağlayan niteliklerini ebeveynlerinden daha üst düzeylere doğru geliştireceklerdi. Bu nitelikler varlıklarını sürdürmeye devam edecek ve böylelikle pek çok nesil süresi içerisinde görünüş olarak büyük değişiklikler gelişebilecektir. Bu değişiklikler günümüzde var olan türler arasındaki farklı­lıklardan da sorumlu olacak kadar kapsamlı olabilir.

Doğal seçi Darwin tarafından kabul edilen tek evrim mekanizması değil­dir. Darwin ayrıca, bir hayvanın yaşamı boyunca edindiği tecrübelerle meyda­na gelen şekilsel değişikliklerin sonraki nesillere geçebileceği fikrini savunan Lamarckian öğretisine de inanıyordu.

Pek çok din adamı evrim teorisine bir yenilik gözüyle bakmış olmasına rağmen, diğerleri bu teorinin İncil’de anlatılan yaratılış öyküsünün yorumuy­la çelişki içinde olduğunu öne sürerek bir tehdit olarak algıladılar. Ünlü bir rahip teoriyi “Tanrı’nın tahttan indirilmesi girişimi ” ve “yaradılışın başından bu yana olan en büyük sahtekarlık” olarak ilan etmişti. “Eğer Darwin’in teori­si doğruysa Yaradılış bir yalandır. ..ve Hıristiyanların bildiği şekliyle Tanrı’nın kendini açığa vurup ifşa etmesi bir yanılsama ve bir tuzaktır” (White, 1896/1965, s. 93). Tartışmalar uzun yıllar şiddetle devam etli.

Türlerin Kökeni Üzerine kitabının basıldığı yıl içinde Oxford’da bir toplan­tıda, Darwin’i ve teorisini savunan biyolog Thomas Henry Huxley ve İncil’de­ki Yaradılış kıssasını savunan Piskopos Wilberforce arasında bir müzakere yapıldı.

“Darwin’in teorisinden söz ederken (Wilberforce) soyu bir maymuna dayanmadı­ğı için kendi kendini kutladı. Cevap Huxley’den geldi: “Eğer seçim yapma şansım olsaydı yaşamlarını gerçeğin araştırılması uğruna feda eden insanları bilgi ve be­lagatı yoluyla yanlış değerlendirmeyi kendine görev edinen bir adamın soyundan gelmektense, sade, gösterişsiz bir maymunun soyundan gelmeyi tercih ederdim” (White, 1896/1965, s.92).

Müzakere sırasında başının üzerinde bir İncil tutan bir adam “İşte Kitap, Ki­tap bu” şeklinde bağırarak toplantı salonunda dolaştı. Bu adam Darwin’in seya­hat ettiği Beagle’ın kaptanı Robert Fitzroy’du. Koyu bir dindar olan Fitzroy evrim teorisinin oluşumunda payı olduğunu düşünüyor ve kendini suçluyordu. Oxford müzakeresinden beş yıl sonrada intihar etti (Gould, 1976, s. 34).

Henüz keşfedilen bir tarih verisi bu ünlü karşılaşmanın yeni bir değerlendirmesinin yapılmasına sebep oldu (Richards, 1987). Açıkçası Oxford müzakeresi hikayesi Huxley’in kendisinin kilise karşıtı tutumundan ve bir bilim adamı olarak kendi önemini (belki de kasıt olmadan) destekleme gayretinden kaynaklanmıştır. Bu bir müzakereden çok bir seri konuşma şeklindeydi ve Ra­hip Wilberforce’a daha etkili bir kanıt sunan kişi Darwin’in arkadaşı Joseph Hooker idi, Huxley değil. Darwin Wilberforce’un düşünceleri için “bilimsel olarak değersiz ama olağanüstü zekice. Beni muhteşem bir tarzda sorguya çek­ti” yorumunu yaptı (Gould; 1986, s.31).

Savaş henüz sona ermemişti. 1925 yılında Dayton, Tennessee’de, ünlü Scopes “maymun duruşmasında” bir lise öğretmeni (John T. Scopes) hakkın­da evrim teorisini öğretmekten ötürü dava açıldı. Yaklaşık yarım yüzyıl sonra, 1972’de yerli bir rahip Darwin teorisini, “soyları yozlaştırma, şehvet, ahlaksız­lık, açgözlülük ile uyuşturucu kullanma, savaş ve acımasız soykırım gibi ah­laksız faaliyetlerle” suçlamıştı (New York Times, Ekim 1, 1972). 1985 yılında yapılan bir alan çalışması yetişkin Amerikalı vatandaşlardan oluşan örneklemin yarısının evrim teorisini reddettiğini ortaya koymuştur (Washington Post, Haziran 3, 1986).

Darwin, döneminin tartışmalarından uzak durdu ve psikoloji için önemli olabilecek kitaplar yazmaya başladı. Evrim üzerine ikinci büyük çalışması olan İnsanı Çıkışı‘nda 1871 insan ve hayvanların zihinsel süreçlerinin ben­zerliğini vurgulayarak ve bir faktör olarak doğal seçinin öneminden bahsede­rek, insan evriminin basit yaşam şekillerinden geldiğine dair kanıtlar sıraladı. Kitap kısa sürede popüler hale geldi. Ünlü bir magazin yazarı “bu kitap otur­ma odasında en son romanlarla yarışmakta, çalışma odasında ise bilim adamları kadar, ahlakçıları ve teologları da sıkıntıya sokmaktadır. Her yönüyle ga­zabı, merakı, hayreti ve hayranlığı birbirine karıştıran bir yanı var” (Richards, 1987, s. 219). Hayret, merak, hayranlık ve kabullenme sonunda gazabın üs­tesinden gelmiştir.

Darwin insan ve hayvanlarda duyguların bedensel olarak ifade edilmesi üzerine yoğun bir çalışma yaptı ve temel duyguları karakterize eden jest ve be­den duruşlarındaki değişmelerin evrimsel terimlerle yorumlanabileceğini öne sürdü, İnsanlarda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi1872 isimli kitabında duyguların bu şekildeki ifadesinin, bir zamanlar bazı pratik işlevlere hizmet eden hareketlerin kalıntısı olduğunu ispat etmeye çalıştı.

Darwin 1840 yılından başlayarak henüz bebek olan oğlu için günlük tut­maya ve çocuğun gelişimini kaydetmeye başladı. 1877 yılında “Bir Bebeğin Bi­yografik Taslağı” adıyla yayımlanan bu makale modern çocuk psikolojisinin ilk kaynaklarından birisi oldu.

Türlerin evriminde zihinsel faktörlerin önemi Darwin’in teorisinde gayet açıktı ve Darwin insan ve hayvanlardaki bilinç tepkilerini sık sık örnek olarak veriyordu. Evrim teorisinde bilince uygun düşen bu rolden ötürü psikolojide evrimsel bir bakış açısını kabul etmek durumunda kalmıştır.

Makinaların Evrimi

Şimdi tekrar mekanik modellerin tartışılmasına dönelim. Artık makinala­rın insan hareketlerini (otomatalar) ve insan düşüncelerini (Babbage’nin hesap makinası) taklit etmek üzere oluşturulduklarını biliyoruz. Acaba insanlarda ve hayvanlarda olduğu iddia edildiği gibi, makinalarında daha gelişmiş formlara doğru evrim geçirmeleri mümkün müdür? Darwin’in teorisi yayımlandığında insan yaşantısı için mekanik metaforlar entellektüel ve sosyal çevrede olduk­ça yaygın hale gelmişti ve bu soru kaçınılmazdı.

Bu soruyu soran ve evrim teorisini makinalara yayan kişi, Darwin’in Türlerin Kökeni Üzerine isimli kitabının yayımlandığı yıl Yeni Zelanda’dan koyun yetiştirmek üzere göç eden İngiliz yazar, müzisyen, ressam Samuel Butler’dir (Mazlish, 1993). Butler ve Darwin daha sonra kapsamlı yazışma­lar yaptılar.

Butler birkaç makalesinde makinaların evriminin henüz ortaya çıktığın­dan bahsetmiştir. Bu makalelerden birisinin başlığı “Makinalar Arasındaki Darwin” dir. Butler’a göre bizler kaldıraçlar, kamalar, vidalar ve makaralar gi­bi önceden beri varolan basit makinaları modern, karmaşık veya büyük buhar gücüyle çalışan büyük yolcu gemileriyle veya Endüstri Devrimi fabrikalarının modern, karmaşık makinaları ile karşılaştırmalıyız.

Mekanik evrimin insan evrimine öncülük eden sürece benzer bir süreçte ortaya çıktığı iddia edildi: doğal seçi ve varolma mücadelesi. Butler’a göre mu­citler rekabet ortamında avantajlar elde etmek amacıyla sürekli olarak yeni makinalar icat ediyorlardı. Yeni makinalar hayat mücadelesinde yarışamayan veya şartlara daha fazla uyum sağlayamayan eski makinaları eliyorlardı. Bu­nun bir sonucu olarak modası geçmiş makinalar tıpkı dinazorlar gibi tamamen ortadan kayboluyorlardı.

Teknolojinin hızlı gelişimi Butler’da makinaların hayvanlardan çok daha hızlı bir evrim geçirdikleri düşüncesini daha net bir hale getirdi ve bu tutu­mun sonucuna ilişkin tahminlerde bulunmaya başladı. İnsan zekasını taklit edilerek makinaların kendi kendini kontrol eder ve kendi kendine çalışır hale gelebileceğini düşündü. Ve makinaların günün birinde insanlara hakim olabi­leceği ihtimalinin olduğu uyarısında bulundu. İnsanoğlu makinalara tamamen bağımlı, onlarsız hayatını sürdüremeyecek hale gelebilir miydi?

Bir bilim tarihçisi Butler’da “şu an gelişen, kendi varlığımızı veya en azın­dan türler üzerindeki hakimiyetimizi tehdit eden Frankenstein benzeri bir makinanın olabileceği korkusu” olduğunu yazmıştı (Mazlish,1993. s.151) Makinaların bilinçli denilebilecek noktaya gelebilmeleri için atılacak sadece birkaç küçük adım kalmıştı. Butler “mekanik bilincin mükemmel gelişimine karşı bir güvenliğin olmadığından……..” bahsetmişti. “Buhar makinasının bilin­cinin olmadığını kim söyleyebilir? Bilinç nerede başlar ve nerede biter? Bu sı­nırı kim çizebilir?” (Mazlish’den alıntıdır, 1993, s. 153). Bu sorular günümüzde makinaların oldukça gelişmiş şekilleri olan bilgisayarlar için sorulmaktadır.

Butler birkaç makalede düşüncelerini geliştirdi, ancak bu makalelerin pek tanınmayan dergilerde yayımlanmış olması sebebiyle bilimsel düşüncenin akıntıları üzerinde çok az etkisi oldu. Butler 1872 yılında makinaların evrimi düşüncesini Erewhon isimli bir romana taşıdı ve roman pek çok baskı yaptı. Roman makinaların insanları son derece tehdit edici boyuta gelmeleri sebebiy­le yok edildikleri ütopik bir toplumu anlatmaktadır.

Butler’in temasının popülerliği 19. yüzyılın büyüleyici makinalarını ve in­san doğasının makinalaştırılmış imgesini açıklar. Bu durum elbette ki yeni ye­ni ortaya çıkan psikolojinin de merkezindeki bir tema idi.

Darwin’in Psikoloji Üzerindeki Etkileri

Darwin’in çalışmaları 19. yüzyılın son bölümünde psikolojiyi şekillendiren en temel etkenlerden birisiydi. Teori insan ve hayvanların zihinsel çalış­maları arasında çok ilginç bir süreklilik olduğu ihtimalini ortaya koymuştu. Buna dair kanıt daha çok anatomik idi fakat zihinsel süreçlerle davranışın ge­lişimi arasında bir sürekliliğin bulunduğunu kuvvetle işaret ediyordu. Eğer in­san zihni ilkel zihinlerden evrim geçirerek oluştuysa, bunu, insanlar ve hayvanlar arasında düşünüş şekli benzerliğinin olabileceği fikri izler. İki yüzyıl önce Descartes tarafından tanımlanan insanlar ve hayvanlar arasındaki boşluk böylelikle ciddi sorgulamalara açılmıştı. Bilim adamları psikoloji laboratuvar­larını yeni bir araştırma malzemesiyle tanıştırarak hayvanların zihinsel işleyiş­leri araştırmalarına yöneldiler. Oldukça geniş kapsamlı etkileri olan hayvan psikolojisi bu araştırmaların sonucu oluştu.

Darwin’in çalışmaları psikolojinin çalışma konularına ve amacına bir ye­nilik getirmişti. Yapısalcıların ilgi odağı bilinç içeriklerinin analizi idi. Darwin Amerikalı psikologlar başta olmak üzere bazı psikologları etkilemiş ve onları bilincin işlevleri üzerine düşünmeye sevk etmişti. Bilincin işlevleri hakkında fikir yürütme pek çok araştırmacıya bilincin unsurlarını belirlemekten daha önemli bir görev gelmişti. Böylelikle psikoloji organizmanın çevresine uyumuyla daha fazla ilgilenmeye başlamış ve zihinsel elemanların detaylı araştır­maları çekiciliğini kaybetmeye başlamıştı.

Darwin’in psikoloji üzerindeki üçüncü etkisi de yeni bilimin etkin bir şe­kilde kullanabileceği yöntembilimin (metodolojinin) sınırlarını genişletmek olmuştu. Wundt’un laboratuvarında kullanılan metodlar, özellikle de Fechner’in metodları aslında fizyolojiden türetilmişti. Hem insanlara hem de hay­vanlara uygulanabilen sonuçlar üreten Darwin’in metodları ise fizyoloji temel­li tekniklerle benzerlik taşımıyordu.

Darwin’in verileri özellikle jeoloji, paleontoloji, arkeoloji, demografi, vahşi-evcil hayvanlar ve yeni türler elde etme araştırmaları gibi çok çeşitli kaynak­lardan geliyordu. Tüm bu kaynaklardan gelen bilgiler, Darwin teorisi için da­yanak sağlıyor ve ” çok çeşitli tür kanıtların uygun bir şekilde tüm canlı organizmaların temel problemlerinin araştırılmasına uygulanabileceği varsayımını” doğruluyordu (Mackenzie, 1976, s. 334).

Bilim adamlarının insan doğasını deneysel içgözlemden çok bazı teknik­ler aracılığıyla araştırabileceğine ilişkin somut ve etkileyici kanıtlar vardır.

Darwin örneğini izlersek, evrim teorisinden ve teorinin bilincin işlevleri üzerinde önemle durmasından etkilenen psikologlar psikolojinin metodlarını göz önüne aldıklarında daha eklektik bir tavır sergilediler. Sonuçta, psikologların topladığı veri türleri önemli ölçüde arttı.

Evrim teorisinin psikoloji üzerindeki dördüncü etkisi ise bireysel faklılıklara giderek artan bir önem verilmesinde görüldü. Aynı türdeki üyeler arasın­da bir değişimin olduğu gerçeği, Darwin’in için, pek çok tür üzerinde beş yıl­dır yaptığı araştırmaları sonucu, çok açıktı. Eğer her bir nesil atalarıyla aynı özellikleri taşıyorsa evrimden söz edilemez. Bundan dolayı değişim evrim te­orisinin önemli bir bileşeniydi. Yapısalcılar bütün zihinler için geçerli olabile­cek genel kanunları aramaya devam ederken, Darwin’den etkilenen psikologlar bireysel zihinlerin birbirinden faklılaşabileceği alanları ve bu fark­lılıkları ölçebilecek teknikleri aramaya başladılar. Yapısalcı psikolojinin hay­van zihinlerini ve bireysel farklılıkları göz önüne alabilecek çok az fırsatı var­dı. Bu problemle uğraşmak işi de işlevselci ekolün bilim adamlarına kalıyor­du. Sonuç olarak yeni psikolojinin doğası ve şekli değişmeye başlamıştı.

Kaynak:

SCHULTZ, Duane P.& SCHULTZ, Sydney Ellen  (2002) A History Of Modern Psychology

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort