B. F. SKİNNER

B. F. SKİNNER

Skinner’ın Hayatı

Tam adı Burrhus Frederick SKİNNER (1904–1990). Skinner kuzeydoğu Pennsylvania’da doğdu ve yüksekokula gidene kadar orada yaşadı. Kendi ifadesine göre çocukluğu sıcak ve istikrarlı bir çevrede geçti (Skinner, 1976). Ebeveyninin mezun olduğu okula gitti. Mezun olacağı okulda sadece öğrenci vardı. Okulu seviyordu ve her sabah okula en erken giden O’ydu. Bir çocuk ve bir ergen olarak kızak, yük vagonu, sal, sapan, model uçaklar buhar topu gibi şeyler yapmaya ilgisi vardı. Yıllarca sürekli hareket eden bir makine geliştirmeye çalıştı. Skinner ayrıca hayvan davranışlarıyla da ilgileniyordu. Hayvanlar hakkında çok şey okumuş ve evde bakılabilen hayvanların bir tasnifini yapmıştı. Yıllar sonra Skinner güvercinleri ping-pong oynamak gibi çeşitli eğlenceli ve şaşırtıcı faaliyetleri yapacak şekilde eğitecekti. Skinner’ın psikoloji sistemi pek çok açıdan yaşamının ilk yıllarına ait deneyimlerini yansıtır. Skinner’ın hayatı geçmiş pekiştirmelerin bir ürünü olarak değerlendirir ve kendi düzenli ve sistemli yaşantısının da bu şekilde daha önceden belirlenmiş olduğunu düşünür. Kendi yaşantısının tüm yönlerinin sadece çevresel kaynakların izini sürdüğüne inanır(Skinner, 1983).

Skinner Hamilton Yüksekokuluna kaydolur ve şunları yazar:

Hiçbir zaman öğrenci yaşantısına ayak uyduramadım… Hakkında hiçbir şey bilmeden bir derneğe üye oldum. Sporda iyi değildim ve buz hokeyinde inciğimin çatlamasından çok çektim… İlk yılımın sonundaki bir raporda okulun beni gereksiz isteklere (bunlardan biri gereksiz kilise ziyaretleriydi) zorlamasından ve neredeyse hiçbir öğrencinin zihinsel bir ilgi göstermediğinden yakındım. Son sınıfla beraber artık açık bir isyandaydım(Skinner, 1967).

Skinner okuldan başarı derecesi alarak ve yazar olma isteği ile mezun oldu. Mezuniyetinden sonra iki yıl yazar olarak çalıştı. Ardından “söyleyecek önemli bir sözü olmadığına” karar verdi. Yazar olarak yeterli başarıyı yakalamamış olması onu depresyona soktu ve bir psikiyatriste başvurdu. Kendisini çok başarısız buluyordu ve kendini iyi hissetme duygusu paramparçaydı. Watson ve Pavlov’un çalışmalarını okuyunca insan davranışının edebi araştırmalarından bilimsel olanlara yöneldi. Daha önce hiç psikoloji dersi almadığı halde, 1928 yılında psikoloji bölümü yüksek lisans öğrencisi olarak Harvard’a kaydoldu ve 1931 yılında doktora derecesini aldı. Doktora tezinin konusu sonraki meslek yaşantısı boyunca yapışacağı konuyla daha erken tanışmasını sağladı. Ana önermesi refleksin, uyarıcı ve tepki arasında bir korelasyondan daha fazla bir şey olmadığı idi. Doktora sonrası çalışmalardan birkaç yıl sonra Skinner Minnesota (1936–1945) ve Indiana Üniversitesi’nde (1945–1947) eğitmenlik yaptı. 1947 yılında Harvard’a döndü. 1938 yılında sisteminin temel noktalarını anlatan Organizmaların Davranışı kitabı yayımlandı. Kitap ilk 8 yılında 500 kopya sattı ve çoğunlukla olumsuz eleştiriler aldı. Aynı kitap elli yıl sonra “modern psikolojinin çehresini değiştiren bir avuç eserden birisi” olarak anıldı(Thompson, 1988).
1960’larda kısmen Skinner’ın düşüncelerinin eğitim alanında kabul görmesi sebebiyle ve kısmen de ilkelerinin gelişen davranış değişikliğine yönelik klinik alanlarda kullanılması sebebiyle, Skinner’ın yıldızı parlamaya başlamıştı(Benjamin,1993). Skinner’ın düşüncelerinin bu şekildeki yaygın pratik uygulamaları tamamen yerindeydi. Çünkü Skinner gerçek dünya problemlerinin çözümü konusuna çok yoğun bir ilgi duyuyordu. Bir sonraki çalışması olan Bilim ve İnsan Davranışı(1953) Skinner’ın davranışçı psikolojisinin temel ders kitabı haline geldi.

Skinner 86 yaşında ölümüne dek, 60 yıl önce kariyerine başladığı dönemlerdeki kadar büyük bir hevesle üretken kalmayı sürdürdü. Evinin bodrum katında kişisel “Skinner kutusunu” inşa etti. Burada sarı plastik bir tankın içinde uyudu. Sadece yeterli genişlikte bir şiltesi, kitapları için bir kaç rafı ve küçük bir televizyonu vardı. Her akşam saat 10.00’da yatar, üç saat uyur, bir saat çalışır, bir üç saat daha uyur ve üç saat daha çalışmak üzere saat 5.00’da kalkardı. Daha sonra gene çalışmak için üniversitedeki ofisine doğru yürür ve öğlenleri müzik dinleyerek kendi kendisini ödüllendirirdi.
78 yaşında “Yaşlılık Çağında Entelektüel Kendilik Yönetimi” başlıklı yazısıyla kendi deneyimlerini bir vak’a olarak incelemiştir(Skinner, 1983). Her gün biraz dahi olsa çalışmanın, hafıza bozumuyla ve yaşlılık döneminin düşünsel yeteneklerinin azalmasıyla başa çıkmada beyin için nasıl gerekli olduğunu anlatmıştı.

Skinner’a 1989 yılında lösemi teşhisi konuldu ve ancak iki ay yaşayabileceği söylendi. Bir radyo röportajında duygularını şöyle anlattı:

Dindar bir insan değilim, bu yüzden de ölümümden sonra ne olacağım konusunu hiç düşünmüyorum. Bu hastalığa yakalandığım ve birkaç ay içinde öleceğim söylendiğinde pek fazla şey hissetmedim. Ne bir panik, ne korku ne de anksiyete. Hiçbir şey. Bana dokunan, gözlerimi yaşartan tek şey, bunu karıma ve kızlarıma nasıl söyleyeceğim oldu. Bilirsiniz, eğer sizi seven insanlar varsa ölümünüzle onlara acı verirsiniz. Ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapılamaz… Çok güzel bir hayatım oldu. Her ne olursa olsun sızlanmak gerçekten çok saçma olur. Ve ben hayatımın tamamında nasıl hoşnut isem kalan birkaç kısa ayda da öyle hoşnut olacağım…(Catania’dan alıntı, 1993)

1990 yılında ölümünden 8 gün önce, o zayıf ve güçsüz döneminde, APA’nın Boston’daki töreni için, kendi davranışçılık şeklini eleştiren bilişsel psikolojinin gelişimini topa tutan bir bildiri hazırladı. Öleceği akşam son makalesi üzerinde çalışıyordu: “Psikoloji Bir Zihin Bilimi Olabilir Mi?” (Skinner, 1990). Bu makalede kendi psikoloji tanımının yerine geçmeye çalışan bilişsel hareketi suçlayıcı bir tarzda idi.

Skinner’ın Sistemi

Skinner’ın düşünceleri pek çok önemli noktada Watson davranışçılığının yenilenmesini simgeler. “Watson’nun ruhu yok edilemezlerdendir. Temizlenmiş ve arıtılmış olarak B. F. Skinner’ın yazılarında soluk alır”(MacLeod, 1959).

Hull’da bir davranışçı olmasına rağmen Hull ve Skinner’ın psikoloji yaklaşımlarında önemli farklılıklar vardır. Hull teorinin önemi üzerinde dururken, Skinner araştırmalarını yaptığı teorik bir çerçevesi olmayan katı bir ampirik sistemi savunur. Hull’un çalışmaları teorinin a priorri temelli varsayımlardan ve ortaya çıkarılan sonuçların deneysel kanıtlara karşı doğruluğunu kontrol edilmesinden oluşurken, Skinner teoriden kaçınır ve pozitivizmin katı kurallı bir dalını uygular. Skinner ampirik verilerden başlar ve kesin olmayan genellemelere doğru dikkatlice ve yavaşça ilerler. Hull tümdengelim metodunu, Skinner tümevarım metodunu temsil eder.

Skinner’ın bakış açısı şöyle özetlenebilir:

Ben asla bir probleme bir hipotez oluşturarak saldırmam. Kesinlikle teoremlerden sonuç çıkarmam veya onları deneysel denetlemeye sunmam. Görebildiğim kadarıyla önyargılı bir davranış modelim olmamıştı ve kavramsal, fiziksel veya ruhsal davranış modellerine inanmam (Skinner, 1956).

Skinner’ın düşünceleri tepkilerin araştırılmasına adanmış davranışçılığın sadece betimsel bir türüydü. Ayrıca doğası itibariyle teorik değildi. Skinner’ın ilgisi davranışı açıklamaktan çok betimlemeye ve tanımlamaya yönelikti. Sadece gözlemlenebilen davranışlarla ilgilendi ve bilimsel soruşturmanın, önceki deneyci-kontrollü uyarıcı durumu ile organizmanın sonraki tepkisi arasındaki ilişkilerin kurulması olduğuna inandı.

Skinner organizmanın içinde neler olup bittiğine dair kuramlar oluşturmakla veya tahminler yapmakla ilgilenmemiştir. Programı ara değişkenler veya fiziksel süreçler gibi var olduğu kabul edilen içsel varlıklardan bahsetmez. Uyarıcı ile tepki arasında olup bitenler Skinner’cı bir davranışçı için nesnel bir veri sayılmaz. Skinner’ın bu sadece betimleyici davranışçılığına, haklı sebeplerden ötürü, “boş-organizma” yaklaşımı denilir. Organizmanın içerisinde davranışı açıklama noktasında faydalı olacak hiçbir şey yoktur. Bizler çevredeki güçler, yani dış dünya tarafından işletiliriz, kendi içimizdeki güçler tarafından değil.

Skinner’ın kendi sistemi teorik olmamasına rağmen, Skinner teoriler oluşturmaya tamamen karşı değildi. Daha doğrusu, o yeterli destekleyici kanıt bulunmaksızın vaktinden önce teoriler oluşturmaya karşıydı. 1968 yılında bir röportajında Skinner “pek çok olguyu bir araya getiren ve onları genel bir şekilde açıklayan, insan davranışının kapsamlı bir teorisini dört gözle beklediğini” söylemişti (Evans, 1968).

Pek çok çağdaş psikologun tersine Skinner grupların ortalama tepkileri arasında çok sayıda denek kullanılmasının ve istatistiksel karşılaştırma yapılmasının gerekli olduğuna inanmamıştır. Bunun yerine tek bir deneğin yoğun ve titiz bir şekilde araştırılması üzerine yoğunlaşmıştı:
Ortalama bir insanın ne yapacağının tahmin edilmesi özel bir insanla ilgilenirken ya hiç ya da çok az şey ifade eder… Bir bilim ancak kuralları bireyleri kapsayabildiği kadar bireyle ilgilenme sürecinde yararlıdır. Sadece grupların davranışlarıyla ilgilenen bir davranış bilimi özel bir durumun anlaşılmasında muhtemelen yardımcı değildir (Skinner, 1953).

EDİMSEL KOŞULLANMA

Edimsel koşullanma kuramı içten gelerek yapılan hareketler olan edimlerin de şartlanabileceği ve bu yolla öğrenmenin gerçekleşebileceği görüşüne dayanır (Kocabaş, Elden, Yurdakul, 1999:109).

İnsanlar çevrelerinde bulunan çeşitli nesnelerle etkileşim kurarak farklı davranışlarda bulunurlar. Thorndike’ın çalışmalarından hareket eden Skinner, organizmanın davranışlarını uyarıcılara karşı gösterilen otomatik bir tepki olmaktan çok kasıtlı olarak yapılan hareketler olarak kabul etmektedir. İnsanların herhangi bir ihtiyaç durumunda organizmanın kendiliğinden ortaya koyduğu davranışlara “edim” adı veren Skinner, bu edimlerin, onları izleyen sonuçlardan etkilendiğini ileri sürmektedir. Skinner’ın geliştirdiği edimsel koşullanmaya göre edimsel davranış; bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulmaz; organizma tarafından ortaya konur ve sonuçları tarafından kontrol edilir ( Yeşilyaprak, 2005).

Thorndike gibi Skinner de davranış ve sonuç ilişkisi üzerinde durmuştur. Örneğin, bireyin davranışı hoş bir şeyle sonuçlanırsa o davranışı birey, tekrar tekrar yapmaya yönelir. Hoş veya hoş olmayan sonuçların bireyde yarattığı değişikliklere edimsel koşullanma denir.
Gereksinimleri organizmayı eyleme iterken, davranışlarına yön veren kuvvetlerin de güdüler olduğu bilinmektedir. Herhangi bir güdünün etkisiyle eyleme geçen organizma hedefine ulaşabilmek için güdülenmenin etkisiyle çeşitli tepki ve davranışlarda bulunacaktır. O anda içinde bulunduğu şartlarla ilgili önceden öğrenmiş olduğu deneyimleri yoksa hedefe varmak için çeşitli tepki ve davranışlarda bulunarak denemeler yapacaktır. Duruma göre belli sayıda deneme yanılmanın sonunda hedefe ulaşacaktır. Böylelikle organizma ya bir ödül elde edecek ya da bir cezadan kurtulacaktır. Süreç içinde yaşanan tekrarlar sonucu hedefe ulaştırıcı tepkilerin sayısı artarken sonuca götürmeyen davranışlar elenir ve hedefe ulaştırıcı tepkiler giderek öğrenilmiş davranış durumuna gelir ( Yeşilyaprak, 2005).

EDİMSEL KOŞULLANMA SÜRECİ

Skinner, edimsel koşullama çalışmaları için ses ve ışık geçirmez çevreden yalıtılmış ‘Skinner kutusu’ adı verilen bir araç kullanmıştır. Bu ses geçirmez kutuda, hayvana manivelaya bastığında belli bir miktar yiyecek veren bir mekanizma vardır. Aynı zamanda manivela, hayvanın kutuda bulunma süresi içinde manivelaya basma sayısını grafik olarak çizen bir kaydetme sistemime bağlıdır. Böylece, belli bir zaman içinde yapılan tepki sayısı tutarlı bir deneysel ortam içinde belirlenmekte ve insan denekle hiç temas etmemektedir.
Manivelaya basma davranışının koşullandırılması aşağıdaki basamaklarda gerçekleştirilmiştir.

1) Yoksunluk (Deprivation): Denek olacak hayvan bir yoksunluk programına tabi tutulur. Eğer pekiştireç olarak yiyecek kullanılacaksa hayvana deneyden önceki birkaç gün 23’er saatlik periyotlarla yiyecek verilmez.

Pekiçtireç olarak su kullanılacaksa da hayvan aynı şekilde susuz bırakılır. Bu yola Skinner, hayvanı güdülemek için başvurmadığını söylemektedir. Ona göre yoksunluk sadece belli bir durumda gösterilecek performansla ilişkilidir. Bir başka deyişle, yoksunluk yoksunluğu gidermek için gerekli olan performansı etkilemekte, performansı yükseltmektedir.

2) Besleme Mekanizması Eğitimi: Denek birkaç gün yoksunluk programına tabi tutulduktan sonra Skinner kutusuna konulur. Deneyi yapan kişi dışarıdan bir düğmeye basarak periyodik bir şekilde besleme mekanizmasını harekete geçirir. Böylece hayvan yiyecek kabının yanı başında olmadığından emin olur. Besleme mekanizması dışarıdan harekete geçirilirken düğmeye basma hafif bir ses meydana getirir ve arkasından yiyecek gelir. Dolayısıyla hayvan giderek düğmeye basma sesi ile yiyeceğin gelmesi arasında bir ilişki kurar. Bu durumda düğmenin çıkardığı ses birincil pekiştireç olan yiyecekle ilişkilendirilerek, ikincil haline gelmektedir (Senemoğlu, 2005).

3. Manivelaya Basma (Lever Pressing): Bu aşamada hayvan artık Skinner kutusunda kendi başına bırakılır. Hayvan besleme mekanizmasını harekete geçirecek olan manivelaya basar. Bu sırada meydana gelen ses hayvan için hem yiyecek kabına ulaştığının bir işareti haline gelir hem de demir kola basma davranışını pekiştirir. Edimsel koşullanma ilkelerine göre, manivelaya basma davranışı, yiyecekle pekiştirildiğinden tekrarlanma eğiliminde olur (Senemoğlu, 2005).

Kaynak:

 

  1. SCHULTZ, Duane P.& SCHULTZ, Sydney Ellen  (2002) A History Of Modern Psychology
  2. Senemoğlu N.(2005) Öğrenme ve Öğretim
  3. Kocabaş, Füsun; Elden, Müge, Yurdakul, Nilay ( 1999) , Reklam ve Halkla İlişkilerde Hedef Kitle,
  4. Yeşilyaprak B.(2005) Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Pegem A Yayınları,

 

3 Yorum

  1. Buharlı mop dedi ki:

    bu başlık altında değil hemen hemen bir çok konuda faydalı ve bilgilendirici kaynakları bu web sitesinde görmek mümkün. Web sitenizdeki tüm gelişmeleri yakından izliyoruz kaliteli bir web sitesi emeği geçen ekibinize teşekkür ederiz.

    • admin dedi ki:

      Sitemizde daha çok akademik yazılara yer vermeye çalışıyoruz. Psikoloji Tarihi ile ilgili eksikliği göz önünde bulundurarak bu alandaki yazılara ağırlık vermeyi düşündük. İleriki aşamalarda Popüler Psikoloji ve farklı bir çok alanda yeni yazılarımızla sizlerle birlikte olacağız. İlginize Teşekkürler…

  2. sevda dedi ki:

    Çok faydalandım.Emeğinize sağlık…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Parent page: Davranışçı Terapi Nedir?
porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort