Hayvan Psikolojisi ve İşlevselciliğin Gelişimi

Hayvan Psikolojisi ve İşlevselciliğin Gelişimi

Charles Darwin’in evrim teorisi hayvan psikolojisine hız kazandırdı. Darwin’in teorisini yayınlanmasından önce, bilim adamlarının hayvanların zihin­sel yapısıyla ilgilenmeleri için sebepleri yoktu. Çünkü Descartes’ın vurguladı­ğı gibi hayvanların, insanlarla hiçbir benzerlik taşımayan ruhsuz birer otoma­ta olduklarını düşünüyorlardı.

Türlerin Kökeni Üzerine çalışması bu kanıyı değiştirdi. İnsan ve hayvan zi­hinleri arasında keskin bir farklılık olmadığı açık hale gelmişti. Bunun yerine, insan ve hayvanların tüm yönleri -zihinsel ve fiziksel- arasında bir sürekliliğin olduğu kabul edilmişti, çünkü bizler değişim ve gelişimin süregelen evrimsel sürecinde hayvanlardan türediğimize inandırılmıştık. “insan ve gelişmiş me­melilerin zihinsel yetenekleri arasında temel bir farklılık yoktur” (Darwin, 1871, s.66).

Darwin alt düzey hayvanlarında haz ve acıyı yaşadıklarına, mutluluğu ve­ya mutsuzluğu hissettiklerine, rüyalar gördüklerine ve hatta bir dereceye kadar düş gücüne sahip olduklarına inanıyordu. Hatta solucanların ve kurtların ye­mek yemekten zevk aldıklarını, cinsel ihtiraslar ve sosyal duygular gösterdik­lerini yazmıştı. Darwin’e göre tüm bunlar hayvan ruhunun bir kanıtlarıydı.

Eğer hayvanlarda zihnin var olduğu ve insan zihniyle hayvan zihni ara­sındaki süreklilik gösterilebilirse, böyle bir kanıt, Descartes’ın desteklediği insan-hayvan ikiliğine karşı Darwin’in teorisinin bir savunması olarak iş göre­bilirdi. Hayvanlarda zeka veya zihnin olduğuna dair kanıtlar araştırılmaya başlandı.

Darwin İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi isimli kitabında kendi te­orisinin savunmasını yapmaya girişti. Bu kitapta Darwin bizim duygusal dav­ranışlarımızın, insanlara artık faydası olmayan ancak bir zamanlar hayvanlara fayda sağlamış olan miras davranışlardan geldiğini kanıtlamaya çalışmıştır. Darwin’in bu noktayı açıklığa kavuşturacak en meşhur örneklerinden biri, bi­risini küçümseyip alay ettiğimizde dudaklarımızı bükme şeklimizdir. Darwin bunun öfke anında hayvanların azı dişlerini birbirine göstermesi davranışından arta kalan bir davranış olduğuna inanmıştı. Hayvanlarla insanlar arasın­daki sürekliliği gösteren buna benzer pek çok örnek verilebilir.

Türlerin Kökeni Üzerine’nin basımını izleyen yıllarda hayvan zekası konu­su sadece bilim adamları arasında değil, halk genelinde de popüler hale gel­mişti. 1860 ve 1870’lerde bilimsel ve popüler dergilere yazılan mektuplar şim­diye dek kuşku duyulmayan zihinsel yetenekleri akla getiren hayvan davranış­ları örnekleri sundular. Son derece zeki ev kedilerinin, köpeklerin, atların, do­muzların, salyangozların, kuşların ve diğer pek çok canlının maharetleri hakkında binlerce hikaye ortalıkta gezindi.

Hatta Wilhelm Wundt bile bu akımdan etkilendi. 1863 yılında, dünyanın ilk psikologu olmadan önce, poliplerden kanatlı böceklere ve kunduzlara dek uzanan geniş bir yelpazedeki canlı türlerinin zihinsel yetenekleri hakkında ya­zılar yazdı. Minimum düzeyde bile olsa duyusal yetenek gösteren hayvanların karar verme ve bilinçli çıkarımlar yapabilme gücüne sahip olması gerektiğini kanıtlamaya çalıştı. Alt düzey hayvanların insanlardan farklı olmasının onların yeteneklerinden değil, insanlar kadar eğitim ve talim görmemiş oldukları gerçeğinden kaynaklandığını öne sürdü. 30 yıl sonra Wundt hayvanlara yüksek zeka atfetme tutumunda çok daha az cömert davrandı, ancak kısa bir süre için, onun düşünceleri de hayvanların insanlar kadar zeki olabileceklerin ifade eden çok sayıdaki bilim adamlarına paraleldi (Richards, 1980).

Hayvan Zekası Çalışmaları

Hayvan zekasını araştırmalarını sistematik hale getirip, somutlaştıran kişi Britanyalı fizyolog George John Romanes (1848-1894) idi. Genç Romanes Darwin’in yazılarına hayran olmuştu. Bir süre sonra, kendisi Darwin ile arka­daş olduktan sonra, Darwin hayvan psikolojisiyle ilgili tüm notlarını ona ver­di. Çünkü kendi çalışmalarının bir bölümünü yürütmesi ve kendisinin bede­ne uyguladığı evrim teorisini zihne uygulaması için Romanes’i seçmişti.

Romanes saygıdeğer ve başarılı bir varis olmuştu. Oldukça varlıklı bir in­san olduğu için hayatını kazanacak bir iş bulma telaşına düşmemişti. Girdiği iş yılda sadece iki hafta bulunmasını gerektiren, Edinburg Üniversitesi’nde ya­rım zamanlı okutmanlıktı. Kışlarını Londra ve Oxford’da, yazlarını ise en azın­dan herhangi bir üniversitenin laboratuvarı kadar iyi donattığı bir laboratuvar inşa ettiği deniz kıyısında geçiriyordu.

1893 yılında Romanes karşılaştırmalı psikolojinin ilk kitabı olarak düşü­nülen Hayvan Zekası‘nı yayınladı. Romanes bu kitap için balıkların, kuşla­rın, evcil hayvanların ve maymunların davranışlarından veriler topladı. Ama­cı hem hayvan zekasının yüksek seviyesini hem de insanın zihinsel işleyişine olan benzerliğini göstermek, böylelikle zihinsel gelişimde bir sürekliliğin ol­duğunu ortaya koymaktı. Yani Romanes istediği “bir yengeç tarafından ortaya konulan ussal davranışla bir insanın ortaya koyduğu ussal davranış arasında bir farklılık olmadığını göstermekti” (Richards’dan alıntı, 1987, s. 347).

Romanes’in metodu anektod metodu (anectodal method) idi. Bu metod ile hayvan davranışları hakkında gözlemsel, sıklıkla nedensel raporlar ve öy­küler kullanılır. Bu yaklaşımda araştırmacılar kendi zihinlerinde ortaya çıkan zihinsel sürecin aynısının gözlemlenen hayvanların zihninde de ortaya çıktığı­nı farz ederler. Zihnin ve özel zihinsel işlevlerin varlığı, hayvan davranışlarını gözlemleyerek ve ardından insanın zihinsel süreçleriyle hayvanlarda yer aldı­ğı farz edilen zihinsel süreçler arasında bir anoloji (ilişki, benzerlik) kurarak

Anlaşılır. Önceleri seyrek, daha sonraları ise hiç kullanılmayan bu tekniğe ana­loji yoluyla içgözlem (introspection by analogy) denir.

Romanes analoji yoluyla içgözlem yöntemini şu şekilde tarif etmiştir: “öz­nel olan kendi kişisel zihin işleme tarzımdan ve kendi organizmamda bu işle­yiş tarzının teşvik ettiği faaliyetlerden başlayarak, (belirli zihinsel işleyişlerin bu faaliyetlerin temelini oluşturduğu veya onlarla birlikte oluştuğu gerçeği ile) başka organizmaların sergilediği gözlemlenebilir faaliyetlerden sonuçlar çıkar­mak için analoji ile devam ettim” (Mackenzie, 1977, ss. 56-57).

Romanes bu tekniğin kullanımı yoluyla hayvanların insanlarla aynı tür mantığa bürüme, akılcı düşünme karmaşık muhakeme ve problem çözme fa­aliyetlerinde bulunabilecekleri sonucuna ulaştı. Hatta Romanes’in takipçile­rinden bazıları belli zeka düzeyindeki hayvanların, ortalama bir insandan çok daha üstün nitelikli olduğuna inanmışlardı.

Romanes’in maymunlar ve filler dışındaki diğer hayvanlardan daha zeki olduğuna inandığı kedilerle yaptığı bir araştırmada Romanes bir at arabası sü­rücüsüne ait olan bir kedinin davranışlarını yazdı. Karmakarışık davranış ör­nekleri sayesinde kedi ahırlara giden bir kapıyı açabilmişti. Analoji yoluyla iç­gözlem tekniğini kullanan Romanes şu sonuca ulaştı:

Böyle durumlarda kediler bir kapının mekanik özellikleri hakkında çok kesin bir fikre sahiplerdir; bilirler ki kilitli olmadığı zamanlarda bile kapıyı açmak için it­mek gerekir… İlk olarak hayvanın, kapı mandalının elle kavranıp hareket ettirilmesi yoluyla açıldığını gözlemleyebilmesi gerekir. Daha sonra ise “duygularının mantığıyla” düşünmek zorundadır. Bir el bunu yapabiliyorsa bir pençe niye yapamasın? Kapı mandalına bastıktan sonra arka ayaklarıyla itmesi uyarlanmış mu­hakemeden dolayı olmalıdır (Romanes, 1883, ss. 421-422).

Romanes’in çalışmaları modern bilimsel titizliğin çok gerisindedir. Bu­nunla birlikle kullandığı raporların güvenilirliğini değerlendirmek için bazı kriterlere yer vermiş ve bu kriterlere sımsıkı sarılmıştır. Bu önlemlere rağmen verilerinde, gerçek ile öznel yorum arasındaki çizgi çok net değildir. Verilerin­de ki ve yöntemindeki eksikliklere rağmen Romanes karşılaştırmalı psikoloji­nin gelişimini canlandırmaya ve takip edilen deneysel yaklaşıma hazır hale getirmeye yönelik öncü çabalarından dolayı saygı duyulan bir bilim adamıdır. Bilimin pek çok alanında gözlemsel verilere dayanma, saf deneysel metodolo­jinin gelişiminden önce meydana geldi ve karşılaştırmalı psikolojinin gözlem­sel aşamasını başlatan kişi Romanes oldu.

Anektod  metodu ile analoji yoluyla içgözlemin ; doğasında olan zayıflıklar Romanes’in kendisine varis olarak seçtiği C. Lloyd Morgan (1852-1936) tara­fından fark edildi. İngilte­re’nin Bristol şehrinde bi­siklete binen ilk insanlar­dan birisi olmasına ek ola­rak Morgan bir jeolog ve zoolog idi (Jones,1980) Hayvanları insani nitelikler içinde düşünme (antropomorfik yaklaşım) ve böyle­likle hayvanlara çok fazla zeka atfetme eğilimine kar­şı çıkan bir çabayla, Lloyd Morgan ilkesini öne sürdü. Bu ilke bir hayvan davranışının, basit zihinsel sü­reçler açısından açıklanabilmesi mümkün iken, gelişmiş bir zihinsel sürecin sonucu olarak yorumlanmaması gerektiğini ifade eder. Morgan 1894 yılında geliştirdiği bu düşüncesini muhtemelen Wundt tarafından 2 yıl önce yayınla­nan “karmaşık açıklayıcı ilkeler sadece daha basit olanların yetersiz kaldığı ispat edilirse kullanılabilir” düşüncesinden türetmişti. (Richards, 1980, s.57) demiştir.

Morgan temelde Romanes ile aynı yöntemsel yaklaşımı kullanmıştı. Bir hayvanın davranışını gözlemlemiş ve kendi zihinsel süreçlerinin içgözlemsel incelenmesi yoluyla davranışı açıklamaya çalışmıştır. Ancak Lloyd Morgan İlkesi’ni uygulayarak davranışların daha basit düzeyli süreçler açısından açık­lanabilmesi mümkün iken hayvanlara karmaşık, yüksek düzeyli zihinsel sü­reçler atfetmekten kaçındı. O hayvan davranışlarının çoğunun duyusal te­melli bir öğrenme veya çağrışım sonucu açıklanabileceğine inanıyordu. Morgan’a göre öğrenme, akılcı düşünmeden çok daha alt düzeyde bir “psikolojik beceri”dir.

Morgan hayvan psikolojisinde geniş ölçekli deneysel çalışmaları yönelen ilk kişidir. İlk deneyleri titiz laboratuvar koşulları altında yapılmış olmaması­na rağmen, hayvan davranışlarının yapay olarak oluşturulmuş bazı değişiklik­lerle, kendi doğal ortamlarında dikkatli ve detaylı gözlemlerini içerir. Bu çalış­malar Laboratuvar deneyleriyle aynı derecede kontrol imkanı vermezler, ancak Romanes’in anektod metodu üzerine büyük bir ilerleme sayılırlar.

Karşılaştırmalı psikoloji aslında İngiliz kökenli olmasına rağmen, alanda­ki liderlik süratle ABD’ye geçti. Bu kayışın sebepleri arasında Romanes’in er­ken ölümü ve Morgan’ın Bristol Koleji Üniversitesinde araştırma alanındaki görevinden yönetime geçiş yapması sayılabilir.

Karşılaştırmalı psikoloji Darwin’in süreklilik fikrinin yol açtığı heyecan verici ve tartışmalı bir sonuçtur. Belki de karşılaştırmalı psikoloji evrim teori­si olmadan da başlardı ancak, büyük bir olasılıkla böylesine ses getirmez veya bu kadar erken bir başlangıç yapamazdı.

Yorum

Darwin’in evrim teorisinin temelini işlev fikri ve bir türün evrim geçirip değiştiği iddiası oluşturur. Evrim teorisine göre türün fiziksel yapısı onun ha­yatta kalması için gerekenler tarafından belirlenir. Bu dayanak noktası biyo­logların her bir anatomik yapıyı, tamamen yaşayan,uyum sağlayan bir sistem içerisinde işlev yapan bir unsur olarak görmesine sebep olmuştur. Psikologla­rın zihinsel süreçleri aynı şekilde ele almaya başlamasıyla yeni bir akım doğ­muş oldu: İşlevsel Psikoloji.

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort