J. B. WATSON

J. B. WATSON

Watson bir ekol kurmanın onu ilk olarak meydana getirmekle aynı şey olmadığının farkındaydı ve çabalarını psikolojinin mevcut diğer akımlarını ‘kristalleştirme’ olarak tanımlıyordu. Tıpkı psikolojinin kurucusu Wilhelm Wundt gibi Watson’da yeni bir ekol kurmak gibi güç bir işe girişti. Bu niyeti onu açıkça, tarihin davranışçılığın öncüleri olarak adlandırdıklarından farklı bir yere koymuştur.

Watson’ın Hayatı(1878-1958)

Tam adı John Broadus Watson‘dır. Watson 1878 yılında Güney Carolina’da, Greenville kasabası yakınlarında doğdu. Annesi dindar bir insandı, babası ise fazla içen, suça eğilimli bir insandı. Watson 13 yaşındayken babası bir kadınla kaçtı. Yıllar sonra Watson ünlü ve zengin olduğunda, babası New York’a onu görmeye geldi. Watson görüşmeyi kabul etmedi.

Watson kendisini tembel ve asi birisi olarak anlatmıştır. Okul hayatında geçer notun üzerinde hiç not almamıştır. Öğretmenleri onu uyuşuk, kavgacı ve kolay kontrol edilemeyen birisi olarak hatırlıyorlardı. Watson’ın o yıllarda bir suç eyaletinde yaşadığı söylenebilirdi. Çeşitli kavgalara karıştı ve biri şehir sınırları içerisinde ateşli silah kullanmaktan olmak üzere iki kez tutuklandı. Bu hiç de iç açıcı bir başlangıç değildi.

Neyse ki 16 yaşındayken geleceğine ilişkin planını gerçekleştirmek üzere Greenville’deki  Furman Üniversitesi’ne girdi – rahip olacaktı. Yıllar önce annesine bir rahip yaşantısı süreceğine söz vermişti. Furman’ın vaftiz üyesi olan Watson burada felsefe, matematik, Latince ve Yunanca eğitimi aldı. 1899 yılında mezun olması ve sonraki dönemde Princeton Teoloji Okuluna girmesi bekleniyordu.

Watson’ın Furman’daki son yılında tuhaf bir şey oldu. Profesörlerden biri (beklide şaka kastıyla, emin değiliz) ödev sayfalarını ters sıralı olarak verenlerin dersten kalacaklarını söyledi. Watson profesörün bu tehdidini küçümsedi, ödevi ters sıralı teslim etti ve dersten kaldı (En azından Watson’ın olayı aktarışı bu şekildeydi). Bu olay mezuniyetini engelledi. Bunun anlamı Watson’ın daha önce planladığı gibi papaz okuluna gidemeyecek olmasıydı. Ancak Watson’ın aldığı notlara ilişkin yapılan son bir araştırma onun bu dersten kalmadığını göstermiştir. Watson’ın biyografisini yazan kişi Watson’ın seçtiği bu hikayenin aslında onun kişiliğiyle ilgili bazı noktaları ortaya çıkardığını öne sürmüştür. Ona göre bu durum Watson’ın “başarıya yönelik çelişik duyguları”ndan kaynaklanmaktadır. “Watson’ın başarı ve onaylanma için değişmez göze çarpıcılığı çoğunlukla, sorumluktan kaçış özelliği olan düşüncesiz hareketleri ve katıksız inatçılığı tarafından baltalanmıştır” (Buckley, 1989, s. 11).

Watson’ın Furman’daki bir başka profesörü onu uyumsuz bir tip olarak hatırlamaktadır. “çok zeki ancak tembel, saygısız ve kendisini çokça düşünen, başkalarının fikirlerinden çok kendi fikirleriyle ilgilenen- biraz hüzünlü fakat oldukça yakışıklı bir öğrenci idi ( Brewer , 1991, s. 174).

Watson bir yıl daha okulda kaldı ve 1900 yılında yüksek lisans derecesi aldı, fakat bu yıl içerisinde annesi öldü ve Watson dini eğitimi almak üzere vermiş olduğu sözden kurtulmuş oldu. Watson’ın kötü bir ödev vererek sınıfta kalmasının aslında, kendisini bekleyen rahip yaşantısından bir kaçış çabası olup olmadığı tartışılmıştır.

Watson Prienceton Teoloji Okulu yerine John Dewey’in gözetiminde yüksek lisans çalışması yapmak üzere Chicago Üniversitesi’ne gitti. Watson Dewey’i “anlaşılamaz” biri olarak gördüğünü bildirdi. (“Onun ne hakkında konuştuğunu hiç anlayamadım ve ne yazık ki hala da anlamış değilim”[J. B. Watson, 1936, s. 274].) Çalışmalarına büyük bir önem vermeden dahi olsa devam etmesine rağmen, Watson’ın felsefeye olan büyük ilgisi çabucak azaldı.

Watson, James Rowland Angell’in etkisiyle psikolojiyle ilgilenmeye başladı ve nörolojide bir çalışma yaptı. Ayrıca Jacques Loeb ile fizyoloji ve biyoloji çalıştı. Bu arada hayatını idame ettirmek üzere bir çok işte –çeşitli zamanlarda bir dernek yurdunda garson, bir fare bakıcısı ve Angell’ın sırasının tozunu temizleyen bir hademe yardımcısı olarak- çalıştı. Yüksek lisans çalışmalarının sonuna doğru akut panik ataklar ve ışık açık olmadan uyuyamama haliyle kendini gösteren bir sinir bozukluna uğradı.

Watson 1903’de doktora derecesini aldı. (Chicago Üniversitesi’nden doktora derecesini alan en genç öğrencidir.9 okulda takdir belgeleri alarak mezun olmasına rağmen (manga cum laude ve Phi Beta Kapa), Angell ve Dewey kendisine doktora sınavının iki yıl önce mezun olan Helen Thampson Woolley kadar iyi olmadığını söylediklerinde yoğun bir aşağılanma duygusu hissetmişti!(Dewey, Woolley’in görmüş olduğu en zeki öğrenci olduğunu söylemiştir.)

Watson aynı yıl öğrencisi olan 19 yaşındaki zengin bir kızla evlendi (eşi ünlü lekes ailesinin bir üyesiydi). Bu kız bir sınavda kağıdına Watson için uzun bir aşk şiiri yazmıştı. Sınavdan ne aldığını bilmiyoruz fakat Watson’ı aldığı kesin!

Watson daha sonra 1908 yılına dek kalacağı Chicago Üniversitesi’ndeki eğitmenlik görevini kabul etti. Beyaz farelerin nörolojik ve psikolojik olgunlaşmalarına ilişkin çalışmasını yayımlayarak, hayvan denekler kullanmaya yönelik ilk tercihini açığa vurmuş oldu. Otobiyografi taslağına şunları yazmıştı:

Ben asla insan denekler kullanmak istemedim. Bir insanı denek olarak kullanmaktan nefret ettim. Deneklere verilen sıkıcı ve yapay yönergelerden hoşlanmadım. Daima rahatsız oldum ve doğal olmayan şekilde davrandım. Oysa evde hayvanlarla birlikte iken onlarla çalıştığımı hissettim, bir kenara saklanıyor ve ayağımı yere sağlam basıyordum. Gitgide düşünce kendisini ortaya koydu: öteki öğrencilerin gözlemcileri kullanarak ortaya çıkardıkları her şeyi, bende hayvanların davranışlarını seyrederek ortaya çıkaramaz mıydım? (J. B. Watson, 1936, S. 276).

Watson’ın üniversitedeki meslektaşları ve bazı profesörleri onun iyi bir içgözlemci olmadığını bildirdiler. İçgözlem için gereken özel doğal yeteneğin ve yaradılışın hiçbiri Watson’da mevcut değildi. Watson’a yönelik bu tutum belki de onu tamamen nesnel davranışçı bir psikolojiye yönelten etkenlerdendir. Zaten eğer insan bulunduğu alanın birincil tekniğinde iyi değilse, başka bir yaklaşım geliştirmedikçe o kişi hakkındaki umut azalır. Watson’ın tamamen nesnel bir psikolojiyi desteklemesinin bir başka muhtemel sebebi hayvan psikolojisinin göreli yalnızlığı ve ana insan psikolojisi görüşünün yanında ikinci planda kalmasıydı. Davranış elbetteki hem insanlarda hem de hayvanlarda araştırılabilirdi. Eğer psikoloji sadece davranışı araştıran bir bilim ise hayvan psikologlarının profesyonel ilgileri desteklenmelidir.

Watson Chicago’da, 1908 yılında asistan profesörlük için uygun hale geldiğinde kendisine Baltimor’daki John Hopkins Üniversitesi’nde profesörlük teklif edildi. Aslında Chicago’dan ayrılma konusunda isteksiz olan Watson’ın, Hopkins’in kendisine tanıdığı laboratuarı yönetme, daha yüksek bir mevki ve önemli bir ücret artışı imkanları karşısında fazla bir düşünme şansı olmamıştı. Watson 1920 yılına dek Hopkins’de kaldı ve burada geçirdiği 12 yıl onun psikoloji açısından en üretken dönemi oldu.

Watson’a Hopkins’te iş teklif eden J. Mark Baldwin ( Cattell ile birlikte Psikoloji Eleştirileri’ni başlatan kişi) Watson’ın meslek yaşantısında ilerlemesine de aracı oldu. Watson’ın Hopkins’e gelmesinden bir sene sonra Baldwin, bi seks skandalına adının karışmasından ötürü istifa etmeye mecbur bırakıldı. Baldwin Baltimore genelevine yapılan polis baskınında yakalanmıştı.

Baldwin Amerikan psikolojisi topluluğundan atılmış biri olarak geri kalan yaşamını Avrupa’da geçirdi. 11 yıl sonra aynı üniversitenin rektörünün, bir seks skandalında yer aldığı gerekçesiyle (Baldwin’in halefi olan) Watson’ı istifaya zorlamasıyla tarih tekerrür edecekti.

Bu dönemde Watson Baldwin’in istifasından yararlandı. Psikoloji bölüm başkanı oldu ve alanın en etkili dergisi olan Psikoloji Eleştirileri’ni editörü olarak Baldwin’in yerini aldı. Watson henüz 31 yaşında iken Amerikan psikolojisinin çok önemli bir şahsiyeti haline geldi. Kesinlikle doğru zamanda doğru yerde bulunmuştu.

Watson Hopkins’te öğrencileri arasında oldukça popülerdi. Üniversiteye gelmesinden bir yıl sonra öğrencileri yıllıklarını Watson’a ithaf ettiler ve 1919 yılında son sınıf öğrencileri onu psikoloji tarihinin en yakışıklı profesörü olarak ilan ettiler.

Watson 1913 yılında daha nesnel bir psikoloji yaklaşımı üzerinde düşünmeye başladığını söyledi. Konu üzerindeki düşüncelerini aleni olarak ilk defa 1908 yılında Yale Üniversitesi’nde açıkladı. 1919 yılında Cattel’ın davetiyle gittiği Columbia Üniversitesi’ndeki bir dizi konferansında bu konu hakkında tekrar konuştu. Sonraki sene Watson’ın ünlü bildirisi Psikoloji Eleştirileri’nde (Watson, 1913) yayınlandı ve davranışçılık resmen başlamış oldu.

Watson’ın ilk kitabı olan Davranış: Karşılaştırmalı Psikolojiye Bir Giriş 1914 yılında ortaya çıktı. Bu kitapta Watson hayvan psikolojisinin kabul edilmesinin gereğini ispatlamaya çaılmış ve psikoloji araştırmalarında denek olarak hayvanların kullanılmasının avantajları üzerinde önemle durmuştu. Watson’ın davranışçılığı, onun psikolojinin karmaşık atmosferini çoktan beri devam etmekte olan anlaşılmaz şeylerden ve felsefeden gelen belirsizliklerden temizlemeye çalıştığına inanan pek çok genç psikologun ve  öğrencilerinin hoşuna gitmişti. O yıllarda bir yüksek lisans öğrencisi olan Mary Cover Jones, 55 yıl sonra dahi Watson’ın kitaplarından birinin basılmasının nasıl heyecanla karşılandığını yazmıştı. “Bu kitap geleneksel Avrupa kökenli psikolojinin temellerini allak bullak etmişti ve bizler bunu içtenlikle karşılamıştık… bu kitap dikkatleri koltuk psikolojisinden harekete ve yeniliğe doğru yöneltmişti ve bu yüzden her derde deva diye alkışlanıyordu”(1974, s. 582).

Eski psikologlar genel olarak Watson’ın programından büyülenmediler. Gerçekte psikologların çoğu onun devrim niteliğindeki yaklaşımını reddetmişti.

Watson Psikoloji Eleştirileri’nde bildirisinin yayınlanmasından sadece iki yıl sonra 37 yaşındayken, Amerikan Psikoloji Derneği’nin başkanı seçildi.ancak bu onun konumunun alanda kabul edildiğini ve kendini kanıtlamış pek çok ünlü psikologla olan kişisel bağlarının çok fazla desteklendiğini göstermiyordu (Samelson, 1981).

Watson yeni davranışçılığının pratik bir değerinin de olmasını istiyordu. Düşünceleri sadece laboratuar için değil, aynı zamanda dışarıdaki gerçek dünya içindi. Psikolojinin uygulamalı özelliklerinin ilerlemesi için çok çaba harcadı. 1916 yılında büyük bir sigorta şirketinin personel danışmanı oldu ve John Hopkins’de işletme öğrencileri için reklamcılık psikolojisi üzerine dersler verdi.

Watson’ın profesyonel faaliyetleri I. Dünya Savaşı sırasında binbaşı olarak Askeri Havacılık Hizmetlerinde görev almasıyla yarıda kesildi. Savaştan sonra, 1918 yılında, çocuklar üzerinde araştırmalar yapmaya başladı. Bu onun insan yavruları üzerinde yaptığı ilk deneysel girişimlerden birisiydi.

İkinci kitabı Bir Davranışçının Bakış Açısından Psikoloji 1919 yılında ortaya çıktı ve Watson’ın konumunu daha net bir şekilde ortaya koydu. Kitapta, daha önce hayvan psikolojisi için tavsiye edilen metod ve ilkelerin insanların incelenmesi içinde aynı şekilde uygulanabilir ve meşru olduğunu iddia etti.

Bu dönemde Watson cinsel ilişki sırasında ortaya çıkan fiziksel değişikliklerle ilgileniyordu. Bu amaçla denek olarak kullanılan kadın ve erkeğin bedenlerine elektrotlar iliştirmiş ve çeşitli ölçümler kaydetmişti.

Bu arada Warson’ın evliliği kötüye gitmeye başlamıştı. Sadakatsiz davranışları karısını bezdirmişti adeta. Watson Angel’a yazdığı bir mektubunda karısının artık kendisine aldırış etmediğinden bahsetmişti. “karım ona dokunmamdan içgüdüsel olarak tiksiniyor…hayatımızı bu şekilde berbat bir hale getirmiyor muyuz?” (Buckley’den alıntı, 1994, s. 27). Oysa Watson o sıralar bundan çok daha berbat bir şeyi yapmak üzereydi.

Birkaç aşk meselesinin ardından Watson yüksek lisans öğrencisi olan asistanlarından birisi ile, Rosalia Rayner, büyük bir aşk yaşadı. Öğrencisi onun yarı yaşındaydı ve üniversiteye önemli miktarda para bağışında bulunmuş olan Baltimor’un nüfuzlu ve zengin ailelerinden birinin kızıydı. Watson ona ihtiras dolu birçok mektup yazdı. Bu mektuplardan 15’i karısı tarafından bulundu.

Ve böylece Watson’ın ümit verici akademik yaşantısı bitmiş oldu. Hopkins’ten istifaya zorlandı. “Watson şaşkına dönmüştü. Son ana kadar gerçekten kovulduğuna inanmak istememişti. Mesleki başarılarının özel hayatına ilişkin her türlü kınanmadan onu koruyacağını düşünmüştü” (Buckley, 1994, s. 31). Kısa bir süre sonra Rosalia Rayner ile evlendi ancak üniversitedeki konumuna dönmesine bir daha izin verilmedi. Hiçbir üniversite adına yapmış olan kötü şöhreti sebebiyle onu kabul etmek istemedi ve sonunda Watson kendisine yeni bir hayat kurması gerektiğini anladı. Bir arkadaşına şunları yazmıştı: “Ticari bir iş bulabilirim. Fakat açıkçası işimi seviyorum. Çalışmalarımın psikoloji için önemli olduğunu hissediyorum  ve eğer çekip gidersem psikolojinin geleceği için oluşturmaya çalıştıklarım yok olacak” (Pauly’den alıntı, 1986, s. 39).

Aralarında akıl hocası Angell’ın da bulunduğu pek çok meslektaşı bu zor döneminde Watson’ı aleni olarak eleştirdiler ve Watson onlara anlaşılır şekilde öfkelendi. İlginçtir ki, çok farklı mizaçlara ve teorik yönelimlere sahip olmalarına rağmen, E. B. Titchener bu kriz döneminde Watson’ın en büyük yardımcısı olmuştu. Watson 1922’de Titchener’e şunları yazmıştı: “Siz diğer tüm meslektaşlarımdan daha fazlasın yaptınız benim için” (Larson & Sullivan, 1965, s. 346).

İşsiz ve daha önceki maaşının üçte ikisini nafaka ve çocuk bakımı için vermek zorunda kalan Watson ikinci profesyonel meslek yaşamına reklamcılık alanında başladı. “Ticaret hayatına bütün samimiyetimle ve tüm köprüleri yakarak giriyorum”  şeklinde  yazmıştı (Buckley, 1982, s. 211). 1921 yılında J. Walter Thompson ajansına katıldı, her birimde çalıştı ve evden eve alan araştırmaları (surveyler) yaptı, kahve sattı ve iş dünyasını öğrenmek amacıyla Macy’in büyük mağazasında tezgahtarlık yaptı. Tipik girişkenliği ve başarısı ile üç yıl içinde mağaza müdürü yardımcısı oldu. 1936 yılında bir başka reklam ajansına girdi ve 1945 yılında emekli olana dek burada kaldı.

Watson ABD’de reklamcılık üzerinde çok büyük etkiler bıraktı. Ve günümüz ticaret ve reklam dünyasında çok iyi bilinen ve etkileri kolaylıkla gözlenebilen davranışçılık ilkelerini reklamcılık üzerinde uyguladı. Watson insanların makineye benzediklerini düşünüyordu. Bu nedenle insanların satın alma davranışlarını, tıpkı makinaların tepkileri gibi kontrol ve tahmin edilebilir. “Tüketiciyi kontrol etmek için gerekli olan tek şey onu ya gerçek ya da koşullu duygusal uyarıcı ile yüz yüze getirerek… korkuyla ilişkilendireceği, ılımlı bir öfkeyi hareket geçirecek, bir sevgi veya şefkat duygusu uyandıracak veya yoğun bir psikolojik veya alışkanlık ihtiyacını aklına getiriverecek bir şeyler söylemektir” (Buckley, 1982, s. 212).

Watson tüketici davranışlarının laboratuar koşulları altında, bilimsel olarak incelenmesini önerdi. Reklam mesajlarının reklam konusundan ziyade üslup üzerinde yoğunlaşmasının önemi üzerinde durdu ve bu mesajların yeni tasarım ve izlenimlerin etkisini taşımak zorunda olduğunu belirtti. Amacın “fabrikayı yeni şeyler yapmakla meşgul edebilmek için herkesi makul ölçüde memnuniyetsiz bırakmak” olduğunu söyledi (Buckley, 1982, s. 215).

Watson reklamlarda, ürünlerin ünlü kişilerce onaylanması ve insan güdülerinin, duygularının ve ihtiyaçlarının işlenmesine ve otomobilden deodoranta kadar tüm ürünlerin satılmasında kaygıları harekete geçirmeye öncülük etti. Zaman içerisinde Watson şöhrete ve zenginliğe ulaştı ve çok mutlu olduğunu iddia etti.

1920’den sonra Watson’ın psikoloji ile olan akademik bağı giderek daha dolaylı hale geldi. Bunun yerine vaktinin büyük kısmını halka sunacağı davranışçılık dosyasının hazırlamaya harcadı. Konferanslar verdi, radyo konuşmaları yaptı ve Harper’s, Cosmopolitan, McCaall’s, Collier’s ve The Nation gibi gözde dergilere makaleler yazdı. Bu yayınların editörlerinin, davranışçılıkla ilgilenen büyük halk kitlesini bilgilendirmek amacıyla Watson’ı yazması için teşvik ettikleri de bir gerçektir. İkinci eşi Parent’s Magazine için “Bir Davranışçının Oğullarının Annesiyim” başlıklı bir makale yazmıştı.

Watson makalelerinde geniş bir okuyucu kitlesine davranışçılık mesajını benimsetmenin savaşını veriyordu. Açık, okunabilir bir tarzda yazıyordu  ve bu çabaların karşılığından oldukça iyi para kazanıyordu. Watson otobiyografisinde artık profesyonel dergilerde yazmadığına göre, -yeni alanı olan reklamcılık diliyle- malını satmak amacıyla halka gitmemesi için bir sebep görmediğini belirtmişti (Watson, 1936). Bu dergi makaleleri “ilginç, etkileyici, iddialı fakat aynı zamanda propagandacı, bazen aşırı yalınlaştıran ve bazen de yavan.” Şeklinde tanımlanmıştı(Hernstein, 1973, s. 111).

Watson bir süre New York’taki Yeni Sosyal Araştırmalar Okulu’nda konferanslar verdi. Ve bu konferansların bir sonucu olarak 1925 yılında toplumun ilerlemesi için bir program anlatan kitabı Davranışçılık ortaya çıktı. Bu kitap hem olumlu hem de olumsuz anlamda kamuoyunun çok dikkatini çekti.

Watson 1928 yılında çocuk bakımına ilişkin bir kitap yayımladı: Bebeklerin Ve Çocukların Psikolojik Bakımı isimli bu kitapta Watson, güçlü, çevreci görüşleriyle uyumlu olarak çocuk yetiştirmede her şeye izin veren bir sistemden ziyade düzenleyici bir sistem sundu. Kitap acımasız katılıkta kuralcı tavsiyelerle doluydu. Watson anne-babalara şunları yapmalarını öneriyordu:

Onları asla kucaklamayın ve öpmeyin, kesinlikle kucağınıza oturmalarına izin vermeyin. Eğer zorunluysanız, iyi geceler dedikleri zaman sadece bir kez alınlarından öpün. Sabahları onlarla tokalaşın. Eğer çok zor bir görevi olağanüstü bir başarıyla yerine getirirlerse başlarını hafifçe okşayın. Bir kez deneyin. Bir hafta içinde çocuğunuzla mükemmel derecede nesnel ve aynı zamanda arkadaşça bir ilişkiye girebilmenin ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz (Watson, 1928, s. 81).

Bu kitap Amerikan çocuk yetiştirme uygulamasına dönüştü ve Watson’ın yazdığı diğer her şeyden çok daha fazla halkı etkiledi. Bir nesil çocuk, kendi oğlu da dahil olmak üzere, Watson’ın bu reçeteleriyle yetişti. Görünüşe göre Watson’ın gösterilebilir bir sevgi eksikliği demek olan davranışçı çocuk yetiştirme yolu aslında onun kendi kişiliğini yansıtıyordu. 1981’de APA sempozyumunda Watson’ın çalışmaları üzerine yapılan bir konuşmada Watson’ın oğlu, ne yazık ki babasını sevgisini gösteremeyen, çocuklarını kucaklayıp öpmeyen bir baba olarak hatırladığını itiraf etmişti. Skinner Watson’ın kitaptan ötürü “açıkça pişman olduğunu” bildirmiştir (1959, s. 198). 1930’da Watson Davranışçılık’ı gözden geçirdi. (Bu çalışma Watson’ın psikoloji alanındaki son profesyonel çalışması oldu.)

Rosaile Rayne Watson Parent’s Magazine dergisine yazdığı “Bir Davranışçının Oğullarının Annesiyim” adlı makalede çocuk terbiyesi ve yetiştirilmesiyle ilgili olarak, kocasıyla aralarında bazı anlaşmazlıklar olduğunu itiraf etmişti. Bir anne olarak çocuklarına karşı hiçbir sevgi gösterisinde bulunmamayı çok zor bulmuştu ve oğlu James böyle bir olayı hiç hatırlamıyor olmasına rağmen, bazen tüm davranışçı kuralları yıkmayı istediğini söylemişti.

Watson kişisel kabiliyet ve özelliklerin ilginç bir birleşimine sahipti. Zeki ve kendini iyi ifade edebilen bir insandı. Giyiminde stil sahibiydi. Yakışıklı görünüşü ve ünlü çekiciliği kendisini, günümüzün medya yönelimli kültüründe muhtemelen karizmatik bir şahsiyet yapardı. Watson hayatının yarısından fazlasında çok fazla göz önündeydi, ünlüydü; insanların gözüne girmeye çalışıyor ve bundan zevk alıyordu.

Watson’ın hayatı, karısı Rosalia Watson 1935 yılında Bati Hindistan’da yapılan bir gezi sırasında kaptığı tropik bir hastalık sonucu yüksek ateşten ölünce değişti. Oğlu James babasını ağlarken gördüğü ilk ve son olayın annesinin ölümü olduğunu söylemiştir. Watson başını oğlunun omzuna koymuş ve ağlamıştı. New York’taki bir psikolog, Myrtlle McGraw, olaydan kısa bir süre sonra Watson’la görüşmüştü. Watson ona karısının  ölümüyle baş etmeye nasıl hazırlıksız olduğunu anlatmıştı. Karısı ondan yirmi yaş daha gençti ve Watson hep kendisinin önce öleceğini düşünmüştü. McGraw Watson’la bir süre görüşmüş ve “onun bu büyük acıdan sonra kendisini nasıl toparlayacağını” düşünmüştü.

Watson bir daha toparlanamadı. Adeta inzivaya çekildi ve her türlü sosyal iletişimden kendisini uzaklaştırdı. Karısının ölümüyle “Watson’ın hayatındaki ışık kayboldu. Zamanını orda burada geçiren bir insan olmayı kesti ve iki oğluyla birlikte malikanesine giderek onlarla daha fazla zaman geçirmeye başladı ( Larson, 1979, s. 5).

1957 yılında ölümünden bir yıl önce, APA Watson’ın çalışmalarını “modern psikolojinin içerik ve şeklini çokça belirleyen… verimli araştırmaların hareket noktası” şeklinde övgüye değer bularak resmi bir bildiri ile ödüllendirdi. Sağlık durumu oldukça bozuk olmasına ve ödülü bizzat almamış olmasına rağmen, profesyonel yönünün bu şekilde tanınmış olmasından dolayı çok mutlu olduğunu ifade etti.

Watson bu olaydan bir sene sonra öldü. Fakat ölmeden önce tüm mektuplarını, elyazmalarını ve notlarını bir şömineye tek tek atarak yaktı. Ve psikoloji tarihine kendisiyle ilgili hiçbir şey bırakmadı.

Watson’ın akademik dünyayı 42 yaşında terk etmeye zorlanmış olması büyük bir talihsizlikti. 1920’lerden sonra psikolojiye çok önemli bir katkısı olmamıştır ve 1930 yılından sonra ticari kariyeri için psikoloji biliminden tamamen vazgeçmiştir.

KAYNAK:

SCHULTZ, Duane P.& SCHULTZ, Sydney Ellen  (2002) A History Of Modern Psychology

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

1 Yorum

  1. enes diyor ki:

    çok harika fakat uzun bir yapıya sayip dallandırıp budaklandırmısınız açıkcası .. :D

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>