KANSER HASTALARINDA UZUN DÖNEMDE GÖRÜLEN PSİKOSOSYAL SORUNLAR

Kanser, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın temel sağlık sorunlarından birisidir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 12 milyon yeni kanser vakası teşhis edildiği, bununla birlikte kanserden kaynaklanan ölüm sayısının 7 milyon olduğu ve kanserli 25 milyon kişinin yaşamını sür­dürdüğü bildirilmektedir.  2020 yılında dünyada yıllık yeni kanser vakası sayısı 2000 yılına göre %65’lik bir artışla 17 milyona öngörülmektedir. 2030 yılında ise dünya nüfusunun 8,7 milyara yükseleceği, yıllık 27 milyon yeni kanser vakası, kanserden kaynaklanan yıllık 17 milyon ölüm ile birlikte son 5 yıl içinde yeni kanser tanısı konmuş insan sayısının 75 milyona yükseleceği öngörülmektedir. Ülkemizde hem kadın hem de erkek nüfus arasında ikinci en sık ölüm nedeni olan kanser, toplum tabanlı verilerinin toplandığı bölgelerin rakamları, yurtdışı verilerinin değerlendirilmesi ve ulusal istatistik­ler dikkate alındığında kanser insidansı 200-220/100.000 olduğu; yılda 145­160 bin yeni kanser tanısı konduğu kabul edilmektedir. Son yıllardaki erken teşhis ve tedavideki (ameliyat, ışın tedavisi ve kemoterapi) gelişmeler kanser türlerinin çoğunda yaşam süresinin uzamasına neden olmuştur.

Amerika’da kanser teşhisi almış beyaz nüfusta yapılan araştırmalar bu has­taların yaklaşık %70 inin beş yıl ve üzerinde yaşam sürelerinin olduğu belir­lenmiştir. Yine Almanya’da Robert Koch-Enstitüsü’nün yapmış olduğu araştırmaya göre cilt, testis ve prostat kanseri gibi hastalıklarda hastanın beş yıllık iyi bir sağkalım şansı %90’dan fazla, akciğer, özofagus ve pankreas kanserlerinde ise bu oran %20’den daha azdır. Bu sonuçlar Almanya’da kanser hastaları arasında sağkalım oranlarının oldukça iyileştiğini gösterir. Ülkemizde kanser hastalarının sağkalım oranlarıyla ilgili yapılmış araştırmaya rastlanılmamıştır.

Onkoloji alanındaki tüm bu gelişmelere karşın tedavi ve tedavi sonrasında psikiyatrik bozukluklar gibi olası yan etkilerin sağlık sistemine getirdiği mali yükü artırması araştırmacıları bu alanla daha fazla çalışmalar yapmaya yönlen­dirmiştir. Bu çalışmada kanser tedavileri sonucunda uzun dönemli yan etkiler olarak olası psikososyal sorunların tanımlanması ve uzun dönem sağkalımı olan hastalarda tedavi ve bakımda devamlılığın sağlanmasıyla ilgili önerilerin sunulması amaçlanmıştır.

Psikososyal Sorunların Etkileri

Kanser, fiziksel bir hastalık olmasının yanı sıra, psikososyal sorunların en fazla gözlendiği durumlardan biridir. insanin varoluşuna ilişkin sorunları da bera­berinde getirerek psikolojik açıdan ciddi sonuçlar doğurur. Hastalığın uzun dönemli yan etkileri birçok faktöre bağlıdır. Ayrıca bu faktörlere kanserin kendisinin ve tedavisinin neden olduğu hastanın işlevselliğinin sınırlanması, hastalıkla başa çıkma gibi bireysel faktörler ve normal yaşlanma surecindeki gibi yaşam biçimleri de dahildir.

Uzun süre sağkalım, hastanın tamamen iyileşmemiş olmasına karşın bir şekilde yaşamını sürdürmesi, yaşamını önemli bir oranda uzatılabilmesi anla­mını da gelir. Bu hastalarda uzun dönemde görülen psikososyal yan etki­ler olarak yorgunluk, uyku bozukluğu, bilişsel ve işlevsel alanda sınırlılık ya­şanması, cinsel işlev bozukluğu, infertilite, psikolojik sıkıntı ve psikiyatrik bozukluklar sayılabilir.

Tedavi sonrası hastanın yeniden işe dönüşünde mesleksel alanda sıkıntı ya­şanması gibi sorunlar son yıllarda araştırmaların odak noktasını oluşturmakta­dır. Kanserli hastası olan bireylerin önemli bir kısmı henüz çalışma ya­şamları devam ederken bu tanıyı almışlardır. Çeşitli kanser türlerinde yaşanan tedavi olanaklarının iyileşmesiyle birçok hasta tedavi ve bakımdan sonra (hatta bazı hastalar tedavileri sürerken) mesleki yaşamlarına geri dönerek çalışmaya devam etmek istediklerini dile getirmişlerdir. Yapılan araştırmalara göre kanser hastaların ortalama %64’ü daha önceki iş yerlerine geri dönmekte­dir. Hastalıktan kaynaklanan işe gelmeme günleri prostat kanseri olan hastalarda ortalama 27 gün iken, meme kanseri hastalarında bu oran yaklaşık 11 ay olarak saptanmıştır. Birçok çalışma, kanser hastalarının tedavi sonrasında işe dönüşlerinde uzun çalışma saatleriyle ilgili sorunlar yaşadıkları­nı ve hastaların çoğunluğunun çalışma saatlerinde azaltmaya gittiklerini ortaya koymuştur. Ayrıca işe dönüşlerinde bu hastalar, gerek fiziksel gerekse bilişsel alanda hastalık ve tedavi sonrası deneyimledikleri uzun dönemli yan etkilerden dolayı çalışma verimliliklerinin düştüğünü belirtmişlerdir. Kanser hastalarının tümü, tedavi sonrası ya işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıklarını ya da erken emekli edildiklerini bildirmiştir.

Ölüm Korkusuna Etkisi

Canetti, insanın kendi ölümü dışında tüm ölümleri doğal karşılar. Başka bir söylemle, birey bir gün öleceğini bilmesine karşın günlük yaşamında kendi ölümünü pek düşünmez. Sigmund Freud bu durumu bireyin bilinçaltında sonsuza kadar yaşama isteği olarak açıklar. Günlük yaşamda ölümün yadsın­ması kanserli birey için artık olası değildir. Ölüm kanserle birlikte artık kaçı­nılmaz bir gerçektir. Kanserden ölümün hastalığın evresine veya tedavi yön­temlerine bağlı olduğunu bilen birey için somut ölüm tehdidi, Freud’un bi­linçaltında sonsuza kadar yaşama isteği savı karşısında daha baskın hale gelir. İlk tedavisi başarıyla tamamlansa bile artık yaşam onun söz konusu birey için güvensiz hale gelmiştir. Varoluşun doğallığı artık radikal olarak sorgulanmaya başlanır. Ölmek zorunda olma düşüncesinden kendini kurtaramaz. Tedavisi sonrasında günlük yaşamında ölümü düşünmese de kanser tanısı almış diğer bireylerden bahsedildiğinde, yıllık kontrollerine giderken veya kanser teşhisi­nin yıl dönümünde ölmek zorunda olduğunu düşünmekten kendini alıkoya­maz. Herschbach ve arkadaşları, kronik fiziksel hastalığı olan bireyler özellikle de kanser hastaları için hastalığın yeniden nüksetmesi veya ilerlemesi korkusunu önemli bir tehdit unsuru olarak tanımlamışlardır. Bu hastalar­da hastalığının ilerleyeceği korkusu veya yeniden nüksedeceği ilgili endişenin neden olduğu ruhsal bir sıkıntının varlığı nevrotik korkuya, huzursuzluğa ve kaygı bozukluğuna neden olabilir.

Beden Bütünlüğünün Bozulması ve Günlük Yaşam Aktiviteleri

Bireyin bedeni kanserin kendisinden veya kanser hastalığının tedavisinin ne­den olduğu fiziksel şikayetlerle karşı karşıyadır. Birey kendi isteği dışında yeni oluşan bu beden imgesine uyum sağlamak zorundadır. Örneğin meme kanseri geçirmiş hastanın beden imgesi, mastektomi sonrasında sonradan yapılmış protezlerle gerçekte karşılanamayacak kadar değişir. Mastektomi sonrası bir­çok kadının ameliyat geçirmiş kollunda lenf bezlerinin alınmasıyla birlikte yıllarca hareket bozukluğu veya lenf ödemi oluşabilir.

Hastalıkla birlikte beden işlevlerinde bozulma veya bu hastalar için hazır­lanan uzun dönemli tedavi planından dolayı günlük yaşam aktivitelerinin bazılarından geçici veya sürekli olarak vazgeçilmesi hiç de seyrek değildir. Uzun dönem sağkalımı olan kanser hastalarında yorgunluk, kanser hastasının günlük yaşamını olumsuz etkileyen bir belirtidir. 379 kanser hastasında kemo- terapi sonrası yorgunluk sorunu yaşayan hastalar üzerine yapılan araştırmada hastaların %91’i normal yaşamlarını sürdürmede sorun yaşadıklarını aktar­mışlardır. Bu hastaların %88″ inin deneyimledikleri yorgunluk yüzünden günlük aktivitelerini yeniden planlamak zorunda kaldıklarından yakınmışlardır. 301 kanser hastasının katıldığı diğer bir araştırmada ise katılımcıların %81’i işlevsellik alanında sorun yaşadıklarını, % 79″u uyku gereksinimlerinde artış olduğu ve normalden 2,8 saat fazla uyuduklarını belirtmiştir. Yorgunluk sorunu yaşayan hastaların hastalık öncesi hiçbir problem yaşamadan yapabil­dikleri yemek pişirme, evi düzeltme, birşeylerin kaldırılması, bireysel bakım hatta sosyal aktivelerin algılanmasında önemli problemler yaşadıklarını bildirmişlerdir.

Birey kanser tanısı öncesi kadar olan yaşam felsefesini tekrar gözden geçi­rip yeni yaşam hedeflerini oluşturur. Sağlığın kaybıyla ilgili olarak birey, yaşa­dığı haksız yazgısıyla birlikte Kübler-Ross tarafından terminal dönem hastaları için tanımlanan (inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme) psikolojik tepkileri gösterebilir.

Maneviyat ve Anlam Aramanın Etkileri

Kanser, bireyde işini devam ettirebilme veya sürdürebilmeyle ilgili kaygılara, duygusal zorlanmalara, yaşamında üstlendiği roller ve sorumluluklarda önemli değişimlere neden olur. Yaşamı tehdit eden hastalıklar sıklıkla manevi sıkıntıyı oluşturur. Hastalık durumunda hastalar genellikle, “Neden ben? Bunu hak etmek ve yaşamak için ben ne yaptım? Tanrı beni cezalandırıyor mu? Öldükten sonra bana ne olacak? Ben kaybolduktan sonra ailem nasıl yaşayacak? Yokluğum fark edilecek mi? Hatırlanacak mıyım? Yaşamdaki yarım kalan islerimi bitirmek için yeterli zamanım olacak mı?” gibi sorularla yüzleşir. Bu değişim sürecindeki hastalar zorlanır, yaşantılarını yeniden anlamlandır­maya çalışır. Anlam araştırması, anlama ulaşmaya çalışan birey için bilişsel sistemde kavramın işlenmesi için bireyin elinde olmadan sürekli düşünsel anlamda meşguliyeti anlamına gelir.

Kanser tanısı birçok birey için varoluşun tehdidi anlamına gelir. Hastalık artık bireyin yaşamına yaşamı manipüle edici bir güç olarak girmiştir. Kişinin gerek hem fiziksel hem de ruhsal dünyasını tehdit etmeye başlar. Tanıyla birlikte birey, yaşamının tüm temel gerçeklerini, örneğin adaletli bir dünyanın varlığına inanma (herkes hak ettiğini alır düşüncesi), kendi yaşamını anlaya­bilme, kendi yaşamı üzerine yeniden kontrolün kazanabilmek için sorgulama­ya başlar. Yaşamakta olduğu kanser hastalığıyla, yaşamın anlamıyla ilgili varsa­yımları arasındaki tutarsızlıklar hastayı yeniden bir anlam arayışına iter. Bu anlam arama süreci anlam bulununcaya kadar devam etmek zorunda değildir.

Anlam arama bir yandan kanserin kendisine bir anlam yükleme anlamına gelebilirken diğer yandan çok seyrekte olsa yaşamın anlamıyla ilgili varsayım­lardan vazgeçilmesine veya sınırlandırılması anlamına da gelebilir .

Birçok araştırma anlam sorgulamasında, anlama ulaşanların yaşanılan sü­reci anlamlandırmaya çalışmayanlara göre karsılaştırıldıklarında yaşadıkları psikolojik sıkıntının aynı oranda olduğunu ortaya koymuştur. Park ve arkadaşlarının kanser hastalarıyla yapmış oldukları bir yıllık izleme çalışma­sında, kontrol edilemeyen düşünceleri olan hastalarda psikolojik sıkıntıyla düşük yaşam memnuniyeti arasında ilişki tespit etmiştir. Bu ilişkinin söz konusu bireyin anlam araştırmasında başarılı olup olmaması veya kanser has­talığının tanımlanmasında pozitif değişikliklerin olup olmamasına bağlıdır. Yaşanılan bu deneyim her ne kadar olumlu gelişmeleri beraberinde getirse de travma sonrası gelişme (posttraumatic growth) olarak tanımlanır. Kişilerarası ilişkilerde daha derinleşmesi öncesinde izinli olmayan dileklerin gerçekleştirme arzusuyla başlayan yeni değerlendirme sistemi bu post travmatik büyüme kısmına dahil edilir.

Diğer yandan yapılan maneviyatın kanser hastaları üzerinde etkileri ile ilgi­li araştırmalar, kanser sırasında ruh sağlığına pozitif etkisi olan bir faktör ol­duğunu belirtir. Yapılan bir çalışmada kanser hastalarının %93’unun manevi baş etme sonucunda umutlarını sürdürdükleri belirtilmiştir. Yapı­lan çalışmalar manevi iyi oluşu daha fazla olan kanser hastalarının kaygı ve depresyon düzeylerinin daha düşük, sağlık alışkanlıklarının daha iyi ve umut ve yaşam kalitelerinin daha yüksek düzeyde olduğunu göstermiştir.

Yaşam Kalitesine Etkileri

Cancer Survivorship derneğinin uzun dönem sağkalımı olan kanser hastalarıyla ilgili yaşam kalitesi araştırmalarını günümüze kadar gözardı edilen konu olarak saptamasından sonra, bu hastalar üzerinde yapılan yaşam kalitesi araş­tırmalarında son yıllarda büyük bir artış gözlenmiştir. Yapılan araştırmala­ra göre bu hastalar tümüyle sağlıklarına kavuşamayabilir ve aksine hastalıktan veya uygulanmış tedavinin getirdiği uzun dönemli yan etkilerden dolayı sorun yaşayabilirler. Bu alanda yapılan araştırmaların hedef gruplarını özellikle iyi prognozu olan kadınlardaki meme kanseri gibi kanser türleri yaşayan hastalar oluşturur. Meme kanseri teşhisi aldıktan sonraki beş yıl içerisinde herhangi bir hastalığın izine rastlanmayan hastalardaki yaşam kalitesi sağlıklı nüfusla kıyas­landığında bu hastalarda daha yüksek bulunmuştur.[19] Bu hastalar meslek­sel alandaki ve fiziksel sağlık durumları günlük yaşam aktivelerini yerine ge­tirmede sağlıklı nüfusa göre yetersizken, vücudun işlevi, psikolojik sağlık ve sosyal işlevselliğin ne olduğunu sağlıklı nüfusa karşılaştırıldıklarında daha iyi değerlendirmişlerdir.

Başka bir çalışmada, hastanın yaşının uzun dönemli sağkalımlarda yaşam kalitesine önemli etkisi olduğunu saptanmıştır. Daha genç olan meme kanseri olan hastalarda uzun dönemli sağ kalımlarda yaşam kalitesi daha iyi olarak bulunmuştur (kohort etki-cohort effect). Diğer yandan bu genç grup arasında, örneğin hastaların %47 sinin lenf ödemi şikayeti olması gibi daha uzun süre devam ettiği saptanmıştır.

Over, prostat, baş ve boyun, kolorektal, rahim ağzı (serviks) kanseri ve Hodkgin lenfoma hastaları üzerinde yapılan çalışmalarda bu hastaların yaşam kalitesinin daha iyi olduğu saptanmıştır. Tanıdan altı yıl sonra meme kanseri hastalarının incelendiği başka bir araştırmada da bu hastalar fiziksel ve duygusal olarak kendilerini çok iyi hissettiklerini ve sosyal ilişkilerinde bir değişme olmadıklarını bildirmişlerdir. EORTC QLQ C-30 (European Organization for Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire-C30) kullanılarak tedaviden 20 yıl sonra herhangi bir nüks görülmeyen meme kanserli hastalarda gerçekleştirilen bir araştırmada hastala­rın çoğunluğunun duygulanım düzeylerinin oldukça iyi durumda olduğunu ifade ettiği bildirilmiştir. Bu kadınların %5’i yüksek oran da psikolojik sıkıntıdan, %29’u cinsel problemden, %39″u ise lenf ödeminden yakınmıştır. Bu gruptakilerin yaklaşık %15M travma sonrası stres bozukluğun (PTSB) tanı ölçütlerini karşılamayan bir ya da iki belirtisinin bulunduğu belirlemiştir. Bu durum PTSB’nin uzun dönemli sağkalımı olan kanser hastalarında görülme ihtimali olduğu şeklinde yorumlanmıştır.

Tüm bu araştırma sonuçları özetlendiğinde, yaşam kalitesinin uzun dö­nemli kanser hastalarında şaşırtıcı oranda yüksek bulunduğu söylenebilir. Yaşam kalitesini sağlıklı bir insanınkinden daha iyi olarak yorumlayan kanser hastasının bu değerlendirmesi bir paradoks olarak yorumlanabilir. Bu para­doks bu hastalardaki yaşam memnuniyetinin anlaşılması ve değerlendirilmesi­ni sağlayan ölçümlerin değişiminin bir sonucu da olabilir. Yanıt değişimi (response shift) bireyin değişen sağlık durumuna göre yaşam kalitesini algıla­masıdır. Bu söz konusu bireyin deneyimlediği sürece bağlı olarak memnun olma tanımını çeşitli yaşam dönemlerine uyarlaması veya kendi yaşamıyla ilgili isteklerini azaltmasını kapsar.

Schwartz ve arkadaşları yanıt değişimini, yeniden ilişkilendirme, öncelikle­rin yeniden belirlenmesi ve yeniden yapılandırma olmak üzere üç değişik şekilde sınıflandırmışlardır. Bireyin yeniden ilişkilendirmede; kendi yaşam kalitesini değerlendirdiği değerlendirme ölçeğindeki ölçümü değişmiştir. Ön­cesinde dayanılmaz olarak algılanan yaşam durumları artık üstesinden geline­bilir olarak algılanır. Yeniden önceliklerin belirlenmesinde; yaşam kalitesinin alt boyutlarının tanımı değişir. Fiziksel verimlilik anlamı öncesine göre azalır, kişilerarası ilişkilere öncesine göre daha fazla önemli olur. Yeniden yapılan­dırmayla birlikte, birey yaşam kalitesiyle ilgili yeni bir taslak oluşturur. Önce­sinde birey için yaşam kalitesinin temel taşı olan bazı alanlar (örneğin mesleki) anlamını tamamen kaybeder ve o zaman kadar pek bir anlamı olmayan kültü­rel ilgi ve doğaya düşkünlük gibi yeni alanlara ilgi ortaya çıkar.

Yukarıda tanımlanan bireyin öznel olarak kendi yaşam kalite değerlendir­me kriterlerinde bu değişim yaşam kalitesi ölçümlerinde aynı zamanda temel bir sorundur. Örneğin bir ölçüm aracı iki ölçüm arasında değişim gösteriyorsa alınan iki sonucun güvenirliği sorgulanır. Aynı şekilde kanser hastalarında alınan araştırma sonuçlarına göre görülen bu yaşam kalitesindeki yükselme hastaların gerçekten sağlıklarının düzelip düzelmediğini veya sağlıktan beklen­tilerini azalttıkları arasında ayrım yapamaz. Yine tersi durumda da yaşam kalitesinin kötüleşmesi olarak değerlendirilemez. Çünkü söz konusu olan bireyin sağlık durumunun mu kötüleştiği yoksa bireyin eskiye göre daha az şey yapabildiğinin farkına varmasıyla kendisiyle ilgili bir eleştiri olup olmadı­ğının belirsizliğidir. Yaşam kalitesi araştırmalarında ölçümde gerçek değişim ve cevap değişimini değerlendirebilecek olan analiz süreçleri vardır.

Diğer yandan yanıt değişiminin kanser hastalarında değişmiş olan yaşam durumuna temel de istenilen bir uyum süreci olup olmadığı da tartışma soru­sudur. Kanser hastası için kanser teşhisiyle alt üst olan yaşamının anlam araştırması ve anlam bulmanın problematik yapısı yaşamı yaşanmaya değer kılan şeyleri görmesi hastalıkla mücadelesinde oldukça yardımcı olacaktır. Yeniden değerlendirme süreci ölçüm hatası olmaksızın yaşam kalitesi üzerine uygun bir etkisi olabilir.

Bilişsel Problemler ve Yorgunluğa Etkisi Bilişsel Problemler

Geçmişte tedavi sonrası onkoloji hastalarının dikkat, bellek ve iş verimi gibi bilişsel işlevlerinde yaşayabilecekleri sorunlara çok az önem verilmiştir. Onkolojik tedavide kullanılan kemoterapiye bağlı gelişebilecek olan nörotoksisite uzun zamandır bilinmesine karşın, günümüze kadar yalnızca bu hastalardaki belirtiler nörolojik bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Onkoloji tedavilerin uzun dönemli yan etkisi olarak nöropsikolojik bozukluk ilk olarak son yıllarda incelenmeye başlanmıştır. Son yıllarda bir yandan adjuvan olarak uygulanan kemoterapilerin kalitesi ve uygulanış biçimdeki değişiklikler, diğer yandan destekleyici tedaviler tedavi sonrası bu hastalarda nöropsikolojik bo­zuklukların değerlendirilmesinin önemini artırmıştır.

Ayrıca kemoterapi uygulamalarının olası yan etkisi olarak bilişsel işlevsel­likteki bozulma, hem normal doz (örneğin meme kanserinde) uygulamaların­da hem de yüksek doz tedavi sonrasında kök hücre naklinde ilgi odağı olmaya başlamıştır. Çeşitli terapiler sonrasındaki (özellikle kemo terapi uygu­lamalarında) bilişsel bozuklukların görünme oranı %50, bu hastalarda bu bozuklukların uzun dönemde bilişsel verimi sınırlandırma oranının ise %15- 20 olduğu bulunmuştur. Bu oranın yüksek olmasının nedeni ise, bu alan­da yapılan araştırmaların azlığı nedeniyle bilişsel alanda ilerde yaşanabilecek sınırlılıkların bilinmemesi ve tedavi sonrasında olası yan etkilerin önceden kestirilememesidir.

Bir kaç araştırma, östrojen metabolizması ile semantik dil hafızası arasında anlamlı bir ilişki bulmuştur. Bu araştırma sonuçlarına göre hastalar için parag­raf hatırlama testlerinin nöropsikolojik test aracı olarak yararlı olacağı savında bulunulmuştur. Antihormon tedavisi gören prostat kanseri hastaların­da bu tedaviden bir yıl sonra yapılan incelemelerde, antihormon tedavisinin hiçbir bilişsel yan etkisinin devam etmediği saptanmıştır. Günümüze kadar kanser hastalarında tedavi sonrası yapılmış ileriye dönük kontrollü mü­dahale çalışmasının azlığı çeşitli stratejilerle beyin aktivitesindeki etkiyi sonuç olarak değerlendirme önerme de yetersizdir. Kanser hastalarında uzun tedavi­nin uzun dönemli yan etkilerini öğrenmek ve bu hastalara yönelik karmaşık bir tedavinin geliştirilebilmesi için bu alanda daha fazla araştırmaya gereksi­nim vardır.

Yorgunluğa Etkisi

Kanser hastalığıyla ilgili yorgunluk tedaviden sonra sıklıkla karşılaşılan uzun dönemli bir yan etki olarak kabul edilmektedir. Kanserde gözlenen yorgunluk, genel olarak aktivitelerin ve stresin oluşturduğu yorgunluktan farklıdır. Bu hastalar için yorgunluk; zamanla büyüyen, psikolojik, bilişsel ve duygusal öğeleri olan, enerjinin azalması ve dinlenme ihtiyacının artması, konsantras­yon, motivasyon ve günlük aktivitelerin kısıtlanması ile belirtilerini gösteren bir belirtidir.

Onkoloji hastası fiziksel olarak kendini güçsüz hissettiğinden beden işlev­lerinde zayıflama, duygusal alanda çevresine olan ilgisini yitirip bilişsel alanda özelikle konsantre olmakta güçlük çekerken, kısa süreli belleğiyle ilgili sorun yaşamaya başlar. Hastalığın her döneminde ortaya çıkabilen yorgunluk yaşam kalitesinin önemli oranda azaltmaya yol açabilecek işlevsel alanda sınırlamalara da neden olur.[46] Kanser hastalarında yorgunluğun prevalans oranı %59 ile %90 arasında değişir.

Kanserle ilişkili yorgunluk tedavi sırasında ya da sonrasında neredeyse tüm hastalar da görünürken, uzun dönemli sağkalımı olan hastalarda bu oran %20 ile %50 arasındadır. Kuhnt ve arkadaşları çeşitli kanser hastalarının ilk tedavisinden sonra yaptıkları iki yıllık izlem çalışmasında, bu hastaların %36″sında hafif derecede, %12″sında ise ciddi derecede yorgunluk olduğunu belirlemişlerdir. Arndt ve arkadaşları meme kanseri hastalar üzerinde yaptıkları araştırmada bu hastalarda tanıdan bir yıl sonra yaklaşık %30 ora­nında yorgunluk sendromuna rastlamıştır. Tüm bu araştırma sonuçları, uzun dönem sağkalımı olan kanser hastalarının uzun dönemli yan etki olarak deneyimledikleri yorgunlukla birlikte yaşam kalitelerinde azalma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu alanda son yıllarda araştırmaların artmasına karşın kanserle ilişkili yorgunluğun nedenini ve kanserle olan ilişkisini açıkla­yabilecek kapsayıcı bir henüz geliştirilememiştir.

Kanserde hastalığın kendisinden ve tedaviden kaynaklanan yan etkilerin giderilmesinde sevindirici gelişmeler yaşanmasına karşın, yorgunluk belirtileri ya hiçbir şekilde tamamen ortadan kaldırılamamakta ya da hastalara yetersiz tedavi ve bakım sunulmaktadır. Bunun en önemli nedeni ise yorgunluğun sorun olarak tanımlanabilmesi için hasta tarafından dile getirilmesi gereken bir durum olmasıdır. Yorgunluk hem hasta hem de tedavide çalışan sağlık personeli tarafından gerçekte tedavi edilmesi gereken bir belirti olarak değer­lendirilmelidir. Yapılan bir araştırmada, kanser hastalarının üçte ikisi deneyimledikleri yorgunluğun ağrıdan daha fazla yaşamlarını olumsuz etkile­diğini belirtmiştir.

Günümüzdeki anlayışa göre bu durum çok boyutlu yapıyla açıklanabilir. Davranış biçimleri veya psikolojik faktörler gibi bazı durumlar bireyde soma­tik faktöre dönüşmesi seklinde anlamlandırılır. Somatik faktör olarak proinflamatuvar sitokinler, hipotalamus-hipofiz-adrenal eksen düzensizliği, günlük ritimdeki uyumsuzluk, kas yıkım sureci veya genetik düzensizlik sayı­labilir. Ayrıca yetersiz oksijen, metabolizmadaki bozulma, hormon al düzen­sizlik kan değerlerindeki değişim (anemi, hipokalemi, hipokalsemi) gibi önemli nedenlerden kaynaklanabilir. Araştırmalar yorgunlukla uykusuzluk arasında güçlü bir ilişkinin varlığını da ortaya koyar. Yorgunluk hastaları yalnızca bireysel olarak etkilemekle kalmayıp hastaların tedavi ve bakımın sürecini de etkileyerek sağlık sistemine mali bir yük getirir. Kanserle ilişkili yorgunluk, birçok hasta için tedavi sonrasında yeniden başarılı bir mes­lek yaşamını sürdürmede olumsuz bir etki olarak tanımlanmaktadır.

Tedavi ve Bakımın Sürdürülmesi

Hastanın tedavi ve bakım ekibindeki her bir çalışanla düzenli olarak konuşabilmesi (hastalığıyla başa çıkmasına yardımcı olacak bilgi alma, tedavi sonu­cunda olası yan etkiler hakkında bilgilenmesi gibi) hastanın kendisini iyi hissetmesine neden olduğu gibi, sağlığıyla ilgili pozitif davranış değişikliğini de beraberinde getiren önemli bir gereksinimdir. Tedavi sonrası bakım pla­nının genel hedefleri arasında tedavi ve bakımda devamlılığının sağlanması ve hastaların yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi vardır. Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (The American Society Of Clinical Oncology, ASCO) ve Amerikan Tıp Enstitüsünün birlikte yayınladıkları “Kanserden sağkalıma geçişte kayıp” adlı raporda tedavi sonrası bu hastaların bakımı için çeşitli öneriler getirmiştir. Bu öneriler ise şunlardır:

  • histolojik bulguyla ilişkili teşhisin, kanserin evresi ve alınması tavsiye edi­len tedavinin komplikasyonları ve yan etkilerinin ayrıntılı olarak açık­lanması,
  • psikoeğitim, psikososyal ve sağlıklı beslenmeyle ilgili olarak hastaya gerek­sinimi olan bilginin sağlanması,
  • hastanın hastalığının iyileşme dönemindeki beklenen olası süreçler hak­kında ve tedavi sonrası hastanın yapması gereken kontrol muayeneleri il­gili bakım planı hakkında ayrıntılı bilgilendirilmesi,
  • hastalığın tekrar nüksetmesi durumda yaşanması olası belirtiler hakkında ve varolan destek grup ve örgütlerin adreslerinin hastaya verilmesi veya bizzat hasta için iletişime geçilerek hastanın ekonomik durumu, işi, ailesi, cinsellikte yaşayabileceği olası psiko-sosyal problemler ilgili hastanın bilgi­lendirilmesi ve desteklenmesi,
  • sağlıklı yaşam hakkında önerilerde bulunulması ve kendi kendine yardım grupları, rehabilitasyon ve diğer kanser hastalarını desteklemek için kuru­lan kuruluşlarla ilgili hastanın ayrıntılı olarak bilgilendirilmesi ve bu ku­ruluşlarla başvurması açısından desteklenmesi .

Tedavi sonrasındaki bakımın devamlılığın sağlanabilmesi için bu bakım planının gerçekleştirilebilmesinde ekipler arası işbirliğinin önemi büyük­tür. Tedavi sonrası hasta için hazırlanacak program kanserinin türüne göre hazırlanabileceği gibi (örneğin meme kanseri hastaların tedavi sonrası bakımı) tüm kanser hastalarını kapsayacak şekilde genel hazırlanabilir (Comprehensive Survivorship Models). Tanıya göre yönlendirilmiş genel hazırlanmış model sıklıkla kurumsal uygulamada kullanım bulur. Bu modelde tüm kanser hastaları için yeterli bilgi ve önerilerin sağlanması yer alır.

Çocuk ve genç kanser hastaları ve ayrıca yaşlı kanser hastaları için tedavi sonrası bakım hizmetlerinin sunulduğu özel enstitüler oluşturulmuştur. Kansere yakalanma yaşının dikkate alınmasında hastanın çeşitli sosyal gereksi­nimlerinin ve işlevsel sınırlılığının daha iyi bicimde belirlenmesi amaçlanır. Özellikle sağkalım merkezleri açılmaya başlanmıştır (Survivorship Center). Bu merkezlerde kanser hastaları ve yakınları evde rehabilitasyon hizmetleriyle ilgili (özellikle spor ve hareket konusunda) danışmanlık alır. Bu merkezlerde hastalar ayrıca gerçekleştirilmekte olan bilimsel araştırmalar hakkında da bilgi­lendirilir.

Sonuç

Erken tanı yöntemlerinde ve tedavideki gelişmelerle beraber kanser hastalığın­dan uzun dönemli sağkalım oranı her geçen gün yükselmektedir. Bu onkolojik hastalarda tedavi sonrasında olası yan etkilerden kaynaklanan sorunların sağlık sistemine olan maliyetini artırmaktadır. Bu çalışmada değinilen araştır­maların hastalığın kendisinden ve/veya uygulanan tedavisinden kaynaklanan uzun dönemli yan etkilerin çeşitli işlevsellik alanında hastanın yaşam kalitesini etkilediğini göstermektedir. Araştırmalarda tedavi sonrasında birçok hastanın yaşam kalitesinin iyi olduğu bulunmuş, hatta bazı araştırmalarda bu düzeyin sağlıklı nüfustan farklı olmadığı saptanmıştır. Diğer yandan yanıt değişiminin kanser hastalarında değişmiş olan yaşam durumuna temelde istenilen bir uyum süreci olup olmadığı da tartışma sorusudur.

Psikolojik sıkıntı olarak özellikle hastaların düzenli kontrollerinde yoğun olarak yaşadıkları hastalığın tekrar nüks etme ihtimalinin yarattığı kaygıdır. Araştırmalar bu yaşanılan yoğun kaygının hastalara ömürleri boyunca eşlik ettiğini gösteriyor. Kanser hastalığının tedavi sonrası uzun dönemle izlenmesi bu hastaların tedavi ve bakımında artık giderek artan bir oranda önemli role oynar. Tedaviyle ilgili uluslararası yönergeler bu konuyla ilgili zengin içerikli tedavi planı önermektedir. Bu tedavi planı hastaların tedavi ve bakımın da devamlılığın sağlanabilmesi için sağlık sisteminde yer alan çeşitli kurumların işbirliğinin ve birlikte çalışmasını beraberinde getirir.

Amerika gibi gelişmiş ülkelerde uzun dönem sağkalım, hastaların problem­lerine yönelik bir kaç yıldan beri artan ilgisi, bu problemlere yönelik girişimle­rin başlamasına neden olmuştur. Ülkemizde ise kanser hastaları için sunulan psikososyal alanda ki hizmetler yeni kurulma ve anlaşılma evresinde olduğun­dan oldukça yetersizdir. Diğer yandan yeni kurulan sisteme kanserin tedavi­sinden sonra bu hastalardaki tedavi ve bakımdaki devamlılığın sağlanarak bu özel grup için evde bakım hizmetleri ve rehabilitasyon kapsamında çeşitli danışmanlık servislerinin ve organizasyonların oluşturulması ve uygulamaya geçirilmesi bu alandaki iş gücü ve maliyet kaybının büyük bir oranda önlen­mesine yol açacağı gibi bu hastalardaki yaşam kalitesini de yükseltecektir.

Kaynaklar:

BAG., B, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2013; 5(1):109-126

Yazarlar bu makale ile ilgili herhangi bir çıkar çatışması bildirmemişlerdir.

Çevrimiçi adresi / Available online at:www.cappsy.org/archives/vol5/no1/

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort