Eric ERİCSON

Eric ERİCSON

Erik Ericson (1902-1994)

Ericson ortodoks psikanaliz alanında Anna Freud tarafından eğitilmişti. Psikanalitik sistemin büyük kısmını elinde tutup bunu çeşitli şekillerle genişleterek oldukça popüler bir kişilik yaklaşımı ge­liştirmiştir. Erikson gelişim aşamalarını olduk­ça detaylı bir şekilde açıklamış ve kişiliğin ya­şam boyu gelişmeye devam ettiğini iddia ede­rek, kültürel, tarihsel ve sosyal güçlerin etkisi­ni onaylamıştır.

Ericson’un Hayatı

Erik Ericson kimlik krizi (identity crisis) kavramı sebebiyle oldukça tanınmış bir kişidir. Erikson bu kavramı kendi hayatının erken dönemlerinde yaşadığı kişisel krizin­den türetmiştir. “Benim en iyi arkadaşlarım bu krizi isimlendirmem ve onunla kendi içimde başedebilmem için bunu diğer insanlarda da görmem konusunda ısrar ettiler” (Erikson, 1975, ss.25-26). İlk kriz ismiyle ilgiliydi. Uzun yıllar boyunca soyadını, gerçek babası zannettiği ama aslında üvey ba­bası olan kişiden gelen Homburger olarak bildi. 39 yaşında ABD vatandaşı olduktan sonra soyadını Erikson olarak değiştirdi.

Erikson’ın ikinci kimlik krizi Almanya’da bulunduğu okul yıllan içerisinde yaşandı. Erikson kendisini bir Alman olarak düşünüyordu, oysa sınıf arkadaşları bir Yahudi olması sebebiyle onu reddetmişlerdi. Yahudi sınıf arkadaş­ları ise sarışın Avrupai görüntüsü sebebiyle ondan uzak duruyorlardı.

Üçüncü krizi liseden mezun oluşunun ardından yaşandı. Başka türlü bir yaşam sürmek isteğiyle toplumdan koptu ve birkaç yıl boyunca kimliğini arar­ken Avrupa’da amaçsızca gezdi. 25 yaşındayken kendini Viyana’da Freud’un hastalarının ve arkadaşlarının çocukları için açılmış olan küçük bir okulda öğ­retmenlik yaparken buldu. Psikanaliz alanında eğitim gördü ve hem kişisel hem de mesleki kimliğini bulduğunu ilan etti. Liseden sonra başka bir resmi eğitim görmemiş olmasına rağmen sonunda Harvard’da öğretmenliğe dek ulaştı ve modern zamanların en etkili psikanalistlerinden birisi oldu.

Psikososyal Gelişim Aşamaları

Erikson’ın teorisi gelişimsel veya yaşam-boyu-gelişim üzerinde duran bir yaklaşımdır. Kişilik gelişiminin doğumdan yaşlılığa dek, bireyin tüm yaşamı boyunca sürdüğü üzerinde önemle durmuştu. Kişilik gelişimindeki ana tema­sı ego benliğinin araştırılması idi.

Erikson yaşamı, her biri çözümlenmesi gereken bir çalışma veya kriz içe­ren sekiz psikososyal aşamaya (psychocial siages) ayırmıştı. Sosyal ve fizik­sel çevreler yeni taleplerde bulunduğu için bu çatışmalar her bir gelişim aşa­masında ortaya çıkar. Birey bu çatışmaya başa çıkmak için iki yoldan birisini seçmek durumundadır; uyumlu veya uyumsuz yol. Birey sadece her bir geli­şim aşamasındaki kriz çözüme kavuşturulduğunda ve kişilik değiştiğinde bir sonraki gelişim aşamasıyla uğraşmaya hazır olur.

Biyolojik ve cinsel faktörlerden ziyade sosyal faktörler üzerinde yoğunlaş­masına rağmen Erikson’ın ilk dön aşaması, Freud’un oral, anal, fallik ve gizli­lik dönemlerine benzer. Son dört aşama Erikson’ın sistemine özgüdür. Bu aşa­malar bireyi ergenlikten yaşlılığa kadar götürür ki, bu dönemler Freud (aralın­dan oldukça ihmal edilmiştir.

Bu gelişim aşamalarının her biri bir kriz ile tanımlanacak kadar gerilim yüklüdür. Ancak eğer bu krizler uyumlu yollarla çözümlenecek olursa olum­lu sonuçlar elde edilebilir. Eğer bu aşamalardan birisinde başarısız olursak ve­ya bu gerilime uyumsuz bir davranış tarzıyla karşılık verirsek, bu durum son­raki gelişim aşamalarında başarılı ve yerinde uyum davranışları yoluyla düzel­tebilir. Bu nedenle tüm kişilik gelişimi aşamalarında geleceğe ait sonuçlar hakkında iyimser olabiliriz.

Erikson bizim kendi gelişimimizi bilinçli olarak her bir psikososyal gelişim aşamasına doğru yönlendirdiğimiz düşüncesindedir. Bu düşünce Freud un bi­zim çocukluk yaşantılarımızın bir ürünü olduğumuz ve kişiliklerimizi hayatı­mızın sonraki dönemlerinde değiştiremeyeceğimiz düşüncesine çok terstir. Erikson çocukluk yaşantılarının önemini kabul etmiş olmasına rağmen, son­raki aşamaların olumsuz çocukluk yaşantılarının sonuçlarını yok edebileceği­ni ve bizim nihai hedefimize -olumlu bir ego benliği oluşturmak- yaklaştıra­bileceğini iddia etmiştir.

Benlik Krizi

Ego benliği meselesi ergenlik dönemi boyunca (ortalama 12-18 yaş ara­sında) çözümlenmelidir. Kişi geçmişi ile geleceği arasında bir süreklilik sakla­yacak bir kendilik imgesi (self-image) şekillendirerek kimliğini pekiştirmek zorundadır. Erikson a göre bir kimlik oluşturmak ve bunu kabullenmek oldukça zor ve anksiyete üreten bir süreçtir. Ergen kendisine en uygun olanı bu­labilmek için farklı rolleri ve ideolojileri denemek zorundadır.

Güçlü bir kimlik duygusu oluşturabilen insanlar yetişkin hayatına ait prob­lemlerle başa çıkmak için iyi bir donanıma sahiptirler. Böylesi bir kimliği oluş­turmada başarısız olanların bir kimlik krizi yaşadığı söylenir. Bu insanlar, tıpkı bir zamanlar Erikson’ın da yaptığı gibi, normal hayat döngüsünden (eğitim, iş, evlilik) el etek çekebilir ve muhtemelen uyuşturucu bağımlılığı ve suç gibi sos­yal olarak kabul edilemez davranışlarla olumsuz bir kimlik arayışına girebilirler.

Kadın ve Erkek Arasındaki Kişilik Farklılıkları

Erikson’ın çalışmasının tartışmalar yol açan bir yönü cinsler arası kişilik farklılıklarının biyolojik kökenli olduğu ve erkek cinsel organının varlığı veya yokluğu ile ilişkili olduğu iddiasıdır. Freud da bir çalışmasında bu yönde bir sonuç çıkarmıştı. Erikson’ın da aynı sonuca ulaşması sadece Freud’la aynı fi­kirde olmasından değil, kendisinin yaptığı çalışmanın da aynı yönde sonuç vermesindendir. Erikson dikkat çeken bu çalışmasında 10-12 yaş arası kız ve erkek çocuklara oyuncak figürler ve tahta bloklar vererek bu malzemelerden neler oluşturduklarını incelemiştir (Erikson, 1968).

Kız çocuklarının yapılarının daha alçak ve statik, erkek çocukların yapıla­rının ise hareket yönelimli ve göze çarpacak derecede yüksek, kule benzeri ol­duğu görülmüştür. Erikson bunu erkek ve kız çocukların kendi üreme organlarını sembollerle anlattıkları şeklinde yorumlamıştır. Bununla birlikte bu farklılığın erkek çocukların kızlardan daha saldırgan olarak yetiştirildikleri cinsel rol eğitiminin etkisinden kaynaklanmış olabileceğini de itiraf etmiştir.

Yorum

Erikson’ın ego kimliği kavramı üzerine çok sayıda araştırma yapılmıştır. Çalışmalar genel olarak göstermiştir ki, güçlü ve olumlu bir kimlik geliştiren ergenler erken gelişim aşamalarının krizleriyle daha uyumlu yöntemler kulla­narak başedebilmektedir. Zayıf bir ego kimliği geliştirmiş ergenler bu krizleri uyumsuz yollarla çözmektedir.. Bazı araştırmalar ise kimlik krizinin Erik­son’ın ileri sürdüğü dönemden daha sonra ortaya çıktığını göstermiştir. Bir araştırmacı kimlik krizinin ergenliğin son dönemlerinde başladığı ve denekle­rin %30’unun 24 yaşında hala kimlik arayışı içerisinde olduğu sonucuna ulaş­mıştır (Archer, 1982). Diğer bulgular liseden sonra tam zamanlı bir işe giren ergenlerin, işe gitmeyip fakülteye devam eden ergenlere göre ego kimliği oluşturmaya daha yatkın olduğunu ortaya koymuştur. Fakülte yılları ego kimliği­nin oluşumunu geciktirebilmektedir.

Psikososyal gelişim aşamalarının çocukluk dönemini destekleyen çok sayı­da araştırma vardır. Son gelişim aşaması olan olgunluğa daha az dikkat çekilmiş­tir. Eleştirmenler Erikson’ın kendisinin dahi bu konu hakkında söyleyecek çok az şeyi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu eleştirilere 1986 yılında, yani 84 yaşın­dayken, yazdığı bir kitapla cevap vermiştir ki, bu kitap hayatının son yıllarında dahi teorisini geliştirme ve uygulama konusundaki canlılığını göstermektedir.

Erikson’ın çalışmaları psikanaliz, eğitim, mesleki rehberlik ve evlilik da­nışmanlığı üzerinde oldukça etkili olmuştur. Yaşam-boyu-gelişme psikolojisi­nin yükselişi, orta yaşın ve yaşlılığın gelişimsel problemlerine yönelik genel il­gi Erikson’ın düşüncelerinin doğrudan ortaya çıkan doğal sonucudur. Erik­son’ın kitabı oldukça popüler olmuş ve Erikson’ın bir resmi haftalık Newsweek ve New York Times Magazine dergilerine kapak olmuştur.

Günümüzde Psikanalitik Gelenek

Freud dönemi ve Freud’dan sonraki dönemde psikanalitik ekolün içindeki bölünme ve çeşitlilikleri inceledik. Günümüz düşüncelerinin çoğu Freud’un düşünceleri ile ancak çok az benzerlik gösterir ve belki de sadece bir ihtimalden ötürü, psikoloji içerisindeki davranışçı/deneysel kanattan ayırt etmek için hala psikanalitik olarak isimlendirilmektedirler.

Psikanaliz davranışçılıkla karşılaştırıldığında, yenilikçi gelişim aşamalar tarafından çok daha fazla parçalara ayrılmıştır. Yeni-davranışçılar ve yeni yeni-davranışçılar tarafından ortaya konulan değişikliklere rağmen, hepsi J. B. Watson’ın belirli bir kalıptaki davranışın araştırmanın odağında olması gerektiği görüşünü paylaşmaktadır. Oysa Freud’un takipçilerinin çoğunluğu, çalışmalarının odağında bilinçaltı veya biyolojik güçler olması gerektiği veya insan davranışını motive eden güçlerin cinsellik ve saldırganlık olduğu konusundafikir ayrılığı içerisindedir.

Davranışçılıkla karşılaştırıldığında günümüzde psikanalizin çok daha fazla alt ekollere bölündüğü görülür. Bu bakış açılarının çokluğu bir güç ve canlılık veya zayıflık ve başarısızlık işareti olarak ele alınabilir. Bu gelişmeleri değerlen­dirmek için henüz çok erkendir. Bu ekoller hala kendi tarihlerini oluşturmak­tadır. Bununla birlikte sayılan ve çeşitlilikleri, yüzyıl önce Sigmund Freud ta­rafından başlatılan bu hareketin günümüzdeki önemini kanıtlamaktadır.

Not: Psikanaliz başlığı altındaki yazılar aynı kaynaktan alınmıştır.

KAYNAK:

SCHULTZ, Duane P.& SCHULTZ, Sydney Ellen  (2002) A History Of Modern Psychology

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort