Wilhelm WUNDT

Wilhelm WUNDT

Wilhelm Wundt formel ve akademik bir bilim olarak psikolojinin kurucusudur. Wundt; ilk psikoloji laboratuvarını kurmuş, ilk psikoloji dergisini hazırlamış ve deneysel psikolojiyi bir bilim olarak bilim dünyasına kazandırmıştır.

Wundt’un ilgi alanları; duyum ve algı, dikkat, duygu, tepki ve çağrışım konuları olmuştur.

Wundt Almanya’nın küçük bir kasabasında doğdu ve hayatının ilk yılla­rını yoğun bir yalnızlık duygusu içerisinde yaşadı. Okulda düşük notlar aldı ve tipik bir “evin tek çocuğu” hayatını yaşadı (abisi yatılı bir okuldaydı). Yaşıtı olan tek ar­kadaşı iyi huylu fakat şöyle böyle konuşabilen zihinsel özürlü bir çocuktu.

Wundt’un babası bir papazdı. Anne baba­sı oldukça şen şakrak ve sosyal olmalarına kar­şın Wundt’un babasıyla ilgili ilk hatıraları pek hoş değildi. Wundt 8O’li yaşlarındayken çok canlı bir biçimde, babasını izlemeye çalışırken merdivenlerden nasıl düştüğünü hatırlıyordu. Ayrıca babasının onu bir gün okuldayken ziya­ret ettiği ve öğretmenine dikkatini yöneltmedi­ği için tokatladığı da hatıraları arasındaydı, ikinci sınılın başlangıcında Wundt’un eğitimini babasının asistanı olan genç bir mahalle papazı üstlendi. Wundt bu gence ebeveynine olan duygusal bağlılığından çok daha güçlü bir bağlılık hissetti. Mahalle papazı başka bir ka­sabaya gönderildiğinde Wundt alt üst oldu. Bunun üzerine bu genç mahalle papazıyla birlikte yaşamasına izin verildi. Ve 13 yaşına dek onunla kaldı.

Wundt’ un ailesinde, hakikaten her disiplinde tanınmış insanlar ve güçlü bir bilginlik geleneği vardı. Söylenen oydu ki, “hakikaten Almanya’dakı hiçbir

aile ağacında Wundt’un ailesindeki kadar zihinsel olarak aktif ve üretici birey­ler yoktur” (Bringmann, Balance, Evans, 1975, s. 288). Ne yazık ki, bu etkili aile geleneği genç Wundt tarafından sürdürülemeyeceğe benziyordu.

Wundt vaktinin çoğunu ders çalışmaktan çok hayal kurarak geçiriyordu ve Gymnasium’un ilk senesinde sınıfta kaldı. Sınıf arkadaşlarıyla iyi geçinemiyor, öğretmenlerden birisi tarafından sıklıkla tokatlanırken diğerleri tarafın­dan alaya alınıyordu. Ve bir seferinde dayanamayarak okuldan kaçtı. Bu du­rum hiç de ümit verici bir başlangıç değildi.

Wundt yavaş yavaş hayallerini kontrol altına almayı öğrendi ve hatta oldukça popüler birisi oldu. Okul hayatından hiçbir zaman hoşlanmamış olma­sına rağmen, zihinsel ilgilerini ve kabiliyetlerini geliştirdi. 19 yaşında okuldan mezun olduğunda üniversiteye hazırdı.

Wundt hayatını kazanırken aynı zamanda da bilim üzerine çalışmak amacıyla doktor olmaya karar verdi. Tedaviye yönelik çalışmaları Wundt’un bir yılını Tübingen Üniversitesi’nde geçirmesine sebep oldu. Sonraki üç buçuk yı­lını anotomi, fizyoloji, ilaç ve kimya okuduğu Heidelberg’de geçirdi ve bura­da kimya alanında ünlü olan Robert Bunsen’den çok etkilendi. Yavaş yavaş tıp eğitiminin kendisine göre olmadığını anladı ve fizyolojiye yöneldi.

Berlin’de büyük fizyolog Johannes Müller ile geçen bir sömestirlik çalışmadan sonra Wundt 1855 yılında doktorasını yapmak için Heidelberg’e dön­dü. Fizyoloji alanında Heidelberg’te 1852’den 1864′ e dek sürecek doçentlik dönemi başladı. 1858 yılında Helmholtz’un asistanı olarak atandı. Fakat yem öğrencileri laboratuvarın esaslarına alıştırma işi ona sıkıcı geldi ve bu rutinden birkaç yıl sonra vazgeçti. 1864 yılında yardımcı profesör oldu ve 1874 yılını dek Heidelberg’de kaldı.

Heidelberg’te fizyoloji araştırmaları yaptığı sırada, bağımsız ve deneysel bir bilim olarak psikoloji fikri Wundt’un zihninde canlanmaya başlamıştı. Ye­ni bir bilim olarak psikolojiyle ilgili ilk düşünceleri Duyusal Algılama Teorisine Katkıları başlıklı kitabında yer aldı. Bu kitabın çeşitli kısımları 1858 ve 1862 yılları arasında basıldı. Wundt bu kitabında evindeki donanımsız laboratuvarında yaptığı orijinal deneylerini anlatmanın yanı sıra, yeni psikolojinin metodlarına ilişkin görüşlerine de yer vermişti. Wundt ilk kez deneysel psikoloji’yi ele aldı. Fechener’in Elementler (1860) adlı kitabıyla Wundt’un bu çalışması çoğunlukla yeni bilimin literatür alanındaki doğuşu olarak düşünüldü.

Beitrage‘yi 1863 yılında ondan daha önemli başka bir kitap izledi: İnsan ve Hayvan Zihinleri Üzerine Dersler. Kitabın ilk baskısından yaklaşık 30 yıl son­ra İngilizce tercümesiyle revizyondan geçirilmesi ve Wundt’un 1920’de ölü­müne dek yeni baskılarının tekrar tekrar basılması bu kitabın öneminin bir işaretidir. Kitap birkaç yıl boyunca deneysel psikologların dikkatini çeken pek çok problemi tartışıyordu.

Wundt 1867 yılında, Heidelberg’te fizyolojik psikoloji dersi vermeye baş­ladı. Bu, Wundt’un böyle bir dersi ilk kez resmi bir şekilde sunuşuydu. Heidelberg’teki bu çalışmanın dışında sık sık psikoloji tarihinin en önemli kita­bı şeklinde anılan Fizyolojik Psikolojinin İlkeleri 1873 ve 1874 yıllarında iki bölüm halinde basıldı. Kitabın 37 yıl içerisinde, sonuncusu 1911 yılında ol­mak üzere altı baskısı yapıldı. Kuşkusuz, Wundt’un şaheseri olan bu kitap psikolojinin kendine özgü problemleri ve deneyleme metodlarıyla, bir laboratuvar bilimi olarak resmen kurulmasını sağlamıştır. Uzun yıllar Grundzüge’nin müteakip baskıları deneysel psikologlara bir bilgi deposu ve yeni psikolojinin yükselişinin bir tutanağı olarak hizmet etti. Bu hizmet Wundt’un kitabın ön­sözünde belirttiği “yeni bir bilim alanının işaret edilmesi” girişiminin amacıy­dı. Kitabın kullandığı fizyolojik psikoloji başlığı yanıltıcı olabilir. 19. yüzyılın ortalarında “fizyolojik” kelimesi Almanca’da “deneysel” kelimesinin eşanlamlısı olarak kullanılıyordu. Bu nedenle, Wundt bugün bildiğimiz fizyolojik psiko­lojiyi değil, deneysel psikolojiyi yazıp öğretiyordu (Blumenthal, 1980).

Leipzig Yılları

Wundt, 1875 yılında, 45 yıl boyunca olağanüstü bir çalışma sergileyece­ği Leipzig’de felsefe profesörü olunca, kariyerinin en uzun ve en önemli dönemi başlamış oldu. Leipzig’e gelmesinden kısa bir süre sonra kendi laboratuvarını açtı ve 1881 yılında yeni bilimin ve yeni laboratuvarın resmi bir haber organı olan Felsefe Çalışmaları dergisini çıkmaya başladı. Aslında dergiye Psikoloji Çalışmaları adını vermek niyetindeydi ancak anlaşılan bu isimde baş­ka bir derginin olması (bu dergi ruh, parapsikoloji, giz ve büyüden bahsedi­yor olmasına rağmen) Wundt’un kendi dergisinin ismini hemen değiştirmesine sebep oldu (Bringmann, Bringmam Ungerer, 1980). Bununla birlikte Wundt 1906 yılında dergisinin adını Psikoloji Çalışmaları şeklinde değiştirdi. Wundt’un el kitapları, laboratuvarı ve bilimsel dergisiyle, yeni psikoloji hale yola girmeye başlamıştı.

Wundt’un yayılan ünü ve laboratuvarı pek çok öğrenciyi onunla birlikte çalışmak üzere Leipzig’e çekiyordu. Bu öğrenciler arasında daha sonra psiko­lojiye önemli katkılarda bulunacak olan pek çok kişi vardı. Bunlar arasında yer alan birkaç Amerikalının çoğu ülkelerine döndüklerinde kendi laboratuvarlarını açtılar. Bu laboratuvar 10. yüzyılın son dönemlerinde geliştirilen pek çok laboratuvara model teşkil etti. Leipzig’de toplanan bu öğrenciler, en azından başlangıçta, belli bir görüş açısı ve amaç etrafından birleşerek psiko­lojideki düşünce ekollerinin oluşumuna katkıda bulundular.

Wundt’un Leipzigdeki dersleri çok popülerdi ve geniş bir katılıma sahip­ti. Bir keresinde, bir sınıfta 600 den fazla öğrenci vardı. Wundt’un sınıf yöne­timi Titchener tarafından şu şekilde anlatılmıştır;

Wundt tam saatinde sınıf kapısında belirir, dakiklik esastır. Tamamen siyahlar giyinmiştir ve küçük bir deste ders notu taşımaktadır. Kürsünün yan tarafında­ki ara yolu acemi ayak sürtmeleriyle takırdatır ve sanki tabanları tahtadanmış gi­bi bir ses çıkarır. Kürsünün üzerinde uzun bir sıra vardır. Bu sıranın üzerinde gösteriler (demo) yapılır. Birkaç mimiği vardır-işaret parmağını alnından geçirir, tebeşirini yeniden düzeltir-sonra dinleyicilerine yüzünü döner ve dirseklerini ki­tap destesinin üzerine yerleştirir. Sesi önceleri zayıftır, sonra güç ve vurgu kaza­nır. Ellerini ve kollarını gizemli bir şekilde anlattıklarını tasvir edercesine yuka­rı ve aşağı doğru hareket ettirerek, işaret ederek ve sallayarak konuşur. Başı ve vücudu dimdiktir, sadece elleri ileriye ve geriye doğru hareket eder. Nadiren, ya­zılmış notlarına başvurur. Saat dersin bitimini vurduğunda anlatımını durdurur, bir an başını eğer ve aynı takırtılar içerisinde, geldiği gibi gider (Miller Buckhout. 1973, s 29).

Wundt her bir yeni yüksek lisans öğrenci grubunun ilk konferansına bir araş­tırma listesiyle gelirdi. Öğrencileri ödevlerini alış usullerini şöyle hatırlamaktalar:

Wundt’un elinde araştırma konularını içeren bir liste bulunurdu ve bizi ayakta duruş sıramıza göre alır; oturmamız konusunda hiçbir şey söylemez, konu baş­lıklarını ve saatleri ayarlardı. Üniversite tarafından verilecek bilimsel dereceye aday olanların mümkün olan en fazlasına araştırmanın 23 konusunu ödev olarak hazırlamalarını isterdi (Baldwin, 1980, ss 283, 306).

Wundt araştırmaya çok dikkatlice nezaret eder ve tezin tamamlanmasıyla ilgili mutlak red veya kabul gücünü elinde tutardı. Alman bilimsel dogmatizm ruhu Leipzig laboratuvarında güç kazanmıştır.

Wundt özel yaşantısında sessiz ve alçakgönüllüydü, günleri dikkatlice düzenlemiş bir sırayı izliyordu. Sabahları bir kitap veya makale üzerinde çalışır, öğrenci tezlerini okur ve dergisini yayıma hazırlardı. Öğlenden sonraları laboratuvarı ziyaret eder veya sınavlarda hazır bulunurdu. Carttell, Wundt’un laboratuvar ziyaretlerinin 5 ile 10 dk. arası sürdüğüne dikkat çekmiştir. Görü­nen o ki, Wundt laboratuvar araştırmalarına olan büyük güvenine rağmen, “kendisi bir laboratuvar çalışanı değildi” (1928, s. 545). Wundt, daha sonra yürüyüş yaparken daima öğleden sonra 14’de başlayan dersi hakkında düşü­nürdü. Oldukça disiplinli bilim yaşantısı göz önüne alındığında belki de onun pek çok akşamını müziğe, politik faaliyetlere, en azından gençlik yıllarında öğ­renci sorunlarına ve işçi haklarına ayırdığını öğrenmek şaşırtıcı olabilir. Wundt’un ailesi yüksek gelirden hoşlanan, hizmetçiler tutan ve sık sık eğlen­celer düzenleyen insanlardı.

Kültürel Psikoloji

Bir laboratuvar ve derginin kurulmasıyla sayısız araştırma bir düzen altına alınmış oldu ve 1890-1891 yıllarında Wundt o büyük enerjisini felsefeye yöneltti. Etik, mantık ve sistematik felsefe üzerine yazılar yazdı. Fizyolojik Psikolojinin İlkeleri kitabının ikinci baskısını 1880’de, üçüncü baskını 1887’de yaptı.

Wundt’un hatırı sayılır yeteneğini odaklaştırdığı başka bir alanın- kültü­rel psikolojinin- ana hatları Beitrage’de 1862 yılında yazıldı. 19. yüzyılın sonlarına doğru Wundt tekrar bu projeye döndü ve 1900-1920 yılları arasında basılan on ciltlik Halk Psikolojisi ile son şeklini verdi. Halk psikolojisi veya kültürel psikoloji dilde, sanatta, efsanelerde, gelenek ve göreneklerde, kanunlarda ve ahlâkta kendisini gösteren zihinsel gelişimin çeşitli aşamalarının araş­tırılmasını kendisine konu edinir. Bu çalışmanın psikoloji açısından önemi daha çok içeriğiyle ilgilidir. Çalışma yeni bir bilim olan psikolojinin ikiye bölünmesine yardım etmiştir: deneysel ve sosyal psikoloji. Wundt’a göre duyu ve algı gibi daha basit zihinsel işlevler laboratuvar çalışmalarıyla incelenebilir ve incelenmelidir. Oysa daha yüksek yapılı zihinsel süreçlerin deneyler yoluyla araştırılması mümkün değildir. Çünkü bu zihinsel süreçler dil alışkanlıkları ve kültürel eğitimin diğer yönleri tarafından belirlenmiştir. Bu nedenle Wundt’a göre yüksek düzeyli düşünme süreçleri ancak sosyoloji, antropoloji ve sosyal psikolojinin deneysel olmayan yaklaşımlarıyla etkili bir şekilde ince­lenebilir. Sosyal güçlerin karmaşık yüksek düzeyli zihinsel süreçlerin gelişi­minde büyük rol oynadıkları iddiası hem doğru hem de çok önemlidir. Fakat Wundt’un ulaştığı yüksek düzeyli zihinsel süreçlerin deneysel olarak incelen­mesinin imkansız olduğu sonucu çok geçmeden çürütülmüştür.

Wundt’un kültürel psikolojinin önemini kabul edip, 10 yılını bu alanın gelişimine adamasına ve psikolojinin temel birimlerinden birisi olarak düşünmesine rağmen, kültürel psikolojinin Amerikan psikolojisi üzerindeki etkisi çok az olmuştur. Amerikan Psikoloji Dergisinde 90 yıl boyunca basılan maka­lelerin taraması, Wundt’un yayınlarından sadece % 3,3 gibi küçük bir miktarının Völkerpsychologie’ye: ait olduğunu göstermiştir. Oysa Wundt’un Fizyolojik Psikolojinin İlkeleri kitabının % 61’inden fazlası çalışmalara referans oluştu­rmuştur (Brozek, 1960).

Peki böyle bir alan Almanya’da neden geniş bir kabulle karşılandığı halde ABD de önemsenmedi? Bir olasılık Wundtçu psikolojinin kendisine ait versiyonunu Amerika’ya taşıyan Titchener’in Wundt’un çalışmalarının bu bölümlerini, kendi yapısalcı psikolojisiyle uyumlu olmadığı gerekçesiyle atlamasıdır. Wundt’un üretkenliği 1920 yılında ölümüne dek kesintisiz sürdü. Düzenli yaşam tarzına uygun bir şekilde, psikoloji hatıralarını bitirmesinden kısa bir süre sonra öldü. Boring (1950) Wundt’un 1853’den 1920ye dek 53.735 say­fa yazdığına (bir günde ortalama 2,2 sayfa) dikkat çekmiştir. Böylece Wundt’un çocukluk hayali olan ünlü bir yazar olma gerçekleşmiş oldu.

Wundt’un Psikoloji Sistemi

Wundt psikolojisi eski doğa bilimlerinin deneysel metodları, özellikle fizyologların kullandığı metodları kullanmayı hedeflemiştir. Bu bilimsel araştırma metodlarını yeni psikolojiye uygulamış ve kendi ana temasını araştır­maya, fizik bilimlerin kendi temalarını araştırırken izledikleri yolu izleyerek başlamıştır.

Muhtemelen Wundtçu psikolojinin ana konusunun ne olduğunu tahmin etmişsinizdir: tek kelimeyle özetlemek gerekirse bilinç (consciousness). Bir anlamda 19. yüzyıl İngiliz empiristlerinin ve çağrışımcılarının etkisi, en azından kısmen, Wundt sistemine yansımıştır. Wundt’a göre: “Bu yüzden bir ger­çeğin araştırılmasındaki ilk adım bu gerçeği oluşturan unsurların tek tek ta­nımlanması olmak zorundadır” (Diamond, 1980, s.85).

İşte bu noktada Wundt’un yaklaşımıyla empiristlerin ve çağrışımcıların arasındaki benzerlik sona erer. Wundt İngiliz empiristlerin bilinç elemanlarının statik varlıklar olduğu, zihin atomlarının edilgen bir şekilde mekanik çağ­rışım süreciyle bağlandığı tezini kabul etmemiştir. Wundt, kendi içeriğinin düzenlenmesinde bilincin çok daha aktif olduğunu düşünmüştür. Bu yüzden bilinç elemanlarının içeriğinin veya yapısının tek başına araştırılması, psikolo­jik sürecin anlaşılması bakımından ancak bir başlangıç noktasını oluşturur.

Wundt’un sistemi, Wundt’un zihnin (veya bilincin) kendi kendisini düzenleyebilme yeteneği üzerinde yoğunlaşmasından ötürü iradecilik (voluntarism) olarak anıldı. Voluntarizm kavramı, iradenin zihnin içeriğini yüksek düzeyli düşünce süreçlerine doğru düzenleyebilme gücünü gösterir. Wundt, İngiliz empiristlerin ve çağrışımcıların ve daha sonra Titchener’in yaptığı gibi zihinsel elemanların bizzat kendileri üzerinde durmamış, daha çok bu elemanların aktif olarak organize olma ve sentezlenme süreçleriyle ilgilenmiştir.

Şunu tekrarlamak gerekir ki, Wundt zihinsel elemanların yüksek düzeyli bilişsel süreçlere sentezlenmesinde zihnin gücünü vurgulamış olmasına rağ­men bilinç elemanlarını esas olarak kabul etmiş, ve onlar olmadan zihnin or­ganize edeceği hiç bir şeyin olmayacağını ifade etmiştir.

Şimdi Wundt’un sistemini daha detaylı olarak inceleyelim.

Bilinç Yaşantılarının Doğası

Wundt’a göre psikologların üzerinde çalışmaları gereken konuları dolay­lı yaşantılar (mediate experience) değil, dolaysız yaşantılar (immediate experience) olmalıdır. Dolaylı yaşantılar bize deneyimin kendisi hakkında bilgi vermekten ziyade bir şey hakkında bilgi veya malumat sağlar. Bu, bizim dün­ya hakkında bilgi edinirken deneyimleri kullandığımız alışılagelmiş bir şekil­dir. Örneğin bir çiçeğe bakar ve “çiçek kırmızıdır” deriz. Bu ifade bizim birin­cil ilgimizin çiçekte olduğunu, o anda “kırmızı olma deneyimini yaşadığımız” gerçeğinde olmadığını işaret eder.

Oysa, “çiçeğe bakma dolaysız yaşantısı” nesnenin kendi içerisinde değil, daha çok kırmızı olan bir şeyin tecrübe edilmesindedir. Bu yüzden, Wundt’a göre dolaysız yaşantılar yüksek düzeyli yorumlardan (örneğin kırmızı deneyimini nesne-çiçek açısından betimlemek gibi) bağımsız ve tarafsızdır.

Başka bir örnek verecek olursak, hissettiğimiz deneyimleri dile getirdiğimizde, örneğin diş ağrısı çektiğimizde, bizler dolaysız yaşantımızı bildiriyor oluruz. Eğer “dişim ağrıyor.” demek durumundaysak, bu sefer dolaylı yaşantımızla meşgul oluyoruz demektir.

Wundt’a göre kırmızı deneyimi gibi temel deneyimler, zihnin daha sonra organize veya sentez edeceği zihinsel unsurları veya bilinç durumlarını oluştururlar. Wundt tıpla doğa bilimlerinin kendi ana konularını, maddesel evreni parçalamaları gibi zihni veya bilinci en küçük parçalarına analiz etmek istemiştir. Kimyasal elementlerin periyodik tablosunu geliştiren kimyacı Mendelev’in çalışmaları Wundt’un bu amacını desteklemiştir. Gerçekte Wundt da “zihin periyodik tablosunu” geliştirmeye çalışmaktaydı (Marx Hillix, 1979, s.67).

İçgözlem (İçebakış) Metodu

Psikoloji bilinç deneyimlerinin (bilinçli yaşantılarının) bilimi olduğuna göre psikolojinin metodu bu deneyimlerin gözlenmesini içermek zorundadır. Bir deneyimi onu yaşayan kişiden başkasının gözlemesi mümkün değildir. Bu yüzden psikolojinin kullanacağı metod içebakış (introspection), Wundt’un deyimiyle içsel algı (internal perception) olmak zorundadır. İçe bakışın kullanımı Wundt’la birlikte ortaya çıkan yeni bir metod değildir; üstünkörü bir inceleme yapılsa bu metodun kullanımının Sokrates’e dek uzandığı görülebilirdi. Asıl yenilik Wundt’un içebakış koşulları üzerinde deneysel kontrolü tam olarak sağlama uygulamalarıdır. Bazı eleştirmenler kendi kendini gözlemlemeye uzun süre maruz kalmanın öğrencilerde çıldırma dürtüsü oluşturmasından endişelenmiştir (Titchener, 1921).

İçebakışın psikolojide kullanılması fizik ve fizyolojiden kaynaklanmıştır. İçebakış fizikte ışık ve sesin araştırılmasında, fizyolojide ise duyu organlarının incelenmesinde kullanılmıştır. Örneğin, duyu organlarının çalışma şekli hakkında bilgi edinmek isteyen bir araştırmacı bir uyarıcıyı duyu organlarından birisine uygular ve deneklerden kendilerinde oluşan duyumu bildirmelerini ister.

Bu Fechner’in psikofizyolojik metoduna benzemektedir. Denekler iki ağırlığı karşılaştırıp bunlardan hangisinin daha ağır veya daha hafif veya ikisinin eşit ağırlıkta olduğunu bildiklerinde, aslında kendi bilinç yaşantılarını bildirmekte, yani bir içgözlem yapmaktadırlar. “Acıktım” dediğinizde kendi içsel dünyanız­da hissettiğiniz bir durum bildiriyor, yani gene içgözlem yapıyor olursunuz.

Wundt içebakış metodunun laboratuvarda uygun şekilde kullanımı için kesin kurallar bildirmiştir: (1) Gözlemciler sürecin ne zaman başlayacağını belirleyebilmek zorundadır; (2) Gözlemciler hazır olma veya “dikkat kesilme” durumunda olmak zorundadır; (3) Gözlemi birkaç defa tekrar etmek müm­kün olmalıdır; (4) Deneysel koşullar uyarıcının kontrollü manipulasyonu açı­sından değişikliklere elverişli olmak zorundadır. Son koşul deneysel metodun esasını yerine getirir: uyarıcı durumunun koşullarını değiştirmek ve denekle­rin yaşantılarında oluşan nihai değişiklikleri gözlemek.

Wundt deneklerin kendi içsel yaşantılarını detaylarıyla tasvir ettikleri bir tür niteliksel içgözlemi çok sık kullanmamıştır. Bu yaklaşımı Wundt’un daha sonra kendi psikoloji anlayışlarını geliştiren öğrencileri Titchener ve Oswald Külp uyarlamıştır. Wundt’un kendi laboratuvarında araştırmak istediği içe-gözlemsel rapor türü öncelikle (psikofizyoloji araştırmalarında varılan kararlar türünde) çeşitli fiziksel uyarıcıların büyüklükleri, yoğunlukları ve süreklilikleri hakkındaki bilinçli kararlarla ilgili idi. Sadece çok az sayıdaki çalışma farklı uyarıcıların hoşluğu, hayallerin yoğunluğu veya belirli duyumların niteliği gibi denek raporlarının öznel veya niteliksel doğasını kapsamıştır. Wundt’un çalışmalarının büyük bölümünde çeşitli karmaşık laboratuvar ekipmanlarının kullanıldığı nesnel ölçümler yer alıyordu. Bu ölçümlerin çoğu sayısal olarak kaydedilebilecek tepki zamanlarını içerirdi. Wundt daha sonra bu nesnel ölçümlerden bilinç süreçleri ve bilinç elemanları hakkında çeşitli bilgilere ulaşmıştır (Blumenthal, 1977; Dangizer, 1980b).

Bilinç Yaşantılarının Elemanları

Wundt psikolojinin ana temasını ve metodunu açıklarken, amacını da göz önüne aldı ve psikolojinin problemlerini üç bölümde inceledi:

(1) Bilinç süreçlerini en temel, basit elemanlarına analiz etmek; (2) bu elemanların nasıl organize olduklarını ve sentezlendiklerini keşfetmek; (3) bu elemanların organizasyonlarını yöneten birleşme yasalarını saptamak.

Wundt duyumları (sensatlons) deneyimlerin başlangıç seklilerinden birisi olarak düşündü. Duyumlar herhangi bir duyu organının uyarılması sonucu oluşun sinirsel akımın beyne ulaşmasıyla oluşur. Wundt duyumları yoğunluklarına, sürekliliklerine ve duyum boyutuna (görme, duyma gibi) göre sınıflandırdı. Duyumlar ve hayaller arasında önemli bir fark olmadığını, çünkü hayallerin de beyin kabuğunun uyarılmasıyla oluştuğunu kabul etmişti. Wundt fizyolojik yönelimini korurken, beyin kabuğu uyarılmasıyla duyusal deneyim arasında doğrudan bir uygunluğun var olduğunu farz etmiştir. Ruh ve bedeni, birbirine pa­ralel fakat birbirini etkilemeyen sis­temler olarak ele almıştır. Ruh bede­ne bağımlı değildir, dolayısıyla kendi başına etkili bir şekilde araştırılabilir. Duygular (feelings) deneyimlerin bir başka başlangıç şeklidir. Wundt duyum ve duyguların, dolaysız yaşanlıların eş zamanlı olarak ortaya çıkan yönleri olduğunu düşünmüştür. Duygular duyumların öznel tamamlayıcılarıdır ancak doğrudan doğruya bir duyu organından doğmazlar. Duyumlara belirli duygu özellikleri eşlik eder ve duyumlar ne zaman daha karmaşık bir durum oluşturmak üzere bir araya gel­seler, duyumların bu kombinasyonu bir duygu özelliğini doğurur. Wundt kendi içebakışsal gözlemlerinden yola çıkarak oldukça tartışmalı üç boyutlu duygu teorisini (tridimensional theory of feeling) geliştirdi. Dü­zenli aralıklarla, duyulabilir düzeyde şıkırtı sesi çıkaran bir metronom ile ça­lıştı. Bir dizi şıkırtı sesi dinledikten sonra, kimi ritmik ses örneklerini, diğerlerinden daha hoş ve güzel bulduğunu bildirdi. Buradan yola çıkarak herhan­gi bir ses örneğinin öznel memnuniyet ve hoşnutsuzluk duyguları uyandırdı­ğı sonucuna vardı. (Bu öznel duygunun, klik sesiyle birleşen fiziksel duyum ile aynı anda ortaya çıktığına dikkat ediniz). Daha sonra bu duygu durumu­nun hoş olan- hoş olmayan boyutları arasında bir noktaya yerleştirilebileceği­ni söyledi.

İkinci tür duygu şıkırtı sesleri dinlenirken keşfedildi. Wundt birbirini izleyen her şıkırtı sesini beklerken hafif bir gerilim duygusunun oluştuğunu, bu gerilimi beklenen sesin duyulmasından sonra bir rahatlama duygusunun izlediğini belirtmiştir. Bu noktadan ulaştığı sonuç duygularının hoş olan- hoş olmayan duygu boyutlarına ek olarak, ayrıca gerilim- rahatlama boyutlarına da sahip olduğudur. Dahası Wundt şıkırtı sesinin oranı arttırıldığında hafif bir heyecan duygusunun, azaltıldığında ise sakin bir duygunun oluştuğunu bildirmiştir.

Metronomun sesini durmadan sabırla değiştirmesi ve bu esnada kendi yaşantılarını (duyumlarını ve duygularını) titiz bir şekilde gözlemlemesi şeklinde­ki zahmetli işlemler aracılığıyla Wundt üç bağımsız duygu boyutuna ulaşmış­tır: hoş olan- hoş olmayan (pleasure- displeasure), gerilim-rahatlama (lension- felaxation), heyecan-çöküntü (excitement-depression). Wundt her duygunun bu üç boyutlu aralığın içinde bir yere yerleştirilebileceğini ifade etmiştir.

Wundt coşkuların (emotions), bu temel duyguların karmaşık bir bileşke­si olduğuna ve bu temel duyguların üç boyutlu aralık içerisindeki yerlerinin etkin bir şekilde tanımlanabileceğine inanmıştı. Bu nedenle, coşkuları zihnin farkında olunan (bilinçli) içeriğine indirgemişti. Wundt’un duygular teorisi Leipzig’de ve diğer laboratuvarlarda geniş çaplı araştırmaların yapılmasını teşv­ik etmiştir.

Bilinç Yaşantılarının Düzenlenmesi: Tamalgı

Wundt’un bilinç yaşantılarının elemanlarına olan özel ilgisine rağmen, gerçek dünyaya baktığımızda algıların bir bütünlüğünü veya bileşimini gördüğümüzü kabul etmişti. Örneğin, biz bir ağacı bütün şeklinde görürüz; yoksa onun gözlemcilerinin laboratuvarda bildirdikleri çok ve çeşitli parlaklık, şekil ve renk duyumlarını değil. Görsel yaşantınız ağacı bir bütün olarak kavrar, ağacı oluşturan sayısız temel duyum ve duyguların tek tek her birini değil.

Peki temel tamamlayıcı parçalar bu bilinç deneyimlerinin bütünlüğünü nasıl oluşturuyor? Wundt tamalgı öğretisinin (apperception) bizim birleşti­rilmiş bilinçli deneyimlerimizi açıklayabileceğini kabul etmişti. Çeşitli ele­manların o anda bir bütün oluşturacak şekilde organize olmaları sürecini ya­ratıcı sentez (creative synthesis) ve psişik sonuçlar yasası (law of psychic resultants) ile belirtmiştir. Pek çok basit deneyim yaratıcı sentez yoluyla bir bütün oluştu­racak şekilde organize olurlar. Yaratıcı sentez temelde çeşitli elemanların kom­binasyonunun yeni özellikler vücuda getirdiğini ileri sürer. Wundt yaratıcı sentez hakkında şunu ifade etmiştir: “Her psişik bileşim hiç bir şekilde kendi­ni oluşturan elemanların katıksız özelliklerinin toplamlarının sahip olduğu özelliklere sahip değildir (1896, s. 375). Deneyimin temel, basit parçalarının sentezi yepyeni bir şeyler yaratır. O halde bizler de Gestalt psikologlarının 1912’den beri söylediği şeyi söyleyebiliriz: bir bütün kendini oluşturan parça­ların toplamından farklıdır.

Yaratıcı sentez fikrinin kimyada tam bir karşılığı vardır. Kimyasal elementlerin kombinasyonu öyle bir ürün ortaya koyar ki bu yeni ürün orijinal elementlerin özelliklerinde olmayan, bambaşka özellikler içerir. Bu nedenle tamalgı gerçek bir süreçtir. Zihin sadece denenmiş (tecrübe edilip yaşanmış) elemanlara göre hareket etmekten ziyade, yaratıcı sentez yoluyla onlardan bir bütün oluşturmak üzere hareket eder. Bundan ötürü Wundt çağrışım süreci­ni James Mill ve diğer empiristler ve çağrışımcılar gibi mekanik ve edilgen te­rimlerle ele almaz.

Leipzig’deki Araştırma Başlıkları

Wundt Leipzig laboratuvarının ilk yıllarında deneysel psikolojinin problemlerini kendisi belirlemişti. Bu büyük adam kendi hedefleriyle uyumlu araş­tırma konularıyla ilgili öğrencilerine görevler vermişti. Birkaç yıl boyunca ye­ni psikolojinin problemleri Leipzig laboratuvarında yapılan çalışmalarla belir­lendi. Daha önemlisi, bu laboratuvarda yapılan yaygın araştırmalar daha önce J. S. Mill’in de iddia ettiği gibi deneysel kökenli bir psikoloji biliminin müm­kün olduğunu gösterdi.

Leipzig laboratuvarının metodları ve ana teması yeni bir bilim kuruluşu­nu şekillendirdiğinden, burada ilk yıllarda yapılan çalışmaların niteliğinin iyi anlaşılması gerekir. Wundt bu yeni bilimin öncelikle şimdiye dek incelenen ve bir tür ampirik ve niceliksel şekle indirgenen araştırma problemleriyle ilgilenmesi gerektiğine inanıyordu. Bu nedenle yeni araştırma alanlarıyla meşgul olmak yerine mevcut araştırma problemlerinin yayılması ve daha usule uygun hale getirilmesi ile meşgul oldu.

Laboratuvarda ortaya çıkan çalışmaların hemen hemen tamamı Studien de yayınlandı. Bu dergi Leipzig’de yapılmayan araştırmaların çok azını yayınlamıştır. Leipzig laboratuvarının ilk 20 yılında 100’den fazla araştırma yapıldı.

Çalışmaların ilk serisi, görme, duyma ve kısmen minör duyumların psiko­lojik ve fizyolojik yönlerini kapsıyordu. Görme duyumu ve algısı alanında araştırılan tipik problemler renk, renk zıtlığı, çevresel görme gücü, olumsuz sonraki görünüm, görsel zıtlık, renk körlüğü, görsel büyüklük ve optik illüzyonları kapsıyordu. İşitsel duyumların araştırılmasında psikofizyolojik metodlar kullanıldı. Dokunma ve zaman duyumları (çeşitli zaman uzunluklarının değerlendirilmesi ve algılanması) araştırıldı.

Tepki zamanı laboratuvarda büyük ölçüde dikkatleri üzerine toplayan bir başka araştırma başlığıydı. Bu konu astronomların tepki hızı üzerine çalışma­lar yapan Bessel’in araştırmalarından kaynaklanmıştı. Tepki hızı 18. yüzyılın sonlarından beri üzerinde çalışmalar yapılan bir konuydu ve Helmholtz ve Hollandalı bir fizyolog olan F. C. Donders tarafından araştırılmıştı. Wundt ki­şinin bir uyarıcıya karşılık verişinde üç aşamanın var olduğunu deneysel ola­rak gösterebileceğine inanıyordu. Bu aşamalar: farkına varma (perception), ta­malgı (apperception) ve istek-niyet (will).

Bir uyarıcı hazır olduğunda denekler ilk olarak onu algılar, daha sonra geçmiş yaşantıları içersinde anlamlı bir yere oturtur ve son olarak tepkide bulunmaya niyetlenir, ki buradan kas hareketleri oluşur. Wundt bilişim, ayrım ve istek gibi çeşitli zihinsel süreçleri ölçmeyi başararak bir zihin kronometre­si geliştirmeyi umdu. Metoddan beklenen başarı gerçekleşemedi. Çünkü üze­rinde deneme yapılan deneklerde bahsedilen üç aşama açıkça anlaşılır şekilde değildi ve farklı süreçlerin aldığı zaman insandan insana veya araştırmadan araştırmaya değişiyordu, sabit değildi.

Tepki zamanı çalışmaları dikkat ve duygular üzerine yapılan araştırmala­rla takviye edildi. Wundt “dikkati” herhangi bir zamanda, tüm bilinç içeriği­nin sadece küçük bir bölümünün en parlak algısı olarak ele aldı. Wundt bu­rada dikkat merkezine (odağına) referansta bulunmaktaydı. Merkezdeki uya­rıcı görsel alanın arta kalan bölümlerindeki uyarıcılardan daha açık bir şekil­de algılanır. Basit bir örnek verecek olursak, şu an kitapta sayfanın geri kalanıyla ilgili kelimeler okuyorsunuz ve çevrenizdeki diğer nesneleri çok daha bulanık bir şekilde algılıyorsunuz. Leipzig laboratuvarında dikkat alanı ve dalgalanmalarıyla ilgili olarak yapılan çalışmalara ek olarak, Wundt’un öğrenci­lerinden birisi olan James MKeen Cattell dikkat aralığını araştırmış ve kısa bir aralıkta dört, beş veya altı birimin algılanabileceğini bulmuştur.

1890’lı yıllarda üç boyutlu teoriyi desteklemek amacıyla duygu araştırmalarına girişilmiştir. Wundt, deneklerin uyarıcıyı öznel duyguları açısından kı­yaslamalarını gerektiren çiftli karşılaştırmalar metodunu kullandı. Diğer araş­tırmalar kalp atışı ve solunum oranı gibi duygu durumlarını bedensel değişik­liklerle ilişkilendirmeye çalıştı.

Bir başka araştırma alanı olan sözlü çağrışımlar Sir Francis Galton tarafından başlatılmıştı. Deneklerden kendilerine sunulan uyarıcı kelimeye karşılık tek bir kelime söylemesi isteniyordu. Wundt tüm sözlü çağrışımların niteliğini saptamak amacıyla, uyarıcı olan tek bir kelime sunulduğunda keşfe­dilen kelime çağrışımları türlerini sınıflandırmaya başladı.

Duyumlar, tepki zamanı, psikofizik ve çağrışım gibi psikofizyolojinin deneysel alanları, Studien’in ilk birkaç yılında basılan çalışmaların yarısından faz­lasını oluşturuyordu. Wundt çocuk psikolojisi ve hayvan psikolojisine zayıf da olsa bir ilgi gösterdi fakat bu alanlarda deneysel araştırmalar yapmaya gi­rişmedi. Çünkü çalışma koşullarının yeterli düzeyde kontrol edilemeyeceğine inanıyordu.

Yorum

Leipzig’de ilk psikoloji laboratuvarını açmak oldukça cesaret isteyen bir işti. Şartlar, kişinin çağdaş fizyolojide ve felsefede usta olmasını ve bu iki disiplini en etkin şekilde birleştirebilme yeteneğine sahip olmasını gerektiriyor­du. Wundt, amacı olan yeni bir bilimi kurmayı başarmak için bilimsel olma­yan geçmişi reddetmek ve yeni bilimsel psikolojiyle eski zihinsel felsefe arasındaki bağları koparmak zorundaydı.

Wundt psikolojinin ana temasının bilinç deneyimleri olduğunu ve psiko­lojinin deneye dayanan bir bilim olduğunu varsayarak, ölümsüz ruhun doğa­sı ve onun ölümlü bedenle ilişkileri hakkındaki her türlü tartışmadan kaçınabilmişti. Açıkça ve vurgulu bir şekilde psikolojinin bu konularla ilgilenmedi­ğini belirtmişti. Bu iddia ileriye yönelik büyük bir adımdı.

Wundt’un 60 yılı aşkın bir süre gösterdiği olağanüstü enerji ve sabır gerçekten şaşılacak düzeydeydi. Bilimsel ve deneysel psikolojiyi ortaya koyması ona büyük saygı kazandırdı ve geniş nüfuzunun kaynağı oldu. Wundt yeni bir bilim alanına girişti (bunu yapma niyetini ortaya koyduğu gibi) ve laboratuvarında özel olarak bu amaç için tasarladığı araştırmalarına başladı. Elde ettiği sonuçlar dergisinde yayınladı ve insan zihnine ilişkin sistematik bir teori oluşturmayı denedi. Wundt’tan mükemmel bir eğitim almış öğrencileri ek laboratuvarlar kurdular ve Wundt’un tarafından gösterilen tekniklerle prob­lemler hakkında deneyler yapmaya devam ettiler. Bu nedenle Wundt psikolojiye, modern bilimin tüm teçhizatlarını sağlamış olduğu söylenebilir.

Elbetteki yaşanılan dönem Wundtçu hareke oldukça hazır bir dönemdi. Bu hareket fizyoloji bilimlerinin özellikle Alman üniversitelerinde gelişmesi­nin doğal bir sonucuydu. Ancak Wundt’un bu hareketi ilk başlatan kişi olma­yıp, zirveye taşıyan kişi olması onun bilim adamı kişiliğinden bir şey azaltılmaz. Bu hareket her şeyden önce bir tür üstün kabiliyet, kararlı bir adayış, cesaret ve güç istiyordu. Wundt’un çabalarının neticesi böylesine önemli bir başarıyı elde etmek oldu.

Şuna da dikkat etmek gerekir ki, Wundtçu psikoloji çok hızlı yayılmış olmasına rağmen, Almanya’daki akademik psikolojinin yapısının çok hızlı veya tümden değiştirmemiştir. Wundt’un yaşadığı dönemde ve hatta 1941’e dek. Alman üniversitelerindeki psikoloji felsefenin bir alt dalı olarak kalmaya devam etti. Bunun asıl sebebi bazı filozof ve psikologların, psikoloji ve felsefenin ayrı­lamayacağı yönündeki görüşleriydi. Fakat çok daha etkin bir başka faktör da­ha vardı: Alman üniversitelerine mali destek vererek onları finanse etmekten sorumlu devlet görevlileri, psikolojinin uygulamaya yönelik değerini yeterli görmüyorlar ve bu yüzden psikolojinin bağımsız bir akademik departman laboratuvarlar açmasını sağlayacak parayı vermek istemiyorlardı (Ash, 1987). Şu da var ki bilincin elemanları ve sentezi üzerinde yoğunlaşan yeni psi­koloji gerçek dünyanın problemlerini çözmeye uygun değildi. Belki de ABD’nin pragmatik ikliminde Wundt psikolojisinin rağbet görmesinin bir se­bebi de budur. Wundt’un psikolojisi saf bir akademik bilimdi ve zaten sade­ce böyle olmak niyetindeydi. Wundt oluşturduğu psikolojiyi hiçbir zaman pratik sorunlara uygulamakla ilgilenmemişti.

Wundt psikolojisinin tüm dünya üniversitelerinde kabulüne rağmen, kendi evinde, Almanya’da, ayrı bir bilim olarak gelişme yavaş yavaş gerçekleş­ti. 1910 yılına kadar, yani Wundt’un ölümünden 10 yıl önce, Alman psikolojisinin üç dergisi, birkaç ders kitabı ve araştırma laboratuvarları vardı, fakat o dönemde sadece dört psikolog resmi kayıtlara kendilerini filozof yerine psikolog olarak bildirmişti. 1925 yılından itibaren sadece 25 kişi kendilerini psikolog olarak adlandırdılar ve 23 üniversiteden sadece 14’ü psikoloji de­partmanlarını devam ettirdiler (Turner, 1982). Aynı dönemde ABD’de çok sa­yıda psikolog ve psikoloji departmanı olduğu gibi, psikoloji bilgi ve tekniklerinin pratik problemlere yönelik uygulamaları söz konusuydu. Ancak daha sonrada göreceğimiz gibi, tüm bu gelişmeler başlangıçlarını Wundt psikoloji­sine borçludur.

Her büyük insan gibi, Wundt da deneysel içgözlem tekniği ve sistema­tik teorisindeki pek çok nokta göz önüne alınarak eleştirilere maruz kaldı. İçgözlem tekniğiyle elde edilen araştırma bulgularının doğrulanması zordu. İçgözlem farklı kişilerde farklı sonuçlar verdiği zaman, hangi sonucun doğ­ru olduğuna nasıl karar verilecekti? İçgözlem kullanılan deneyler, deneyleri yapanlar arasında bir anlaşmanın sağlanmasını da garanti etmiyordu çünkü içgözlemsel inceleme öznel bir işti. Ayrıca, anlaşmazlıkların tekrarlanan göz­lemlerle çözüme kavuşturulması da mümkün değildi. Buna rağmen daha eğitimli ve tecrübeli gözlemcilerle, içgözlem metodunun geliştirilebileceği düşünülmüştü.

Wundt’un sisteminin tamamını o hayattayken eleştirmek çok zordu çün­kü her şeyden önce çok hızlı ve çok fazla şey yazıyordu. Herhangi bir zaman­da Wundt’un düşüncelerinin bir bölümüne ilişkin bir eleştiri hazırlandığında, Wundt’un bu düşüncesinin yeni baskı kitaplarında değiştirmiş olduğu veya farklı bir konu hakkında yazdığı görülüyordu. Wundt’un düşüncelerine karşı çıkmak isteyen bir kişi ciltler dolusu ve hayli detaylı, karmaşık yazılar arasın­da kayboluyordu. Wundt’un programında hayati bir merkez, bir eleştirinin et­kisiyle ona zarar verecek bir nokta yoktu.

Wundtçu düşünce bugünün çağdaş psikolojisinde aktif bir konu duru­munda değildir ve uzun yılları olmamıştır. Bir tarihçinin dikkatleri çektiği gi­bi “I. ve II. Dünya Savaşları arasında Wundt psikolojisinin ani düşüşü soluk kesicidir. Wundtçu araştırma ve yazıların tamamı İngilizce konuşulan bir dünyada gözden kaybolup gitmiştir” (Blumenthal, 1985, s.44). Bu düşüşün ilk açıklaması Wundt’un 1. Dünya Savaşı hakkında yaptığı dobra konuşmalar olabilir. Wundt savaşın başlamasından İngiltere’yi sorumlu tutmuş ve Alman­ya’nın Belçika’yı işgalini kendini savunma şeklinde yorumlayarak desteklemiş­tir. Fakat bu ifadeler kendini haklı çıkartmaya yönelikti ve doğru değildi. Ay­rıca bu konuşmalardan sonra pek çok Amerikalı psikolog Wundt’a ve Wundt psikolojisine karşı cephe almıştır (Benjamin, Durkin, Link, Vestal, &Acord, 1992; Sanua, 1993).

Bundan başka I. Dünya Savaşını izleyen dönemde Wundt sistemi Almanca konuşulan dünyada da kendini iyi ortaya koyamadı. Wundt’un yaşadığı dönemde iki ekol Wundt sistemine gölge düşürdü. Almanya’da Gestalt psikolojisi ve Avusturya’da psikanaliz. ABD’de de işlevselcilik ve davranışçılık Wundt’un yaklaşımının etkisini kaybetmesine sebep oldu.

Ekonomik ve politik faktörlerde-çevresel faktörlerle tekrar karşılaşıyoruz-Almanya’da Wundtçu sistemin kaybolmasında etkili oldu. I. Dünya Savaşında Almanya’nın uğradığı yenilginin ardından gelen ekonomik çöküş üniversitelerin finansal olarak iflasına sebep oldu. Leipzig Üniversitesi dahi Wundt’un son kitaplarını üniversite kütüphanesine satın almaya güç yetiremedi. İlk nesil psikologları yetiştiren Wundt’un laboratuvarı II. Dünya Savaşı sırasında Amerika ve İngiliz uçaklarının attığı bombalarla 4 Aralık 1943’te yı­kıldı. Böylece Wundtçu psikolojinin yapısı, içeriği, şekli ve hatta evi sonsuza dek kaybolmuş oldu.

Wundtçu fikirler zamana karşı koyamamış, günümüz çağdaş psikolojisin­de etkinliğini yitirmiştir. Wundt’un başarıları bunun söylenmesi veya Wundt’tan sonraki psikoloji tarihinin çoğunun Wundt’un alanla ilgili koydu­ğu sınırlara karşı çıkışlardan oluşması sebebiyle küçümseniyor değildir. Aslın­da, bu gerçek onun başarılarını artırmaktadır, ilerleyen hareket karşı çıkılacak noktalara sahip olmalıdır ve Wilhelm Wundt modern deneysel psikolojiye zorlayıcı ve görkemli bir başlangıç sağlamıştır. Wundt’un ölümünden 70 yıl sonra psikoloji tarihiyle ilgili olarak yapılan bir anket Wundt’un tüm zamanların en önemli psikologu olarak görüldüğünü ortaya koymuştur. Sadece bu sonuç bile sistemi uzun zaman önce geçerliliğini kaybetmiş bir bilim adamı için bir onurdur. Şunu eklemek aşırılık olmayacaktır: “Bizim modern psikolo­ji görüşlerimiz-psikolojinin meseleleri, metodları, diğer bilimlerle olan ilişkisi ve sınırları- çoğunlukla Wundt’un içgörülerinden kaynaklanmaktadır” (Bringmann Tweney, 1980, s. 5).

Ek Bilgiler

Almanya’da 1879 yılında ilk psikoloji laboratuvarını kurarak deneysel psikolojinin adımlarını atmıştır. Zihnin yapısını incelemeye alan yapısalcılık ekolünün kurucusu sayılır. Almanya’da Leipzig Üniversitesi’nde kurulan bu laboratuvar sayesinde insan davranışlarının sebepleri bilimsel ortamda araştırmaya tabi tutulmuştur.

Kaynak:

SCHULTZ, Duane P.& SCHULTZ, Sydney Ellen  (2002) A History Of Modern Psychology

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Parent page: Resmi Psikolojinin Kuruluşu
porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort