Sir Francis GALTON (1822-1911)

Bireysel Farklılıklar:

Galton insanın sahip olduğu yeteneklerdeki zihinsel kalıtım ve bireysel farklılıklar gibi meseleleri ele alan çalışmalarıyla evrim ruhunu psikolojiye çok etkin bir şekilde yönlendirmiştir. Galton’un çabalarından önce bireysel farklı­lıklar olgusu psikoloji içerisinde yapılacak ciddi bir çalışmanın konusu olarak hiç düşünülmemişti, bu oldukça ciddi bir ihmaldi. Deneylerinde bireysel fark­lılıklardan söz eden ancak bunları sistematik olarak araştırmayan Weber, Fechner ve Helmholtz başta olmak üzere, konuyla ilgilenen sadece birkaç kişi olmuştu. Wundt ve Titchener bireysel farklılıkları psikolojinin bir parçası olarak ele almamışlardı.

S. F. GALTON

Galton’un Hayatı

Galton olağanüstü bir zekaya (tahminen 200 IQ) ve alışılmamış bir fikir zenginliğine sahipti. Belki de modern psikoloji tarihinde onun bir dengi daha yoktur. Yaratıcı merakı ve üstün yetenekleri onu çok çeşitli meselelere doğru çekiyordu Galton’un ilgilendiği bu meselelerin detaylarının tamamlanması başkalarına kalıyordu. Araştırdığı alanlar arasında parmak izi (Scotland Yard daha sonra bunu kimlik saptamasına uyarla­dı), moda, güzelliğin coğrafi dağılımı, kilo ar­tışı, ırkların geleceği ve duanın etkisi sayılabi­lir. Bu çok yönlü ve yaratıcı adamın ilgisini çekmeyen çok az mesele vardı.

Galton 1822 yılında İngiltere’de Birming­ham yakınlarında, dokuz kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. Babası tüm nüfuz sınıflarında -Parlamento, ruhban sınıfı ve ordu- önemli bireyleri olan, varlıklı ve toplum için­de tanınmış bir aileden gelen başarılı bir bankacıydı. Küçük yaşlardan itibaren Galton aile ilişkileri yoluyla bu önemli insanlardan haber­dar ediliyordu.

Galton 16 yaşında babasının ısrarıyla Birmingham General Hospital’a tıp eğitimi almaya başladı. Burada hastane doktorlarının yardımcısı olarak çalıştı, reçeteleri hazırladı, tıp kitaplarını okudu, kırık kemikleri tespit etti, diş çekti, (tıbbi zorunluluklar sebebiyle) parmak kesti, çocuklara aşı yaptı, klasikleri okuyarak kendisini eğlendirdi. Ancak bu yaşam şekli hiç de hoş değildi ve Galton’u orada tutan sadece babasının devam eden baskısı idi.

Tıbbi yardımcılığı sırasında meydana gelen bir olay onun zaten hep varo­lan merakını ortaya koydu. Galton eczacılıkta çeşitli ilaçların ne şekilde etki göstereceğini kendi üzerinde öğrenmek istedi. Baş harfi “A” olanlardan başla­yarak sistematik bir şekilde küçük dozlar almaya başladı. Bu bilimsel macera “C harfinde, Galton’un güçlü bir müshil olan kroton yağından bir doz alma­sıyla sona erdi.

Hastanede geçen bir yılın ardından Galton tıp eğitimine Londra’daki King Koleji’nde devam etti. Bir yıl sonra planlarını değiştirdi ve Cambridge’de Trinity Koleji’ne kayıt yaptırdı. Galton’un matematik eğitimi aldığı bu okulda şö­minesinin karşısında bir Newton büstü vardı. Çalışmaları ciddi bir sinir bo­zukluğu hastalığıyla kesilmiş olmasına rağmen, takdir alamamış olmanın ver­diği hayal kırıklığıyla da olsa, mezun olmayı başardı. Daha sonra babasının ölümüne dek tıp çalışmalarına devam etti. Babasının ölümü Galton’u bu hiç hoşlanmadığı bu meslekten ayrılmakta özgür bıraktı.

Yolculuk ve keşifler Galton’un dikkatini çekiyordu. 1845 yılında Sudan’a ve 1850 yılında Güneybatı Afrika’ya yolculuk yaptı. Yolculuk izlenimlerini yayınladı ve Güneybatı Afrika ile ardından bilinmeyen bir kara parçasını keşfi sebebiyle Kraliyet Coğrafya Kurumu tarafından bir madalya ile ödüllendirildi. 1850’li yıllarda hem evliliği hem de zayıf düşen sağlığı sebebiyle yolculuklarını sona erdirdi ancak ilmi heyetlerde çalışmayı sürdürdü ve kaşifler için Yolculuk Sanatı isimli bir kitap yazdı. Ayrıca başkalarının yolculuklarını düzen­ledi ve Crimean Savaşı’nda görevli olan askerlere kamp hayatı eğitimi verdi

Yerinde duramayan hevesli hali daha sonra onu meteorolojiye ve hava du­rumu bilgisini haritada göstermede kullanılan aletleri tasarlamaya yöneltti. Meteorolojik bulgularını, hava durumunu haritalarla göstermeye ilişkin ilk ge­niş kapsamlı girişim olarak düşünülen bir kitapta özetledi.

Kuzeni Charles Darwin Türlerin Kökeni Üzerine‘yi yayınlar yayınlamaz Galton bu yeni teoriyle ilgilenmeye başladı. İlk başta evrimin biyolojik yönü onu büyüledi ve kazanılmış özelliklerin kalıtım yoluyla aktarılıp aktaramaya­cağını belirlemek amacıyla tavşanlar arasında kan naklinin etkilerini araştırdı. Evrimin genetik yanı Galton’un dikkatini uzun zaman canlı tutmamasına rağ­men, toplumsal yanı çalışmalarına yol gösterdi ve Galton’un modern psikolo­ji üzerindeki etkilerini belirledi.

Zihinsel Kalıtım

Galton’un psikoloji için ilk önemli çalışması 1869 yılında yayımlanan Ka­lıtsal Deha isimli çalışmaydı. (Darwin bu kitabı okuduğunda Galton’a haya­tında bundan daha ilginç ve orijinal bir şey okumadığını bildirmiştir.) Amacı özel yeteneklerin veya dehanın belli aileler içinde ortaya çıktığını ispat etmekti -yani Galton’un tezine göre tanınmış adamların ünlü oğulları olurdu. (O dö­nemlerde kızların önemli birisiyle evlenmek dışında fazla saygınlık kazanma imkanları yoktu.) Bu kitapta bildirilen biyografi çalışmalarının çoğu bilim adamları veya doktorlar gibi etkili kişilerin atalarının araştırılmasına yönelik­ti. Galton’un bulguları sadece dehanın değil ayrıca dehanın özel bir şeklinin de kalıtım yoluyla aktarıldığını gösteriyordu. Örneğin, büyük bir bilim adamı, bilim alanında saygınlık kazanmış bir aileden dünyaya geliyordu.

Galton’un nihai hedefi daha sağlıklı ve seçkin bireylerin dünyaya gelmesi­ni teşvik ederken, sağlıksız bireylerin dünyaya gelişini önlemekti. Bu sona ulaşmayı sağlamak için soyarıtımı bilimini oluşturmuş ve insan neslinin, çift­lik hayvanlarından farklı olarak, suni seçi yoluyla iyileştirileceğini ispatlamaya çalışmıştı- Galton inanıyordu ki üstün yetenekli olan kadın ve erkeklerin seçi­lerek çiftleştirilmesi, nesiller sonra üstün yetenekli bir ırkın ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktı. Seçici döl verme ve üremede kullanılacak en zeki kadın ve er­keklerin ayırt edilebilmesi için zeka testleri geliştirmeye niyetlendi. Galton bu testlerden en yüksek puanları alanların birbirleriyle tanıştırılmasını ve evlenip çok sayıda çocuk sahibi olmaları için finansal teşvikle bulunulmasını önerdi (Fancher, 1984). (İlginçtir ki soyarıtımı bilimini kuran ve sadece çok zeki olanların üremesi gerektiğine inanan Galton hiç çocuk sahibi olamamıştır. Problemin genetik olduğu anlaşılmaktadır çünkü Gal­ton un erkek kardeşleri de hiç baba olmamıştır.) Galton soyarıtımı tezinin doğruluğunu ispat etme girişimle­ri sırasında, ölçme ve istatistik konularıyla ilgi kurmuş oldu. Kalıtsal Deha‘sında istatistik kavramları kalıtım problemlerine uyguladı ve örneklemindeki ün­lü erkekleri yetenek seviyelerinin nüfus içindeki sıklığına göre sınıflara veya kategorilere ayırdı. Ünlü erkeklerin yine ünlü bir oğula babalık yapma ihtima­li ortalama bir erkekten daha yüksekti. Örneklemi 4000 kişi içerisinde, diğerlerinden daha fazla göze çarpan 977 ünlü adamdan oluşuyordu. Bu grupta şans eseri olarak sadece bir tek ünlü akraba olması gerekirken bu sayı 332 idi. Bazı ailelerde tanınmış biri olma ihtimali yüksekti fakat bu ihtimal Galton için üstün nitelikli çevre ve eğitim gibi göze çarpan bir aileden gelen oğula açık olan fırsatların mümkün olan her türlü etkisini ciddi olarak düşündürecek ka­dar yüksek değildi. Şöhret, veya şöhretin yokluğu Galton’a göre kalıtımın bir fonksiyonuydu, fırsatların değil.

Galton 1874 de İngiliz Bilim Adamlarını ve 1889 da Doğal Kalıtım’ı yazdı. Ayrıca kalıtım problemleri üzerine 30’dan fazla bildiri yayınladı. Galton’un kalıtıma olan ilgisi birey ve aileden başlayıp alan olarak genişlemiş ve tüm bir ırka yayılmıştı. Irkların seçici döl verme ve üreme yoluyla iyileştiril­mesi ihtimaliyle giderek daha fazla ilgilenen Galton kalıtım bilimi olan soyarıtımı ile önerisini resmi hale getirdi. Bunu Londra da Üniversite Koleji Eugenics Laboratuvarının bir kuruluşu olan Biometrika dergisinin oluşturulması (1901) ve ırksal iyileşme fikrinin gelişmesine yardımcı olmak için bir organizasyonun kurulması izledi (1904). Bu kuruluşlar ve dergi hala varlığını sürdürmektedir.

İstatistik Metod

Galton’un ölçme ve istatistiğe olan ilgisinden daha önce söz etmiştik. Tüm kariyeri boyunca bir problemi sayılarla ifadelendirecek ve bunu istatistiksel olarak analiz edecek yöntemler bulmadıkça, problem onu asla tam anlamıyla tatmin etmezdi. Galton sadece istatistiksel metodları uygulamakla kalmamış, ayrıca birkaç teknik de geliştirmişti.

Belçikalı bir istatistikçi olan Adolph Quetelet (1796-1874) istatistiksel metodları ve normal olasılık eğrisini (çan eğrisi) biyolojik ve sosyal bilimlere uygulayan ilk kişidir. Normal eğri daha önceden ölçümlerdeki ve bilimsel gözlemlerdeki hataların dağılımında keşfedilmiş ve kullanılmıştır. Ancak nor­mal dağılım ilkeleri Quetelet’in 10.000 kişiden aldığı boy ölçümlerinin nor­mal dağılım eğrisine yakın olduğunu göstermesine kadar insan değişkenlerine uygulanmamıştı. Quetelet insanların çoğunun dağılımın ortasında veya mer­kezinde kümelendiklerini ve ancak çok azının merkezden uçlara doğru yönel­diği görmüş, bu bulgusunu dile getirmek için l’homme moyen (ortalama insan) terimi kullanmıştır.

Galton Quetelet’in verilerinden çok etkilendi ve benzer sonuçların zihin­sel özellikler için de geçerli olabileceğini varsaydı. Galton, bu amaçla yaptığı bir çalışmada, üniversite sınavlarında alınan notların Quetelet’in fiziksel öl­çüm verileriyle aynı normal dağılımı izlediğini buldu. Normal dağılımın basitliği ve birkaç özellik üzerinde tutarlılık göstermesi sebebiyle Galton, bir öl­çümler dizisinin, iki rakamla anlamlı bir şekilde tanımlanıp özetlenebileceği­ni ileri sürdü: dağılımın ortalama değeri ve bu ortalama değer etrafındaki de­ğişim genişliği veya dağılım, bir başka deyişle aritmetik ortalama ve standart sapma. Böylelikle insan özellikleriyle ilgili geniş bir dizi ölçüm veya değer, bu iki rakama indirgenebilirdi.

Galton’un istatistikle ilgili çalışmaları bilimin en önemli ölçümlerinden bi­risi olan korelasyonu (corelation) verdi. Korelasyonla ilgili ilk bilgi 1888’de or­taya çıktı. Testlerin güvenirliliğini ve geçerliliğini belirlemekte kullanılan mo­dern teknikler, faktör analizi metodları gibi, Galton’un kalıtsal özelliklerin or­talamaya doğru geriledikleri gözleminin bir sonucu olarak ortaya çıkan korelasyonu keşfetmesinin doğal sonucudur. Örneğin ortalamaya göre uzun boylu olan adamların, babaları kadar uzun olmadıklarını gene ortalamaya göre kısa boylu adamların çocuklarının da babalarından uzun olduğunu göz­lemlemiştir. Korelasyon katsayısının temel özelliklerini göstermek amacıyla grafik ortalamaları buldu ve bunun hesaplanabilmesi için, bugün kullanımda olmasa da bir formül geliştirdi.

Galton korelasyon metodunu fiziksel ölçümlerdeki değişimler (varyasyon) için kullandı (örneğin beden yüksekliği ile kafa uzunluğu arasındaki korelas­yonu gösterdi). Galton’un cesaretlendirmesiyle öğrencisi Karl Pearson, günü­müzde korelasyon katsayısının-Pearson r- (the Pearson produet-moment coefficent of correlation) tam olarak hesaplanmasında kullanılan matematiksel formülü geliştirdi. Korelasyon katsayısının geleneksel simgesi r, Galton’un ka­lıtsal insan özelliklerinin ortalamaya doğru gerileme eğiliminde olduğunu keş­fetmesinin onayı için “regression”un (gerileme) ilk harfinden alınmıştır.

Korelasyon mühendislik ve doğa bilimlerinde olduğu gibi, sosyal ve dav­ranış bilimlerinde de temel araçtır. Diğer pek çok istatistik teknik Galton’un öncü çalışmalarının temelinde geliştirilmiştir.

Zihinsel Testler

Zihinsel testler terimi ilk olarak Wundt’un ilk öğrencilerinden ve Galton’un yandaşlarından olan James McKeen Cattell tarafından kullanılmış ol­masına rağmen zihinsel testleri (mental tests) ortaya koyan kişi Galton’dur. Galton zekanın kişinin duyusal kapasite seviyesi açısından ölçülebileceğini varsaymıştır – yüksek zeka, yüksek duyusal işlev seviyesi. Galton bu varsayı­mı J. Locke’un tüm bilgilerin kaynağının duyumlar olduğunu ileri süren empirist görüşünden türetmiştir. Galton’a göre eğer bu görüş doğruysa bunu şu sonuç izler: “en yetenekli bireyler en güçlü duyumlara sahip olanlardır, ldiotların en düşük seviyesi bu şekildeki düşünceyi destekleyecek derecede duyumsal dezavantajlı durumdadır” (Loevinger. 1987. s.98).

Galton’un çok sayıda insan üzerinde çabuk ve tam psikolojik ölçümler yapılabilmesini sağlayacak aletler icat etmesi gerekiyordu. Becerikliliği ve he­vesli bir insan oluşunun da etkisiyle birkaç alet tasarladı. Hayvanların oldu­ğu kadar, insanların da duyabileceği en yüksek frekansı belirlemek amacıyla bir düdük icat etti. (Galton Londra hayvanat bahçesi boyunca içi oyulmuş bir sopaya iliştirilmiş düdükle yürür, düdüğü çalışır hale getirmek ve hayvanların tepkilerini gözlemlemek amacıyla kauçuk hazneyi sıkıştırırdı.) Geliştirilmiş şekliyle “Galton düdüğü”, 1930’larda daha karmaşık elektronik aletlerle yer değiştirmesine kadar psikoloji laboratuvarının standart bir teç­hizatı idi.

Galton’un icadı olan diğer aletler arasında deneğin iki renk noktasını ke­sin karşılaştırabilme yeteneğini ölçmek için bir fotometre, seslere ve renklere tepki zamanını ölçmek için ayar edilebilir bir sarkaç, kinetik duyarlılığı ölç­mek için sıralanmış bir dizi uygun ağırlık, görsel genişliğin değerlendirilebil­mesi için değişken uzaklık ölçekli bir renk şeridi ve koku duyumu ayrımının test edilmesi amacıyla içinde farklı maddeler olan bir dizi şişe. Galton’un test­lerinin çoğu bugün psikoloji laboratuvarlarında kullanılan standart gereçlerin ilk örnekleridir.

Yeni testleriyle donanan Galton bir yığın veriye ulaşmak için ilerlemeye devam etti ve 1884’de Uluslararası Sağlık Sergisinde Antropometrik laboratuvarını kurdu, daha sonra Londra’daki Güney Kensington Müzesine geçti. Laboratuvar 6 yıl faaliyette kaldı ve 9.000’den fazla insandan veri top­landı. Antropometrik ve psikometrik ölçüm aletleri dar bir odanın sonun­daki uzun bir masada dizildi. Üç penslik giriş ücretini ödeyen birinin du­yumsal kapasitesi daha sonra verileri bir karta yazacak olan görevli memur tarafından ölçülebilirdi. Yukarıda belirtilenlere ek olarak ayrıca kilo, boy, nefes gücü, çekme ve sıkma şiddeti, üfleme hızı, duyma, görme ve renk du­yumu ölçümleri de yapılıyordu.

Bu geniş ölçekli test programının amacı insan yeteneklerinin kapsamını belirlemekti. Galton tüm Büyük Britanya halkını test etmek istemişti. Böy­lelikle insanlar kolektif zihinsel kaynaklarının tam miktarını ve seviyesini bilebilecekti.

Yüzyıl sonra bir grup Amerikalı psikolog (Johnson ve diğerleri, 1985)Galton’un verilerini analiz ettiler ve verilerin istatistiksel güvenilirliğini gösteren güçlü bir test-tekrar test korelasyonu buldular. Ayrıca, bu veriler test edilen insanların çocukluk, ergenlik ve olgunluk dönemlerinde gösterdikleri gelişim­sel eğilim hakkında faydalı bilgiler sağlıyordu. 100 yıl önceki gelişim oranı bi­raz daha yavaş gibi görünmesine rağmen kilo, kol uzunluğu, nefes gücü ve sıkma şiddeti gibi ölçümlerin, günümüz psikoloji literatüründe anlatılan geli­şim yeteneklerine benzer olduğu görülmüştür. Böylelikle Gabon’un verileri öğretici olmaya devam etti.

Fikirlerin Çağrışımı

Galton çağrışım alanında iki problem üzerinde çalıştı: fikir çağrışımlarının farklılığı ve çağrışımların oluşması için gereken süre (tepki zamanı)

Fikir çağrışımlarının farklılığını araştırmaya yönelik metodlardan biri Londra’nın bir caddesi olan Pall Mail boyunca yaklaşık 500m. yürümek ve Trafalgar Meydanı ile St. James Sarayı arasını koşarken dikkatini bir nesnede yoğunlaştırmak idi, ta ki bu nesne test edilen kişinin aklına bir veya daha faz­la çağrışımlı fikir getirene dek. Bunu ilk kez denediğinde, görmüş olduğu yak­laşık 300 nesneden gelişen çağrışım sayısı Galton’ı şaşırtmıştı. Galton bu çağ­rışımların çoğunun uzun zaman unutulmuş olan olaylar da dahil olmak üze­re, geçmiş deneyimlerin hatırlanması olduğunu keşfetmiştir. Yürüyüşü birkaç gün sonra yinelediğinde ilk yürüyüşte ortaya çıkan çağrışımların önemli ölçüde tekrarlandığını fark etti. Bu bulgu Galton’un fikir çağrışımlarının farklılığı çalışmalarına ilgisini büyük ölçüde azalttı ve Galton bunun yerine daha kullanılabilir sonuçlar veren tepki-zamanı deneylerine geri döndü.

Galton her birini ayrı bir pusula kağıdına yazarak 75 kelimelik bir liste hazırladı. Bir hafta sonra, her bir kelimenin iki çağrışım oluşturması için gere­ken süreyi kaydetmek üzere bir kronometre kullanarak, teker teker inceledi. Çağrışımların çoğu tek kelimelikti ancak birkaçı, tasviri için birkaç kelime ge­reken zihinsel resimler veya hayaller şeklinde görünmüştü.

Bir sonraki görevi bu çağrışımların kökenlerini belirlemekti. Bunların yak­laşık %40’ının çocukluğundaki ve yetişkin kişilik üzerinde, çocukluk dene­yimlerinin etkisinin ilk gösterimi olan ergenlik çağındaki olaylarla ilişkili ol­duğunu keşfetti.

Çağrışımın ilk kez deneysel olarak araştırılması da çok büyük önem taşı­yordu. Galton’un buluşu olan kelime çağrışım testi (word association tests), çağ­rışımın laboratuvar deneklerine tabi tutulması girişimini belirtiyordu. Wundt bu tekniği cevabı bir tek kelimeyle sınırlayarak uyarladı ve Leibzig’de kullan­dı. Carl Jung kendi kelime çağrışım çalışmaları için Galton’un bu çalışmasını tüm detayları ile ele aldı.

Zihinsel Benzetmeler

Galton’un zihinsel benzetmeler araştırması psikolojik anketlerin ilk yaygın kullanımını işaret eder. Deneklerden bir sahne hatırlamaları -mesela o sa­bahki kahvaltı masaları- ve bu sahnenin hayalini ortaya koymaya çalışmaları istenmişti. Hayallerinin bulanık veya berrak, aydınlık veya karanlık, renkli veya renksiz vs. olduğunu bildirmeleri talimatı verilmişti

Galton ilk şaşkınlığı ilk denek grubu hiçbir berrak benzetme bildiremeyince yaşadı. Hatta kimileri Galton onlara hayalleriyle ilgili sorular sorduğun­da, onun neden bahsettiğinden bile emin değillerdi. Daha sonra biraz daha or­talama düzeyden deneklerle yapılan araştırmalar tüm detay ve renkleriyle, berrak ve farklı hayallerin bildirilmesiyle sonuçlanmıştı. Galton özellikle ka­dın ve çocukların yaptığı benzetmelerin yoğun ve detaylı olduğunu fark et­mişti. Daha fazla insan sorgulandığında, benzetmelerinde nüfus içerisinde hemen hemen normal dağıldığı görülmüştü.

Galton’un benzetme çalışmaları, çoğunlukla onun ulaştığı sonuçları des­tekleyen, uzun bir araştırma dizisi başlattı. Araştırmalarının çoğunluğu gibi, benzetmeye olan ilgisi de genetik benzerlikleri gösterme girişimleriyle aynı köktendi. Örneğin, kardeşlerin yaptığı benzetmelerin birbirine yabancı insan­ların benzetmelerden daha fazla birbirine benzediğini bulmuştu.

Ek Araştırmalar

Şimdiye kadar bahsedilen araştırma alanları Galton’un psikoloji üzerinde­ki etkilerinin ana kaynaklarını oluşturur. Sadece Galton’un doğal yetenekleri­nin zenginliğini ve çeşitliliğini göstermek amacıyla, yaptığı başka pek çok araştırmadan sadece birkaçını burada ele alacağız.

Galton bir defasında kendisini bir akıl hastasının yerine koymaya çalışmış ve yürürken gördüğü herkesin ve her şeyin bir casus olduğunu hayal etmişti. “Sabah gezintisinin sonunda, her at onu ya doğrudan izliyormuş ya da casus­luğunu gizlemek için sanki dikkatini vermiyormuş gibi davranarak gizlice gözetliyormuş gibi gelmeye başlamıştı”(Watson, 1978, ss. 328-329).

Galton evrim ve köktenci teoloji arasındaki tartışmanın zirvede olduğu bir dönemde yaşadı. Büyük bir tarafsızlıkla problemi incelemiş ve pek çok insa­nın ateşli dinsel inanışlarının olmasının, bu tür inançların gerçek olduğuna dair bir kanıt olmadığı sonucuna varmıştı. Sonuca ulaşmada dua etmenin et­kisini araştırmış ve bir doktorun hastasını tedavi ederken, bir meteoroloji gö­revlisinin hava durumundaki değişiklikleri incelerken, veya bir rahibin dünya işlerini hallederken duanın yeri olmadığı sonucuna varmıştı.

Galton kendisini dindar olarak tanımlayan insanlarla böyle bir düşüncesi olmayan insanlar arasında, kendi duygusal yaşantıları veya başkalarına karşı olan davranışları açısından ancak çok az bir fark olduğuna inanmıştı. Dünya­ya dini dogmaların yerini alabilecek, bilimsel, yeni bir inanç dizisi sunmayı is­temişti. Bizim amacımızın cennette bir yer edinmekten çok, soyarıtımı yoluy­la daha kaliteli ve soylu bir ırkın evrimsel gelişimini sağlamak olması gerekti­ğini düşünmüştü.

Galton hep bir şeyleri sayar gibi gözükürdü. Konferanslarda veya tiyatro­da sıkılmanın bir ölçüsü olarak gördüğü izleyici kıpırdanışlarını ve esnemele­rini sayardı. Bir portresi olduğunda ise, resme vurulan fırça darbelerini saymıştı-yaklaşık 20.000 tane. Bir defasında sayılar yerine kokularla saymayı de­nemeye karar vermişti. 1,2,3 rakamlarının ne olduğunu unutmak için kendi­ni eğitimden geçirmiş ve kısa bir süre içerisinde, sayı değerlerini kafur ve na­ne gibi kokulara tahsis etmişti. Sayılar yerine kokuları düşünerek toplama ve çıkarma yapmayı öğrenmişti. Bu zihinsel alıştırmanın ardından “Kokular Yoluyla Aritmetik” başlıklı bir yazısı Amerikan dergisi Psikoloji Eleştirileri’nin ilk sayısında yayımlanmıştı.

Yorum

Galton psikolojik bir türün faaliyetlerini araştırmakla sadece 15 yıl meş­gul oldu, ancak onun bu kısa süre esnasında gösterdiği çabalar psikolojinin alacağı yönü kuvvetle etkiledi. Galton bütünüyle bir psikolog değildi, bundan daha çok bir soyarıtımcısı veya antropologdu. O doğal yetenekleri ve mizacıy­la herhangi bir bilim dalının sınırlarının kuşatamayacağı kadar çok yönlü bir insandı. Galton’un ilk kez başlattığı ve psikologların ilgilendiği çalışmaları tek­rar düşünün: uyum, katılım- çevre karşılaştırması, türlerin karşılaştırılması, çocuk gelişimi, anket metodu, istatistik teknikler, bireysel farklılıklar ve zihin­sel testler. Galton’un çalışmaları Amerika’yı Wundt’un çalışmalarından daha fazla etkilemiştir. “Bilim tarihi içerisinde [bilime olan yaklaşımında] böylesine zeki, çok yönlü, ilgileri ve yetenekleri bu denli geniş, önyargılarla çok az sınırlanmış bir araştırmacıya bir daha asla rastlamayız. Galton’la karşılaştırıldığında ötekilerin hepsi (tek istisna belki William James olabilir) biraz sıkıcı ve bilgiçlik taslayan, bakış açılarıyla da at gözlüğü takmaya eğilimli insanlardır (FIugel&West, 1964, s. 111).

Kaynak:

SCHULTZ, Duane P.& SCHULTZ, Sydney Ellen  (2002) A History Of Modern Psychology

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort