SOSYAL FOBİ

Toplum içinde konuşurken ya da herhangi bir eylem yaparken kızarma, terleme, ellerin titremesi, kendini küçük düşürecek yanlış bir şey yaparım korkusu olarak tanımlanır. Bu nedenle kişi topluluk içine girmekten kaçınır, böyle durumlara girmek zorunda kalınca bunaltının bütün öznel ve nesnel belirtileriyle rahatsız olur. Hasta bu korkunun ve belirtilerinin topluluk içinde herkes tarafından fark edileceğinden de korkarak topluluğa girmekten çekinir, bahaneler bularak kaçınır. Jerilyn Ross’a göre sosyal fobikler de başkaları tarafından incelenme ve değerlendirmeye tabi tutulacaklarını düşündükleri herkes önünde konuşmak, yemek yemek, yazı yazmak, genel tuvaletleri kullanmak ve telefon konuşmaları yapmaktan aynı derecede sıkılır, utanç duyar, kendilerini aşağılanmış hisseder ve korkarlar.

Sosyal fobide kişinin başlıca korkusu başkalarının yanında küçük düşeceği, sıkıntı duyacağı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı korkusudur. Bu kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar.

Sosyal fobik bireylerde çeşitli sosyal ortamlarda olumsuz bir şekilde değerlendirilecekleri, küçük düşecekleri, sıkıntı ya da utanç duyacakları bir şekilde davranabilecekleri konusunda orantısız bir ölçüde korku bulunur.

EPİDEMİYOLOJİK ÖZELLİKLER

1960’ların başlarında sosyal fobi terimi ilk kez kullanılmaya başlandığında görece nadir bir bozukluk olduğuna inanılmakta idi. Daha önceleri sosyal fobinin toplumun %1’inden azını etkileyen bir bozukluk olduğu düşünülürken son yıllarda tanı koymak için kullanılan ölçütlere ve görüşme araçlarına bağlı olarak her on kişiden birinde yaşamının bir döneminde sosyal fobi görüldüğü söylenebilir.

Sosyal fobi yaşam boyu yaygınlığı en yüksek olan anksiyete bozukluğudur. Sosyal fobinin yaşam boyu yaygınlığı %3-%13 arasında değişmektedir. Avrupa’da yapılan araştırmalarda sosyal fobinin yaşam boyu yaygınlığının %9.6-%l6 arasında değiştiği belirlenmiştir. Bu rakamlar sosyal fobinin Birleşik Devletler1 deki yaşam boyu yaygınlığına (%13.3) ilişkin verilerle büyük ölçüde uyuşmaktadır.

Sosyal fobi ve/veya benzeri durumlar her kültürde bulunmaktadır. Ancak görünümü, farklı toplumlarda çok değişik olabilir. Örneğin, Japonya’da aşın utangaçlığı tanımlamak için Shinka Shitsu terimi kullanılmaktadır. Aslında bu bireyler sosyal fobik bireyler olabilir. Sosyal fobi Batı toplumlarında, Doğu toplumlarına göre daha yaygındır.

Sosyal fobi çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. Sosyal fobik kişilerin yaklaşık olarak %40’ında hastalık 10 yaşından önce başlar. Hastaların % 95’inde hastalık 20 yaşından önce ortaya çıkmıştır. Bozukluğun ergenlik döneminde ortaya çıkması ciddi sorunların gelişmeline yol açar.

Sosyal fobinin yol açtığı sorunlar

Okulda başarısızlık Mesleksel kısıtlılıklar

Çalışamama

Becerilerinin altında bir işte çalışma İşinde ilerleyememe

Toplumsal işlev bozuklukları Toplumsal etkileşimlerde kısıtlılık

Karşı cinsten biri ile birlikte olamama

Arkadaşlıklar kuramama ve sürdürememe

Ekonomik bağımlılık

Alkol kötüye kullanımı ya da bağımlılığı (bunaltıyı yatıştırmak için )

Çökkünlük Agorafobi

Özkıyım düşünceleri ya da girişimleri

Topluma dayalı araştırma verilerine göre sosyal fobinin yaygınlığının kadınlarda erkeklere göre daha yüksek olduğu söylenebilir. Ancak sosyal fobi kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülmektedir. Sosyal fobi bu özelliği ile diğer fobik bozukluklardan ayrıcalık göstermektedir. Erkeklerin kadınlara göre bazı başetme düzenekleri (örneğin, alkol kullanımı) kullanmaları daha olasıdır. Bu durum, topluma dayalı araştırmalarda erkeklerdeki sosyal fobi yaygınlığının olduğundan daha az olarak hesaplanmasına yol açabilir. Buna karşılık klinikte ayaktan veya yatarak tedavi edilen kadınlarda da sosyal fobi oranı olduğundan daha düşük değerlendirilebilir. Çünkü kadınlar sosyal fobik durumlardan kaçınmak için erkeklere göre daha iyi fırsatlara sahiptir. Örneğin, bütün günü evde geçirmek kişiyi sosyal etkileşimlerden uzak tutmak için oldukça iyi bir yöntemdir. Bu tür kadınlar böylece tedavi açısından hiçbir şekilde yardım istemeyebilirler.

İş ararken ya da işe alınma sırasındaki mülakatlar sırasında üstleri ya da meslektaşları ile konuşurken anksiyete duydukları ya da konuşmaktan kaçındıkları için önemli ekonomik kayıplara uğrayabilirler. Sosyal fobik bireyler genelde sosyo-ekonomik olarak toplumun daha alt sınıflarının üyesidirler. Bu kişilerin işlerinde ilerleme gösteremedikleri ve %20’den daha fazlasının ekonomik olarak ailelerine bağımlı olduğu bilinmektedir.

Sosyal fobik kişiler sınıf içinde derslere katılımdan kaçınırlar ve çoğu zaman sınav anksiyeteleri çok belirgindir. Tüm bu özellikler nedeniyle okul başarıları gerçek kapasitelerinin çok altındadır. Bu durum sosyal fobik bireyleri kariyer ve buna bağlı olarak ekonomik yönden oklukça olumsuz etkiler. Benzer şekilde sosyal fobi kişinin başka bireylerle ilişki kurma ve etkileşimini de önemli ölçüde bozduğu için çoğunlukla karşı cinsten kişilerle tanışamaz; flört edemez ve karşı cinsten biriyle çıkmaktan kaçınırlar.

OLUŞ NEDENLERİ

Sosyal fobik bireylerin birinci dereceden biyolojik akrabalarında sosyal fobi ortaya çıkma olasılığı, sosyal fobisi olmayan kişilerin birinci dereceden akrabalarında sosyal fobi gelişme olasılığına göre yaklaşık üç kat daha fazladır. Ayrıca sosyal fobi bazı ailelerde daha fazla görülmektedir.

Bu veriler sosyal fobi gelişiminde genetik etmenlerin önemi bir rol oynayabileceğine işaret etmektedir. Ancak çevresel etilenlerin önemi de vurgulanmalıdır. Anne-baba ileri derecede anksiyöz, aşırı koruyucu ve kollayıcı olabilirler. Bu tür anne-baba tutumuna karşılık çocuğun özerkleşmesi çoğu kez mümkün değildir. Böyle çocuk araştırıcılıktan uzak bazı şeyleri tek başına başlatıp sonuca ulaştıramayan: bağımsız karar veremeyen; kendi kontrolü başkalarının denetiminde bir kişi olur. Böylece dıştan gelecek eleştirilere duyarlı, kendi değeri ve kendine güven konusunda başkalarının değerlendirmelerine bağımlı, kendine güvensiz bir kişi şekillenir. Böylece başetme becerileri repertuvarı yönünden yetersiz olan kişi diğer bireylerle olan ilişkilerden kaçınır.

Sosyal fobik kişilerin anne-babalan, diğer anne-babalara göre aşırı koruyucu ve kollayıcı olmakla birlikte; çocuklarının bakımına daha az düşkün ve daha reddedici bireylerdir. Bu ise bazı kişilerde sosyal fobi gelişimi için psikolojik bir yatkınlık yaratmaktadır. Bu kişilerin anne-babaları yeni durumlardan korkar ve bu durumlarda sürekli olarak kaygı duyarlarsa çocuk; bunun doğal bir tepki olduğuna inanabilir ve benzer durumlar anne-baba’ya benzer tepkiler verebilir.

KLİNİK BELİRTİLER

DSM-IV-TR’ye Göre Sosyal Fobi Tanı Kriterleri

  1. Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği , bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyma. Kişi küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar (ya da anksiyete belirtiliri gösterir). Not: çocuklarda, tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi olmalı ve anksiyete, sadece erişkinlerle olan etkileşimlerinde değil, yaşıtlarıyla karşılaştığı or­tamlarda da ortaya çıkmalıdır.
  2. Korkulan toplumsal durumla karşılaşma hemen her zaman anksiyete doğurur, bu da duruma bağlı ya durumsal olarak yatkınlık gösterilen bir panik atağı biçimini alabilir. Not: çocuklarda anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma ya da tanıdık olmayan insanların olduğu toplumsal durumlardan uzak durma olarak dışavurulabilir.
  3. Kişi korkusunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Not: çocuklarda bu özellik bulunmayabilir.
  4. Korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlardan kaçınılır ya da yoğun anksiyete ya da sıkıntıyla bunlara katlanılır.
  5. Kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlarda sıkıntı duyma, kişinin olağan günlük işlerinin, mesleki (ya da eğitimle ilgili) işlevselliğini, toplumsal ekinliklerinin ya da ilişkilerini bozar ya da fobi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı vardır.
  6. 18 yaşın altındaki kişilerde süresi en az 6 aydır.
  7. Korku ya da kaçınma bir maddenin (örn. Kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir ve başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz (örn. Agorafobi ile birlikte ya da olmadan panik bozukluğu, ayrılma anksiyetesi bozukluğu, vücut dismorfik bozukluğu, yaygın bir gelişimsel bozukluk ya da şizoid kişilik bozukluğu).
  8. Genel tıbbi bir durum ya da başka bir mental bozukluk varsa bile A tanı ölçütünde sözü edilen korku bununla ilişkisizdir. Örn. Korku, kekemelik, Parkinson hastalığındaki titreme ya da anoreksiya nevro­za ya da bulimia nervozadaki yemek yeme davranışı ile ilişkili değildir.

Varsa belirtiniz:

Yaygın: Korkular çoğu toplumsal durumu kapsıyorsa (örn. Söyleşileri başlatma ve sürdürme, küçük topluluklara katılma, karşı cinsle çıkma, üstleriyle konuşma, partilere gitme). Not: çekingen kişilik bozukluğu ek tanısını koymayı da düşününüz.

Sosyal fobide kişinin temel korkusu, başkalarının yanında küçük düşeceği, sıkıntı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı korkusudur. Bu kişiler kendilerinin başkaları tarafından incelenme ve değerlendirmeye tabi tutulacaklarının düşündükleri tüm kişilerarası etkileşimlerden ve toplumsal durumlardan kaçınırlar Böyle durumlarda bunaltının tüm belirtileri ortaya çıkar. Yani çarpıntı, terleme, ellerde titreme, mide-bağırsaklarda rahatsızlık, yüz kızarması gibi bulgular gelişir. Kişiler bu yaşadıkları bunaltının çevredeki diğer kişiler tarafından farkedileceğini düşünürler. Bu hastanın bunaltısını daha da arttırır. Bazen yaşadıkları bunalımın şiddeti panik atağı düzeyine ulaşabilir. Ancak bu tür bir panik atak; panik bozukluğunda hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkan panik ataklarından farklıdır. Çünkü sosyal fobiklerde bu tür bir tepki beklenmedik bir anda kendiliğinden değil ; daha çok toplumsal durumlarda ortaya çıktığı için durumsal panik atakları olarak adlandırılır. Sosyal fobik tepki geliştirilen en önemli ortamlar şunlardır; Başkalarının önünde konuşma, başkalarının yanında yemek yeme, başkalarının yanında yazı yazma, genel tuvaletleri kullanma; görüşmelere ve her türlü toplantıya katılma.

TEDAVİ

Sosyal fobinin tedavisinde psikoterapi ve ilaç tedavisinden yararlanılmaktadır. Tüm toplumsal etkileşimlere karşı fobik tutumla karakterize yaygın sosyal fobide monoamin oksidaz inhibitörleri (Aurorix), seçici seratonin geri alım inhibitörleri ve güçlü etkili benzodiazepinler oldukça etkilidir. Bu kişilerde fobik uyaranla karşılaşmadan kısa bir süre önce uygulamak koşuluyla beta-blokerler kullanılabilir. Psikoterapide ise hastaların fobik uyaranla yüzleşmesini temel alan bilişsel-davranışçı tedaviler uygulanmaktadır. Bu tedavilerde hasta, fobik uyaranla karşılaşması için cesaretlendirilir ve desteklenir.

NOT: Bu yazı bilgi amaçlıdır. Kesin tanı ve tedavi için uzman doktora başvurunuz.

KAYNAKLAR:

KAPLAN HI, SADOCK BJ, GREEB JA,: Kaplan and Sadock’s Synopsis of Psychiatry, William&Wilkins, 2009

ÖZTÜRK, M. O., Ruh Sağlığı Ve Bozuklukları Cilt I, 11. Baskı, Ankara, 2008

ALPER, Y., BAYRAKTAR, E., KARAÇAM, Ö., Herkes İçin Psikiyatri, Era Yayıncılık, Birinci Basım, 1997, İSTANBUL

Anahtar Kelimeler:
 

Varoluşçu Terapi

4 Yorum

  1. Fatma dedi ki:

    Sosyal fobi aynı zamanda içe kapanıklığın nedenleri arasında sayılabilir mi? ben de de buna yakın bir durum vardı, konuşup yanlış birşey söyleyerek alay konusu olmaktan çekinirdim. çünkü küçükken başıma böyle birşey geldi daha sonra acaba ne konuşayım diye sürekli susar, pek konuşmaz oldum.. ama şimdi iyiyim tabi

  2. Uğur dedi ki:

    Teşekkürler emeğinize sağlık hazırladığınız bu faydalı makaleler için. Sosyal fobiden muzdarip olan arkadaşlar için yararlı olduğunu düşündüğüm bu e kitabı web sitenizde paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm. Kitabın web sayfasına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

    http://www.xticaret.com/xticaret/?2372_64794

  3. Erman dedi ki:

    Kendinizi Asla AŞAMAYACAKSINIZ!!!
    Hayatınızda bir değişiklik yapmak istemez miydiniz? Hayatta yapacağımız her iyi işte, atacağımız her güzel adımda özgüvenimiz gelişir ve ayaklarımızın yere daha sağlam bastığını hissederiz. Gerçekten de böyledir. İnsanlar atılımlarından geri bırakıldığında bir boşluğa düşmektedir. Böylelikle karşılarına çıkacak olan yeni problemlerin üstesinden gelmeye olan inançları da kalmamaktadır. Hal bu ki Her şeyden önce kişi kendini sevmeli. Kişi kendisine değer verdiğinde kendisi için en iyisini isteyecektir. Bu atılım onu hayatta başarılı olmaya zorlayacaktır(Başarıya inanacaktır). Şimdi sizlere Dost tavsiyesi Hadi gelin bir adım atalım geleceğe daha sağlam bakabilmek için. Hadi gelin Bir adımda daha atalım başarıyı kendimize aşık etmek için…
    Sitemizi ziyaret edin… Artık bu sorunu toplumca ortadan kaldıralım.
    Şimdiden Size Teşekkür Ederim…
    http://tinyurl.com/hf8m2fo

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porno izle mobil porn kızlık bozma porno
jigolo vidanjor isleri yetiskin porno porno film seks video tuzla escort kartal escort jigolo arayan bayanlar pendik escort porno izle kadikoy escort pendik escort